• BIST 90.061
  • Altın 144,927
  • Dolar 3,6135
  • Euro 3,9003
  • Ankara 6 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Konya 7 °C
  • Antalya 17 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Erzurum -3 °C
  • İzmir 14 °C
  • Rize 8 °C

Kimyasalın Yerine Aç Bırakma Silahı

Ahmet Varol

 

Kurban bayramı münasebetiyle yardımlaşma faaliyetlerinin artırılması, kurban kesimi ve yardımların ulaştırılması konusunda, Müslüman halkların iradelerine aykırı olarak uluslararası emperyalizmin dayattığı ulusçu anlayışlara göre çizilmiş sınırların aşılması ümmet bilincinin daha da güçlenmesine vesile oluyor. Bu dayanışma ve ümmet bilincinin güçlenmesine dayalı sınır aşma faaliyetlerinin her yıl daha da artmasına paralel olarak Müslüman halkları kuşatan duvarları yıkma ve engelleri aşma ümitleri de artıyor. Kurban bayramının bu açıdan ayrı bir anlam ve önemi var.

Bu yıl da Allah’ın izniyle sınırları aşarak Müslüman halklar arasındaki dayanışmayı artırma çabalarına öncülük eden hayır kurumları vasıtasıyla dünyanın değişik beldelerinde kurbanlar kesildi. Fakat ne yazık ki bu kurumlar hemen yanı başımızdaki Suriye’de muhasara altına alınan bazı bölgelere hiç girme imkânı bile bulamadılar. O yüzden oralarda açlık ve mağduriyet gittikçe etkisini artırarak sürüyor.

Baas güçleri daha yakın zamanda kimyasal silahlarla katliam yaptıkları batı ve doğu el-Guta bölgelerine, Humus’a ve daha başka muhtelif bölgelere silahlarla girebilmek için çeşitli oyunlara başvurdular. Fakat işbirlikçi ihanetçilerin dışarıdan yaptığı yardım ve desteğe rağmen direnişçilerin mücadeleleri karşısında pek ilerleyemediler. Bunun üzerine özellikle el-Guta ve Humus başta olmak üzere giremedikleri bazı bölgeleri her taraftan katı bir kuşatma altına alma yoluna gittiler.

Çünkü tarihte yaşanmış tecrübelerden de bilindiği üzere silahla ele geçirilemeyen birçok bölge bu tür katı kuşatmalarla, insanları aç ve susuz bırakma yoluyla ele geçirilmiştir. Baas güçleri ve ona destek veren işbirlikçiler de muhasara imkânı bulabildikleri bölgelerde bu yola başvuruyorlar.
Şimdi buralarda insanlar Gazze’dekilerden çok daha şiddetli ve katı bir kuşatma altında tutulduklarından hayır kurumları buralara hiç girme imkânı bile bulamıyorlar. O yüzden korkunç bir kıtlık yaşanıyor. Bulunabilen yiyecekler de astronomik fiyatlarla satılıyor. Örneğin muhasaradan önce 50 lira olan pirincin kilosunun son dönemde 2200 liraya çıktığı haber veriliyor. O da tabii bulunursa. Ekmek bulmanın neredeyse imkânsız hale geldiği söyleniyor.
Katı muhasara altında tutulan bölgelerden gelen açlıktan ölüm haberleri sanıyorum birçoklarının dikkatini çekmiştir. Özellikle yeni doğan bebeklerin yeterince beslenememesi sebebiyle çoğu ölüyor. Yetersiz beslenememe yüzünden bazı doğumlarda anneler de ölüyor ki o bölgelerde akraba ve tanıdıkları olanlardan bu tür ölümlere dair haberler alanlar var. Annenin ölmesi durumunda çocuğun yaşaması imkânı pek kalmıyor. Çünkü anne sütünü kaybedince dışarıdan süt veya mama bulmak çok zor hatta imkânsız.

İlim adamlarının, Baas diktasının ve destekçilerinin bu vahşi kuşatmalarından dolayı açlıktan ölümlerin yaşandığı bölgelerde kedi, köpek gibi hayvanların etlerinin yenebileceği konusunda verdiği fetvalarla ilgili haberler Türkiye’de de muhtelif medya organlarında yayınlandı. Evet ne yazık ki biz burada kestiğimiz kurbanların etlerini yerken, Baas vahşetinin muhasara altına aldığı bölgelerdeki kardeşlerimiz sokaklardan topladıkları ve çeşitli hastalıklara sebep olması ihtimali de bulunan hayvanların etlerini yemeye mahkûm edilmiş durumdalar.

Bu arada BM müfettişleri de güya kimyasal silahlarla ilgili anlaşmayı uygulama iddiasıyla teftişler yapmaya ve bu tür silahların imalatında kullanılan bazı maddeleri imha etmeye devam ediyorlar. Oysa Baas diktası dün kimyasal silahlarla toplu katliam yaptığı el-Guta’da bugün insanları aç bırakarak yavaş ölüme zorluyor. O minnacık çocukları kimyasal silahlarla toplu halde ve bir anda öldürmekle aç bırakarak yavaş yavaş öldürmek arasında acaba ne fark vardır?

Yıllardan beri maruz kaldıkları zulme ve zillete son verilmesi için meydanlara çıkan kitlelerin bu başkaldırısını ABD oyunu olarak niteleyip Baas vahşetine arka çıkanların, böylesine korkunç bir vahşette de tavırlarını değiştirmediklerini, zulme destek olmaya devam ettiklerini görüyoruz. Oysa en azından ellerindeki bazı avantajları Baas’ı böyle bir vahşetten vazgeçmeye zorlamak için değerlendirmeleri mümkündür. Ama anlaşıldığı kadarıyla bu onların da işine gelmiyor.

yeniakit

 

Bu yazı toplam 496 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim