• BIST 104.123
  • Altın 145,814
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Ankara 12 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Konya 16 °C
  • Antalya 21 °C
  • Diyarbakır 16 °C
  • Erzurum 6 °C
  • İzmir 15 °C
  • Rize 19 °C

Kur'an'a Hakaretleri Protesto Etmek Provokasyonlara Gelmek Midir?

Nureddin Şirin

Amerika"nın Florida eyaletindeki Terry Jones adlı siyonist güdümlü bir papazın “11 Eylül Dünya Kur"an Yakma Günü” adı altında başlattığı, bilahare kendisinin geri adım atmasına karşın, aynı günde Derek Fenton adlı bir alçağın Kur"an-ı Kerim"i yakması ve bunu başkalarının da izlemesi üzerine İslam dünyasında şiddetli tepkiler gelmeye başladı.

Dünyanın değişik bölgelerinde meydanlara dökülen müslümanlar bu şeytanca girişimin arkasındaki Amerikan yönetimi ve siyonist İsrail rejimini telin etmek için tekbirler getirip sloganlar atarken üzerlerine yağan kurşunlarla al kanlara boyanıp yerlere düşüyordu; Keşmir"de 14 Şehid ve çok sayıda yaralı, Afganistan"da ise 5 şehid, çok sayıda yaralı.

Kur"an-ı Kerim"in ihtiramının savunulması uğruna kendilerini feda eden Keşmirli ve Afganlı kardeşlerimizin yanı sıra, dünyanın birçok bölgesinde Müslümanlar kitleler halinde büyük protesto gösterileri düzenlemeye başladı; bu gösterilerin giderek arttığı ve yayıldığını gözlemliyoruz.

Aynı sorumluluk ve idrak ile hareket etmek isteyen Türkiyeli Müslümanlar da, İstanbul ve diğer şehirlerde protesto gösterileri düzenledi ve bu protestolar büyüyerek devam etmektedir.

Ne gariptir ki, geçmişte yaşanılanlardan farklı olarak, bu kez Kur"an"ın yakılması girişimine Türkiye"den farklı yaklaşımlar gelmeye başladı; bazı kardeşlerimiz yapılan hakaretleri neredeyse önemsemez bir tavır içine girerken, bazı kardeşlerimiz de, saldırıyı telin etmekle birlikte, yapılanların bir "provokasyon" olduğu ve kendini bilmez bazı ahmakların kendilerini gündem etmek için böyle bir işe karıştığı, sonuçta, böylesi provokasyonların etkisiyle İslam düşmanlarının hesabına gelecek bir tepkisellik içine girilmemesi gerektiğini beyan etmekteler.

Hafızalarımızı tazeleyecek olursak, 1989 yılında Selman Rüşdi adlı İngiliz vatandaşı bir Hindli"nin “Şeytan Ayetleri” adlı kitabını yazmasıyla birlikte Türkiye"de ve İslam dünyasında çok sert tepkiler gösterildi; yine o dönemde düzenlenen protesto gösterilerinin bazılarında kardeşlerimiz şehid olmuştu.

Acaba, Hz. Resul-i Ekrem (s.a.v) ve hanımlarına en aşağılık ifadelerle saldırıp hakaret eden Selman Rüşdi adlı bu şahıs, kendisini gündeme getirmek isteyen dengesizlerden biri değil miydi? Selman Rüşdi hangi ülkenin yöneticisi, hangi istihbarat servisinin yetkilisi ve hangi uluslar arası bir kurumun temsilcisi idi?

İslam dünyası bu alçağa karşı tepki gösterirken, hangi inanç ve sorumlulukla, hangi bilinç ve duyarlılıkla hareket etmişti? Düzenlenen protesto gösterilerinin amacı neydi? Bu gösteriler kendini bilmez bir dengesizin çılgınca girişimine karşı içine düşülen bir oyun, ya da düşmanların hesabına yarayan bir adım mıydı?

Merhum İmam Humeyni Selman Rüşdi için bütün Batı ülkelerini karşısına alma ve İran"ın dünyada yalnızlaşmasına yol açması pahasına “ölüm fetvası” verirken, hangi hüküm ve delilden hareket etmişti?

Her şeyden önce şunun tesbitini yapmamız gerekiyor: İslam fıkhı, Allah, Peygamber"e ve Kur"an-ı Kerim"e karşı yapılan saygısızca ve alçakça hakaret ve saldırıların hükmünün “idam” olduğunu beyan ediyor. Her kim ki, kasten Allah"a, resulüne ve Kur"an-ı Kerim"e hakaret etmeye kalkarsa, o kişinin cezası “öldürülmek”tir.

Bunun ilk uygulayıcısı da Hz. Resulüllah (s.a.v) olmuş, Hz. Resulüllah"a hakaret eden, şiirlerle onu hicvederek Müslümanlara karşı psikolojik bir savaş sürdüren Kab Bin Eşref adlı yahudiyi bizzat talimat vererek öldürtmüştür.

Medine"de Ben-i Kaynuka kabilesine mensup bazı Yahudilerin bir Müslüman kadının hicabını üzerinden çekip alması üzerine, Hz. Resulüllah (s.a.v) Ben-i Kaynuka kabilesine savaş ilan etmiştir.

Sonuçta, İslam"ın mukaddesatına saldırı ve hakaretler bir “savaş sebebi”dir; eğer Müslümanların saldırganları cezalandırılabilecek güç, imkan ve fırsatları verse, bu hükmü infaz etmekten geri durmaları Allah katında büyük bir suç ve vebaldir.

Ancak Hz. Resul-i Ekrem"in buyurduğu üzere, Müslümanlar bir “münker” gördüklerinde onu önce elleri ile düzeltmeleri, bunu yapamıyorlarsa dilleri ile itiraz etmeleri, bunu da yapamıyorlarsa kalpleri ile buğz etmeleri emredilmiştir. Zaten Kur"an-ı Kerim"deki emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker ayetlerinin manası da budur. Cihad, emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker Müslüman kimliğinin ve pratiğinin ayrılmaz bir parçasıdır; bu noktada İslam bir cihad, mübareze ve mukavemet dinidir.

Hz. Resulüllah (s.a.v) bir rahmet önderidir; ancak Resulüllah"ın kendi beyanıyla, aynı zamanda o bir “savaş peygamberi”dir…

Bizler Hz. Resulüllah"ın ümmeti olarak, ne karşılaşabileceğimiz bir takım sıkıntı ve zorluklardan, ne baskı ve tehditlerden, ne de kınayıcıların kınamasından çekinerek, cihad, mübareze, mukavemet, emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker vazifelerimizi erteleyemez ve öteleyemeyiz, belki sadece bu vazifelerimizi ifa ederken güç ve imkanlarımızı, içinde bulunduğumuz şart ve maslahatları gözetebiliriz. Bu da, Kur"an"a yapılacak hakaretlere tepki vermemek gibi bir durumun sebebi ve gerekçesi asla olamaz.

Yine biz Türkiyeli Müslümanların kendi pratiklerinden bir örnek verecek olursak; Aydınlık gazetesi, Şeytan Ayetleri"nin gazetede yayınlanmaya başlayacağını duyurduğu ve bununla ilgili duvarları afişlerle doldurduğu zaman bir araya gelip, böyle bir şeyin gerçekleşmesi durumunda en sert bir şekilde tepki vereceğimizi duyurmuştuk. Aziz Nesin"in inisiyatifiyle başlayan bu girişim gerçekleşince de, tepkilerimizi ortaya koymaya başlamış, değişik protesto eylemlerinin yanı sıra, gazetenin bayilerde satılmaması için fiili önlemler almaya başlamıştık.

Söz konusu gazetenin geçmişteki misyonunu da göz önüne getirdiğimizde, acaba Şeytan Ayetleri"nin Türkçe yayınlanmak istenmesi de bir “provokasyon” olamaz mıydı? Yükselen İslami hareketi bir kriz ve kıskacın içine çekip etkisizleştirmeye çalışmanın bir planı olamaz mıydı? Ancak o zaman bizler bunun adını bir “provokasyon” koyup “bu tuzağa düşmeyelim” ya da "böylesi bir küstahlığa kalkışmakla kendilerini gündem etmek isteyenlerin oyunlarına gelmeyelim” diyerek tepkisiz kalmadık; aksine öfkemizi meydanlara taşıdık; sorumlular karşısında sıkılmış yumruklarımızı kaldırdık.

Yanlış mı yapmıştık?

Hollanda"da adı sanı bilinmez bir karikatürist Hz. Resulüllah (s.a.v)"in şahsiyetine saldıran karikatürler çizdiğinde İslam dünyasında ve Batı dünyasındaki Müslümanlar arasında nasıl bir tepki patlamasının yaşandığını çok iyi hatırlıyoruz; zira bizler de bu tepkilerin bir parçası olmuştuk. Peki bu da bir “provokasyon” olamaz mıydı? Acaba düzenlenen onca protesto gösterileri, psikopat bir ahmağın oyununa gelmek miydi?

Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi GATA"daki bir tabib generalin, Merhum Mehmed Akif"in “Çanakkale Şehidleri” adlı şiirindeki “Bedr"in arslanları ancak bu kadar şanlı idi” dizesine atıfta bulunarak, “Bedir"de bir avuç arap vardı” şeklinde, başta Hz. Resulülüllah (s.a.v) olmak üzere Bedr ehlini tahkir ve tezyif etmesi karşısında, İslami kamuoyunun gösterdiği tepki üzerine, Genelkurmay"dan “münferid bir hadise” şeklinde açıklama gelmişti.

Acaba bu general söylediği sözlerin Müslümanları rencide edeceğini ve büyük bir infialin olacağını bilemeyecek kadar ahmak mıydı? Yoksa o bu sözleri sarf etmekle Müslümanları tahrik edip bastırılması için zemin mi hazırlamak istemişti?

1999 Ekim"inde söz konusu konuşmanın yapıldığı sırada, bu küstahça ifadelere tepki olarak cezaevinden “Satanizm ya da Kemalizm” başlıklı bir yazı yazıp Selam gazetesine göndermemizin ardından yıldırım hızıyla bir soruşturma açılmış ve talimatla ifade vermek için adliyeye götürülmüştük. Bu arada gazetenin yazı işleri müdürü olan kardeşimiz de yasal mevzuata aykırı olarak tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Daha sonra da bir daha Selam gazetesinde yazılarımızın yayınlanması durumunda, gazeteye "terör örgütü propagandası yapmak"tan soruşturma açacağı uyarısında bulunmuştu.

Öyle ya, bizler, Hizbullah, Hamas ve İslami Cihad hareketleri ile ilişki içinde olan, onlar adına çalışan bir "terör suçlusu" olduğumuz için, yazılarımızın yayınlanması "terör propagandası" olarak değerlendiriliyordu.

Biz de bundan sonra başka bir isim altında yazılarımızı yazmaya devam etmiştik.

Adliyede savcılığın karşısına çıkarıldığımızda, savcının söz konusu yazının bana ait olup olmadığını, bana aitse niçin böyle bir yazı yazdığımı sorduğunda verdiğim cevap şu olmuştu:

“Evet o yazıyı ben yazdım; yeryüzünde yaratılmışların en üstünü Hz. Resulüllah"tır; her kim kimi rütbesine, makamına, mevkisine güvenerek Hz. Resulüllah"ı tahkir ve tezyif etmeye kalkarsa, o da yeryüzünün en alçak ve şerefsiz insanıdır; Hz. Resullah"ı ve Bedr ehlini aşağılamaya, küçümsemeye kalkmak, kelimenin en hafif ifadesiyle alçaklıktır, ben de bu alçaklığa itirazımı göstermek için o yazıyı yazdım.”

Savcı bu cevabım karşısında “sen ceza almaya mı çalışıyorsun? Bu ifadelerin sana kesinlikle ceza aldırır” deyince de ona şöyle karşılık vermiştim:

“Ben size, yaratılmışların en üstünü olan Hz. Resulüllah"a yapılan saygısızlıktan söz ediyorum; o benim peygamberim, önderimdir; biz onun yoluna canlarımızı feda ederiz. Birisinin kalkın onu aşağılamaya kalkmasına tepki göstermeyecek kadar alçalmadım; bana verilecek başka cezalardan korkarak da Hz. Resulüllah"ın ihtiramını sahipsiz bırakacak kadar da şerefsiz değilim…”

Daha önceki soruşturma ve yargılamalardan farklı olarak, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi"nde bir ay içinde sonuçlanan mahkemeden TCK"nın 321/2 maddesine göre, 3 yıl hapis cezası çıkmış, mahkeme de gerekçeli kararında “halen aldığı bir cezadan dolayı Bandırma cezaevinde yatmakta olan sanık Nureddin Şirin"in duruşmada Allah"ın mahkemesinde hesaplaşacağız” şeklinde tehditkar ifadeler kullanması, onun uslanmadığını gösterdiğinden, cezanın en üst sınırdan verilmesine hükmedilmiştir” ifadelerine yer vermişti…

Daha sonra da bu ceza Yargıtay 5. Ceza dairesi tarafından onanmıştı.

Ne yani, bir hapis cezası aldık diye, Peygamberimizin aşağılanmasına sessiz ve tepkisiz mi kalacaktık? Bu yargıçların mantığına göre uslanmamız mı gerekiyordu? Uslu uslu bir kenarda oturmamız mı gerekiyordu?

Yine 1989 yılının Mayıs ayında, Selman Rüşdi"nin Şeytan Ayetleri"ni telin amacıyla, İngiliz konsolosluğu önünde düzenlenen bir protesto gösterisinin ardından gözaltına alınıp Beyoğlu adliyesinde savcılığa çıkarıldığımızda, savcının “ne yapmak istiyorsunuz, otursanız ya oturduğunuz yerde?” şeklinde çıkışına karşılık, “peygamberime yapılan hakarete tepkisiz mi kalayım?” şeklinde karşılık verince, savcı öfkeli ve sert bir şekilde “sen Peygamberin avukatı mısın, sanki bu ülkede başka Müslüman yok!” demesi üzerine ben de “senin gibi Müslümanlar olduktan sonra Peygamberi de savunan olmaz elbet” şeklinde karşılık verince, salondaki polise “çıkar götür bunu!” deyip arkamızdan tutuklama kararı vermişti…

Hele bakın, “ben de müslümanım”diyen şu kişinin sözüne: “Sen peygamberin avukatı mısın?”

Kısacası, müslümanım diyen bir kişinin mukaddesatına sahip çıkma sorumluluğunu her zaman göstermesi en ibadi görevlerindendir. Bu bir politika, siyasi manevra, şu veya bu değil, sadece bir ibadettir; Allah Tebareke ve Teala"ya olan ahde sadakat göstermektir.

Son olarak, Amerika"daki Kur"an yakma planları gündeme geldiğinde, günler öncesinden tepki göstermeye başlamış, bu tür şeytanlıklara karşı direnişlerimizle karşılık vermemiz gerektiğini belirtmiştik. Ha öncekiler, ha bu; değişen bir şey yok. Ortada alçakça bir girişim var ve Müslümanların en mukaddes değeri olan Kur"an-ı Kerim yırtılıp yakılıyor.

Günümüzde emperyalist ve siyonist odakların İslam"a ve Müslümanlara karşı sürdürdükleri gizli ve kirli savaşlara, diğer bir ifadeyle hem Müslümanlar ve İslami direnş cephelerindeki yenilgilerinin hırçınlığı hem de İslam"a karşı olan azgın düşmanlıklarının etkisiyle sürdürdükleri psikolojik savaşı biraz olsun analiz ettiğimizde, Kur"an yakma planlarının hangi minval üzere gündeme getirildiğini çok daha iyi anlarız. Zaten “İslamfobia” adı altında sergilenen sistematik saldırganlık kendini sık sık izhar ettirtmekte, bazen haklarını, vatanlarını, din ve namuslarını savunmak için mücadele eden Müslümanları “terörist” Müslümanların direnişlerini “İslami terör” şeklindeki yaftalamalarına, hatta en üst düzeyden “İslamo-faşizm” gibi en ağır hakaret ve suçlamalara tanık olmaktaydık; çünkü ortada Ümmet ile uluslar arası Siyonizm arasında küresel bir savaş her alanda bütün şiddetiyle sürmektedir.

Önemli olan bu savaşta “irade” göstermek, atılmak istenen şeytanca adımları güçlü ve etkili tepkilerle geriletmek, kanlı cephelerde kardeşlerimizin göğüslerini düşmanlara siper ederek sürdürdükleri soylu direnişlere, en azından siyasal, sosyal alanda iştirak etmektir.

Bu konuyla ilgili olarak saygıdeğer ağabeyim Ahmed Varol"un Vakit gazetesinde yazdığı son yazısında, Kur"an-ı Kerim"e yönelik şeytanca saldırganlığa karşı düzenlenen protesto eylemlerini “Kur"an-ı Kerim İntifadası” şeklinde tanımlaması ve bütün Müslümanları bu eylemlere katılmaya çağırması, aslında anlatmak istediklerimizin en güzel hülasası durumundadır.

Sayın Varol yazısında “Bugün insanlığın dörtte birini oluşturan nüfusun kutsal bildiği ve inanç ilkelerinin ana kaynağı olarak gördüğü bir kitaba karşı böyle çirkin bir savaş yürütülmesi aşağılık, çirkefliktir. Bu çirkefliğe karşı İslâm âleminde Yüce Kur"an"ın onurunu savunma amaçlı eylemler başlatıldı. Ben şahsen bunu Kur"an-ı Kerim intifadası olarak isimlendiriyor ve devam edeceğini tahmin ediyorum. Türkiye"de de bu amaçla gösteriler, eylemler düzenleniyor. Daha da devam edecek inşallah. Kur"an-ı Kerim hepimizin ortak değeri ve onurudur. Onu savunma ve ona sahip çıkma amaçlı eylemlere de hep birlikte destek vermemiz gerekir” diyor.

Bu tesbit ve değerlendirmesinden dolayı Ahmed Varol ağabeye tebrik ve saygılarımı sunmak istiyorum. İnşaallah dünya Müslümanlarıyla birlikte biz Türkiyeli Müslümanlar da, bu şuur ve sorumlulukla hareket eder, Kur"an"a yapılan şeytanca saldırıları “intifada”larımız ile karşılar, yarın ruz-i mahşerde Hz. Resulüllah"ın “Ya Rabbi, bu kavmim Kur"an"ı yalnız bıraktı” şikayetine muhatap kalmayız.

Bundan öte her kimin ne hesabı varsa, Allah ona fırsat vermesin...

Rabbim ayaklarımızı kendi yolunda sabit kılsın, üzerimize sabırlar yağdırsın ve bizleri basiretsiz bırakmasın.

Bu vesileyle, Türkiye"deki bütün bacı ve kardeşlerimizi, sürmekte olan protesto eylemlerine katılmaya ve Kur"an-ı Kerim"e yönelik sergilenen şeytanca saldırı ve hakaretlere karşı, sıkılmış yumrukları ile bir öfke yanardağına dönüşmeye davet ediyorum.

La havle vela kuvvete illa billahil aliyyul azim

velfecr

Bu yazı toplam 1974 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim