• BIST 109.330
  • Altın 156,133
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • Ankara -3 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Konya -2 °C
  • Antalya 12 °C
  • Diyarbakır -1 °C
  • Erzurum -16 °C
  • İzmir 14 °C
  • Rize 1 °C

"Köpekler Özgürken, Müslümanlar Tutsak"

"Köpekler Özgürken, Müslümanlar Tutsak"
28 Şubat darbesini yapan köpeklerin dışarda özgürce dolaştığı, fakat bu darbeden dolayı hayatı kayan insanların yıllardır zindanlarda çürüdüğü bir ülkeden yazıyorum size bu yazıyı...

İsmail Kılıçaslan / Yenişafak

Canınızı sıkmak istiyorum

Kimden dinlemiştim acaba? Sanırım lise yıllarında bir öğretmenimden. Şöyle demişti: 'Korkacaksanız, canı sıkılan adamdan değil, canı sıkılmayan adamdan korkun. Canı sıkılmayan adamın meselesi de yoktur, derdi de… Canı sıkılan adam, bu sıkıntıdan kurtulabilmek için dünyayı değiştirebilir.'

Bu, burada bir dursun.

'28 Şubat bitti' diyen erkenciler. 'Türkiye sosyal bir hukuk devletidir' diyen klasikçiler. 'İktidarımız sayesinde özgürlük alanları genişledi, ülkemizin önü açıldı' diyen AK Partililer. 'Adaletsizlik ortadan kalktı, Silivri mahkumları serbest kaldı' diyen CHP'liler. 'Ceza için suçun oluşmuş olması şartı aranır' diyen hukukçular. 'Bu çağda düşünmenin suçu mu olur allasen' diyen liberaller. 'Şiddete bulaşmayan eylemlerin cezalandırılması akıl dışıdır' diyen aktivistler.

Canınızı sıkmak istiyorum.

Hani şu evlerinden, iş yerlerinden, okullarından, ailelerinden, sevdiklerinden koparılıp önce sistematik şekilde işkenceden geçirilen; ardından düzmece delillerle, oluşmamış suçlarla yargılanıp tutsak edilen ve halihazırda cezaevlerinde ömürleri çürütülen 28 Şubat mağduru tutsaklar var ya. Onlar adına…

Yıllardır içerde 'adaletin tecelli edeceği günü' bekleyen, unuttuğumuz, yok saydığımız, görmezden geldiğimiz insanlar var ya. Onlar adına…

Yaklaşık 17 yıldır 28 Şubat mağduru tutsaklar için canı sıkılan az sayıdaki insan var ya. Onlar adına…

Canınızı sıkmak istiyorum.

28 Şubat darbesini yapan köpeklerin dışarda özgürce dolaştığı, fakat bu darbeden dolayı hayatı kayan insanların yıllardır zindanlarda çürüdüğü bir ülkeden yazıyorum size bu yazıyı.

Canınızı sıkmak istiyorum.

Ekonomik ilişkiler ağına hiç dokunulmamış, medya ayağına hiç ilişilmemiş, kendine 'sivil toplum kuruluşu' süsü veren aptal kurumlarına ses çıkarılmamış o meşum darbeyi bitirdiniz ya hani. Diyorum ki, madem o darbeyi bitirdiniz efendiler… Diyorum ki: Madem o darbeyi bitirdiniz. Hiçbir suça karışmamış, iftiralarla, düzmecelerle zindana tıkılan onlarca insanın şu an özgürce dışarda dolaşması gerekmez miydi?

'Salih Mirzabeyoğlu'nu, İBDA mahkumlarını, Hizb-üt Tahrircileri, yapılmamış suikastların olayla hiç ilgisi olmayan sanıklarını serbest bıraktıracak siyasi iradeyi ne zaman göstereceksiniz' diye soruyorum.

Siyaseten açılmış 28 Şubat davalarını zahmet edip içeriğine bile bakmadan çatur çutur onaylayan, 'potansiyel suçludurlar' diyerek hukuk literatürüne yepyeni rezillikler kazandıran kirli, kirlenmiş, kaşarlanmış hukuk çetelerini dağıtmak için kaç yıla daha ihtiyacınız var Allah aşkına?

28 Şubat'tan dolayı yeni mağdurların oluşması tehlikesi de kapıda üstelik. İşte Yakup Köse ve arkadaşlarının durumu… İşte Hizb-üt Tahrir yargılamaları… Hiçbir şey yapamıyor musunuz? Deniz bitti mi? İmkanlar tükendi mi? İhtimaller devre dışı mı?

Canınızı sıkmak istiyorum.

'Bu İsmail de ikide birde 28 Şubat tutsaklarını gündeme getirip duruyor. Dili uzadı bunun' deyin ve bastırın isterseniz can sıkıntınızı. Bana ne?

Yarın ulu divana çıktığımızda bu yazıları yüzünüze karşı sallayacağım nasıl olsa. Ve diyeceğim ki: 'Yarabbi. Bu kulların, ellerinde bu mağdurlar ve mazlumlar için bir şey yapabilme imkanları olduğu halde yapmadılarsa bunlara hakkım helal değil.'

Ne diyordu Dickens: 'Ben mağdurken yanımda durmayacaksan niçin yoldaş olalım ki?'

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
FEHMİ KAPLAN
23 Haziran 2014 Pazartesi 11:40
11:40
Sayın KILIÇASLAN:57.Koalisyon hükümeti zamanında, sırf mütedeyyin bir öğretmen olduğum için, uğradığım bir iftira sonucu, (Hizbullah cemaatine üye olmak iddiası ile)iki defa gözaltına alındım. (1. Gözaltına alınışımda hakim beni serbest bıraktı, ama bir ay sonraki gözaltına alınışta mahkemece tutuklandım.) 3 Ay Mardin kapalı ceza evinde tutuklu kaldım, ilk duruşmada tahliye edildim. (ÖZELLİKLE ŞU ANDA SAYIN BAŞBAKANIMIZA, AİLELERİNE VE HÜKÜMETİN DEĞERLİ ÜYELERİNE KARŞI YAPILAN SALDIRI VE İFTİRALARIDA DİKKATE ALIRSANIZ, 28 ŞUBAT DÖNEMİNDE YAPILAN İFTİRA VE SALDIRILARIN MAHİYETİ DAHA NET ANLAŞIMAKTADIR.)
Kamuoyunda “Rahşan” affı diye anılan şartla salıverme yasası nedeniyle, Diyarbakır DGM de devam eden davam hiçbir karara bağlanmadan 5 yıllığına ertelendi. 5 Yıllık süresi 2006 yılında tamamlandı. Böylece hakkımda DGM de açılan dava tamamen kapanmış oldu ve ben bu süre zarfında hiçbir hüküm giymedim. Hiçbir yargı makamı benim hakkımda cezai bir karar vermedi. (Bu konuda Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği karar ben de mevcuttur.)
Bu arada göz altına alınmış olmamdan dolayı öğretmenlik mesleğinden açığa alındım, bir yıl boyunca açıkta kaldım. Bu süre içinde aldığım maaşın 2/3 ünü alıyordum. Gözaltına alınmış olmamdan dolayı idari soruşturma geçirdim. Benim hakkımda soruşturmayı yürüten iki ilköğretim müfettişi ifadelerini tam 3 defa değiştirmek zorunda bırakıldılar. Yani tehdit edilerek benim görevden atılmamı sağlayacak bir tutanak hazırladılar.
Düşünün Diyarbakır DGM benim hakkımda hiçbir karar veremezken ve davayı 5 yıllığına ertelemişken, yargı görevi görmek gibi hiçbir yetki ve bilgisi olmayan iki ilköğretim müfettişi beni “Hizbullah cemaatine üye olmak” iddiası ile suçluyor ve hakkımda hazırladığı gizli tutanağı MEB Yüksek Disiplin Kuruluna gönderiyor.
İdari bir birim olan MEB Yüksek Disiplin Kuruluda kendini, “böyle bir yetkisi olmadığı halde” DGM hakimlerinin yerine koyuyor ve “beni örgüt üyeliği suçlaması ile”“15 yıllık “görevde olsam 28 yılım olacaktı” öğretmenlik mesleğinden, 657/125/e/a maddesinden (Okula gitmemek, ideolojik ve siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükun ve çalışma düzenin bozmak, eğitim ve öğretimi engellemek) suçunu işlediğim iddiası ile görevden atıyor.
Görevden atıldıktan sonra idari mahkemelere yaptığım tüm başvurulardan hep olumsuz netice aldım. (Tüm kararların aslı ben de duruyor.)Ayrıca Danıştay’a temyize giden davalardan da herhangi olumlu bir yanıt alamadım, anlayacağınız tüm davalardan hep ret kararı çıktı.
Bu arada hükümet 2006 yılında 5525 sayılı “Memurlar ve Diğer kamu Görevlilerine Disiplin Affı” getiren bir yasa çıkardı. Öğretmenliğe dönmek için yaptığım müracaatı “MEB Yüksek Disiplin Kurulu” kabul etmedi ve beni göreve iade etmedi. Tekrar Mardin İdari Mahkemesine müracaat ettim, ama mahkemeden görevsizlik yanıtı alınca, dosyam Ankara 12.İdari Mahkemesine gitti. Ama Ankara 12. İdari Mahkemesi de hakkımda olumsuz bir karar verdi. Ben de davayı Danıştay’a götürdüm, Danıştay 12. Dairesi de hakkımda ret kararı geldi. Tabi bu arada aynı maddeden atılıp ta göreve dönen memurlar (öğretmenler) oldu. Bunlar MEB’in kayıtlarında vardır. (Hatice ÇİÇEKLİ öğretmenimin göreve dönüşü buna emsaldir. Kendileri de 657/125/e/a maddesinden atılmıştı.)
Bu arada en son “Torba Kanun” ile “5525” sayılı kanunda yapılan değişiklikten yararlanmak için MEB, 28 şubat döneminde görevden atılan öğretmenlere, göreve dönmeleri için çağrıda bulundu. 12-29 Ağustos 2013 tarihleri arasında yapılan müracaat süresi içinde gerekli evrakları hazırlayarak “MEB İKGM”e gönderdim. Daha sonra başbakanlık bir genelge yayınlayarak müracaat süresini 1 kasım 2013 tarihine kadar uzattı. Sayın Bakanın verdiği bilgilere göre göreve dönmek için 350 öğretmen başvuru yapmış. Başvuruda bulunan öğretmenlerden bazılarının ataması 15 Ocak 2014 yılında yapılmış ve bu öğretmenler görev başı yapmışlardır.
Ne yazık ki ben ve benim gibi “657/125/e/a maddesinden” (Okula gitmemek, ideolojik ve siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükun ve çalışma düzenin bozmak, eğitim ve öğretimi engellemek) disiplin suçundan atılanların ataması henüz yapılmamıştır ve bizler bu kez “15 ocak 2014” yılı mağdurları olarak tarihe geçmek üzereyiz. Göreve iade edilmeyişimizin nedeni de “MEB İKGM” kendi insiyatifini kullanması imiş? Düşünün hükümet ve muhalefet birlikte kanun çıkarıyor, idari bir birim olan MEB İKGM bu kanunu uygulamıyor. Nedeni de kendi kendi insiyatifini kullanmak olarak gösteriliyor.
Şimdi şunu merak ediyorum: Acaba ben ve benim gibilerin göreve iade edilmemesi, sırf mütedeyyin bir öğretmen olduğumuz için midir? Yoksa sadece Mardin İli kütüğüne kayıtlı olmamızdan dolayı mıdır? Bilemiyorum.


Benim okula giden dört tane çocuğum vardır. (Görevden atılırken çocuklarımdan biri ilköğretim 4.sınıfa, diğeri ise ilköğretim 2.sınıfa gidiyordu Diğer çocuklarım ise henüz okul çağına gelmemişlerdi.) Biri bu yıl üniversiteden mezun oldu.(Adıyaman Üniversitesi Fen Bilgisi Öğretmenliği, bir oğlum Marmara Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojk Danışmanlık 4.sınıf öğrencisi, ayrıca diğer iki çocuğum Midyat Anadolu Lisesi 9.ve 12. Sınıflarda okuyor. ) Ama bu çocukları ne zor şartlar altında okuttuğumu ben bile bilemiyorum, ancak Allah bilir.

Selam ve dua ile…
Fehmi KAPLAN
Söğütlü Beldesi/Midyat/Mardin
GSM:05068629142
E-MAİL: olimpiyat8@hotmail.com
88.252.55.97
C.K.
23 Haziran 2014 Pazartesi 10:17
10:17
Allah razı olsun sizden İsmail Bey, Mücahidler Müteahhit oldu, Mirzabeyoğlu ve 28 Şubat onların ilgi alanı dışında... Ulu divansa onların gündemlerine çok uzak...
195.175.60.110
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim