• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Ankara 12 °C
  • İstanbul 20 °C
  • Konya 15 °C
  • Antalya 25 °C
  • Diyarbakır 25 °C
  • Erzurum 15 °C
  • İzmir 21 °C
  • Rize 18 °C

Kitap yüklü eşekler

Ahmet Varol

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu kitaplar yüklenmiş eşeğin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlayan topluluğun durumu ne kötüdür! Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez.” (Cuma, 62/5)

Tefsirlerde çoğunlukla buradaki “sonra onu taşımayanların” ibaresi “onun hükmüyle amel etmeyenlerin” şeklinde açıklanmıştır. Fakat âyeti bütün olarak düşündüğümüz, ilgili âyetlerle irtibatına baktığımız ve özellikle “taşıma” kelimesinin kullanılmasını dikkate aldığımız zaman; onun içindeki bilgileri insanlara açıklamayan, ondaki doğruları insanlardan gizleyen veya gerçek anlamıyla değil çarpıtarak, farklı anlamlara çekerek açıklayanların kastedildiği sonucunu çıkarmamız daha isabetli olur. Nitekim bazı tefsirlerde de bu anlam verilmiştir. Âyetin devamında Allah’ın âyetlerini yalanlayanların düştüğü kötü duruma dikkat çekilmesi de bunu teyit ediyor. 

Bu gibilerin eşeğe benzetilmesi ise oldukça düşündürücüdür. Çünkü eşek, sırtında taşıdığı kitapların içeriğini insanlara açıklamakla ilgilenmez ve hükümleriyle amel etme yükümlülüğü taşımaz. Sadece sırtındaki kitapların hamallığını yapar.  

Ne yazık ki bu vasıf sadece kendilerine Tevrat yüklenenlere münhasır kalmamış; Allah’ın insanlara peygamberleri vasıtasıyla tebliğ ettiği hükümleri açıklamayan, gizleyen veya açıklarken çarpıtan, kasıtlı bir şekilde yanlış anlamlara çeken “bilgi hamalları” tarihin her döneminde olmuştur. Dolayısıyla bu bilgi hamallarının Cuma sûresinde sözü edilen “Tevrat yüklü eşekler”den farkları yoktur. 

Onların doğruyu bilmelerine rağmen gizlemelerinin yahut çarpıtmalarının sebebi de Kur’an-ı Kerim’de açıklanır ve şöyle buyrulur: “Allah’ın indirdiği Kitab’dan bir şeyler gizleyen ve onunla az bir değeri satın alanlar var ya, işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey yemiyorlar. Allah, kıyamet gününde onlarla konuşmaz ve kendilerini temize çıkarmaz. Onlar için acıklı bir azap vardır. İşte onlar hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık da azabı satın alanlardır. Onlar ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar!” (Bakara, 2/174-175)

Yani onların bunu yapmalarının sebebi karınlarına doldurmak için elde ettikleri çıkarlardır. Kendilerine cazip geldiğinden, karşılığında Allah’ın âyetlerini satarak dünya çıkarları satın alırlar. Oysa büyük bir kazancı az bir çıkar karşılığı satmışlardır ve karınlarına doldurdukları da gerçekte ateşten başka bir şey değildir. 

Böyleleri kafalarına göre hüküm verir sonra da “Allah’ın hükmü böyledir” diyerek Allah’a iftira atarlar. Yüce Allah bu şekilde iftira atanlar hakkında da şöyle buyurur: “Karşılığında az bir ücret alabilmek için kendi elleriyle kitap yazıp da sonra: “İşte bu Allah katından gelmedir” diyenlere yazıklar olsun. Yazdıklarından dolayı da onlara yazık olsun, kazandıklarından dolayı da!” (Bakara, 2/79) 

Mısır’daki katil cunta rejimi insanları sırf inançlarından ve düşüncelerinden dolayı idam cezalarına çarptırıyor. Sonra da verilen hükümlerin “şeriata da uygun olduğuna dair” fetva vermeleri için müftüye yani fetva makamına başvuruyor. O da kendisi gibi Belamlardan oluşan avanesiyle birlikte, Yüce Allah’ın bazı âyetlerini de kafalarına göre çarpıtarak, istedikleri şekilde anlam vererek “Evet, bu hükümler şeriata da uygundur: İnfazında bir sakınca yoktur” diye fetva veriyorlar. 

Gerçekte ise zulüm rejimi hükmü kendisinin zulüm kanunlarına göre veriyor. Yani yargılama ve mahkûm etme aşamasında şeriatın hükümlerine başvurma ihtiyacı duymuyor. Gerçi başvursaydı da yine zihniyet zulüm üzerine kurulunca aynı çarpıtma yapılacaktı. Ama burada önce Firavun rejiminin kanunları yargılamada esas alınıyor. Sonra da o kanunlara göre verilen hüküm, güya şeriata onaylatılıyor. Oysa İslam şeriatı hayatın bütün alanlarını kapsayan bir genel nizam, onun cezalandırmayla ilgili kısmı da diğer hukuk sistemlerinden ayrı, kendi istidlal ve istintac kurallarına göre hüküm veren bağımsız bir yargılama düzenidir. Başkalarının yargılamalarını onaylama amacıyla kullanılacak bir sistem değildir. 

Onu zulmün tasdiki için kullanmaya kalkışanlar en başta Allah’a, O’nun kitabına ve peygamberi vasıtasıyla insanlara tebliği ettiği nizamına iftira atmaktadırlar.

yeniakit

Bu yazı toplam 431 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim