• BIST 83.067
  • Altın 146,627
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Ankara -2 °C
  • İstanbul 3 °C
  • Konya 0 °C
  • Antalya 9 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Erzurum -16 °C
  • İzmir 3 °C
  • Rize -2 °C

Körfez Zirvesi’nin siyasi çözüm arayışı

Ahmet Varol

Türkiye’de gündemi Irak ve Rusya’nın tehditlerinden kaynaklanan konuların meşgul ettiği sırada Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK)’nin zirvesi düzenlendi ve dün (10 Aralık 2015 Perşembe) tamamlanarak sonuç bildirisi yayınlandı. 

Bu sıralarda Körfez İşbirliği Konseyi’nin öncelikli sorununun Yemen’deki gelişmeler olduğunu söylemek mümkündür. Fakat sonuç bildirisinde Suriye meselesinin başa alındığı görülüyor. Her iki meselenin de siyasi yönden çözüme kavuşturulması gerektiğine işaret edilerek bu konuda nelerin esas alınması gerektiği üzerinde duruluyor. 

Suriye’yle ilgili siyasi çözümde Birinci Cenevre Konferansı’nın esas alınması, Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve bağımsızlığının korunması gerektiği vurgulanıyor. 

Bu şekilde toplantılarda öne çıkarılan görüşlerde siyasi çözüm formüllerinin esas alınması, bu görüşlerin resmî açıklamalara ve sonuç bildirilerine yansıtılması artık gelenek haline geldi. Önemli olan bu görüşlerin uygulamaya geçirilmesi konusunda tatmin edici bir şeyler ortaya konmasıdır. Nitekim başta Cenevre toplantıları olmak üzere Suriye meselesinin çözümü konusunda Avrupa’daki muhtelif toplantılarda da “siyasi çözüm” formülü üzerinde duruldu. Ama uygulama aşamasında şu ana kadar hiçbir adım atılamadı. Çünkü siyasi çözüm formülleri masa başında veya kâğıt üzerinde kalırken, katil Baas rejiminin hâkimiyetini sürdürmesi amacıyla verilen silahlı desteğe, insanları topluca katleden ve özellikle sivil kalabalıkları hedef alan vahşi saldırılara engel olunması için hiçbir girişimde bulunulmuyor. 

Yemen için de benzer bir durum söz konusu. Çünkü bu ülkede çözümün siyasi formülde aranması gerektiğinin vurgulanması, KİK tarafından silaha başvurma taraflısı olmadığı mesajının verilmesi için kullanılan siyasi taktiktir. Fakat bu konuda çözüm yönünde olumlu bir adım atılması tek taraflı mesaj verilmesiyle değil karşılıklı ilerlemeler kaydedilmesiyle mümkün olabilecektir. Yemen’deki manzara şimdilik Husi fitnesinin ve onunla işbirliği halindeki eski diktatör Ali Abdullah Salih’in silahtan vazgeçme taraflısı olmadığını gösteriyor. Dolayısıyla Riyad zirvesindeki sonuç bildirisine yansıtılan önerinin uygulanması aşamasında, KİK’in silaha başvurmaya dayanak oluşturması ihtimal dışı değildir. 

Filistin meselesi konusunda, Arap ülkelerinin bu tür toplantılarında ve zirvelerinde tekrar edip durdukları dolayısıyla kulaklarımızın artık iyice alıştığı ifadeler tekrar edildi. Filistin halkının bağımsız devletlerini kurma haklarının teslim edilmesi ve işgal güçlerinin son dönemde özellikle Kudüs’te Filistinlilere karşı şiddetlendirdikleri baskıya, terörün her çeşidine tepki gösterilmesi ve buna karşı savaşın ortak sorumluluk olduğu vurgulandı. Oysa bu ortak sorumluluk yerine getirilseydi işgal güçleri en azından Gazze’ye uyguladığı insanlık dışı ablukaya son vermek zorunda kalırdı. Aslında siyonist işgal rejiminin böyle bir ablukayı sürdürebilmesine imkân sağlayan politika Mısır’daki Sisi cuntasının sürdürdüğü politikadır. KİK üyesi ülkeler eğer ki Filistin halkının haklı ve meşru mücadelesine destek konusunda samimi olsaydı Sisi cuntasının işgalci siyonistler hesabına Rafah sınır kapısının bekçiliğini yapmaya son vermesi için ona en azından siyasi baskı uygularlardı. 

Bu zikrettiğimiz konular katılımcıların, görüşmeler esnasında yaptığı konuşmalarda da değişik yönleriyle ele alındı. Suudi Arabistan Kralı Selman ibnu Abdülaziz konuşmasında Yemen meselesi üzerinde dururken burada siyasi çözümün ülkenin meşru hükümetinin çatısı altında gerçekleşmesinin mümkün olabileceğine dikkat çekti. Bu açıklama, KİK’in bu ülkede İran’ın Husi üzerinden saltanat kurmasına göz yummayacağını, ne pahasına olursa olsun bu ülkeden vazgeçmek istemediğini ortaya koyuyor. İran’ın Yemen’de kuracağı siyasi tahakküm gerek Körfez ülkelerinin ve gerekse Suudi Arabistan’ın siyasi çıkarları açısından risk oluşturacağı için böyle bir şeye razı olmayacaklarını tahmin etmek de mümkündür. Dolayısıyla “siyasi çözüm” derken kastettikleri muhtemelen kendilerinin planladıkları formülün uygulanması için önlerinin açılmasıdır. 

Yapılan açıklamalardan Körfez ülkelerinin aralarındaki ekonomik ve askerî işbirliği planlarını uygulamaya geçirme konusunda çalışmaları hızlandırma niyetinde oldukları anlaşılıyor.

yeniakit

Bu yazı toplam 175 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim