• BIST 90.182
  • Altın 147,216
  • Dolar 3,6478
  • Euro 3,9515
  • Ankara -2 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Konya 1 °C
  • Antalya 10 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Erzurum -3 °C
  • İzmir 6 °C
  • Rize 5 °C

Kime Ve Nasıl İtaat

Abdullah Dai
Ey iman edenler, Allah"a itaat edin, Rasul"e itaat edin ve sizden olan emir sahiblerine de (itaat edin).”1                                                                                                                      

Ey şirk koşmadan ve küfür işlemeden olması gerektiği gibi dosdoğru olup iman edenler!... Ey imanlarında hiçbir katkı olmadan katıksız iman edenler!.. Sadıkların ve sıddîklerin önderi Rasulullah Muhammed (s.a.s.)"in Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ"dan aldığı vahyi tebliğ ettiğinde duyar duymaz, hiç tereddüd etmeden “işittik ve iman ettik, işittik ve itaat ettik” deyip aynen dedikleri gibi olanlar!.. Allah"a itaat adin, yani Allah"ın emir ve nehiylerini beyan buyuran Kur"ân-ı Kerim"e uyup itaatinizde bir kusur işlemeyin!.. Rasul (s.a.s.)"e itaat edin, yani Rasulullah (s.a.s.)"in “Kalî, Fiilî ve Takrirî Sünnetine” uyup gereği gibi inanarak amel edin! Çünkü Rasulullah (s.a.s.)"e itaat eden, Allah"a itaat etmiş olur… Rabbimiz Allah böyle buyurur:                                                                                                          “Kim Rasul"e itaat ederse, gerçekte Allah"a itaat etmiş olur.”2                            

Allah"a ve Rasul"e itaat, imandan kaynaklanan ameli işlemektir… Allah"ın rızasını kazanmak niyeti ile ihlâsla davranıp Sünnet üzere amel işleyenin ameli, dosdoğru bir amel olur… Niyet, ihlâs ve Sünnet bütünlüğünde işlenen amel, takvaya uygun salih bir ameldir…      

Hayatı kuşatıcı iman, hayatın her merhalesine egemen olunca, salih amel de ona göre şekillenir, ona göre düzenlenir…                                                                        

Katıksız iman ve salih amel ile Allah"a ve Rasulullah (s.a.s.)"e itaat eden mü"min müslümanlar, dünyanın herhangi bir yerinde kendilerini “Allah"ı Kitabı”na göre yönetecek bir kişiyi veya kişileri aralarından seçip bu görev ile görevlendirdiklerinde, ona da itaat etmelidirler… Çünkü o görevlendirilen kişi, mü"min müslüman olduğu için görev süresince Allah"a itaat etmede ve Rasul"e itaat etmede devamlı olacaktır… O, görevlendirilen makamda Allah"a ve Rasulüne itaat ettiği, Allah"ın kitabı ve Rasulünün Sünneti ile yönettiği için kendisine itaat edilir…                                                                                         

Ümmü"l-Hüsayn (r.anha) anlatıyor:                                                                        

Rasulullah (s.a.s.), Vedâ Haccı"nda hutbe okurken şöyle buyurdu:                       

“Üzerinize, sizi Allah"ın kitabı ile yöneten bir köle bile valî tayin edilse, onu dinleyin ve itaat edin!”3                                                                                                                            

Dünyanın neresinde ve hangi çağda olursa olsun, müslümanların başında yönetici olan müslüman kişi, hem şahsında Allah"a ve Rasulullah (s.a.s.)"e itaat edecek, hem de toplumu Allah"ın kitabı olan Kur"ân"la ve onun hayata uygulanış şekli olan Rasulullah"ın Sünneti ile yönetecektir… Mü"min müslümanlar, böyle âdil yöneticiye itaat ederler… Kendisini dinlemek ve itaat etmek, müslümanlara vâcib olan yönetici, yani imam veya emir, bu sıfatta olan şahsiyettir…                                                                                                

Gerek kendi hevâsına, gerekse başkalarının hevâsına uymayan, Allah"a ve Rasulüne imanla beraber itaat eden, Allah"ın hükmüyle hükmedip hükmünde âdil olan yöneticiye, hem itaat edilir, hem de bütün imkânlarla yardımcı olunur… Hak üzere olan ve hak ile hükmeden emir sahibleri, kendilerine itaat edilmeyi hak eden kişilerdir…                                      

Yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ, insan kulları arasında seçip Nübüvvet ve Risâlet ile vazifeli kıldığı Nebî ve Rasul kullarına verdiği emir, insanlar arasında hak, yani Allah"ın indirdiği hükümlerle hükmetmeleridir!.. Onlar, bu vazifelerini hakkıyla yapıp diğer kullara örnek ve önder olmuşlardır… Asla hevâya uymamış, Allah"ın kulları arasında hak ile hükmetmiş ve hevâya uyanların dosdoğru yoldan saptıklarını beyan etmişlerdir… Malumdur ki gerçek kurtuluş, ancak Rabbimiz Allah"ın örnek ve önder kıldığı Nebî ve Rasullere uymak onları takib etmek ile gerçekleşir…                         

Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:                                                                                “Ey Davud, gerçek şu ki Biz seni, yeryüzünde bir halife kıldık. Öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet, hevâya (istek ve tutkulara) uyma. Sonra seni Allah"ın yolundan saptırır. Şübhesiz Allah"ın yolundan sapanlara, hesab gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azap vardır.”4                                                                                                                             

“Hevâ: Şeriatın daveti olmadan, nefsin, lezzet duyduğu şehvetlere meyletmesidir.” diyor Seyyid Şerif Cürcânî (rh.a.)5                                                                                  

Hevâ, Allah"ın rızasına ve hükümlerine aykırı davranmak demektir… Allah"ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler, hevâ ve heveslerine itaatkâr oldukları için, hevâyı kendilerine ilâh edinmişlerdir…6Allah"ın koyduğu hükümleri, ister inkâr ederek, ister inanarak geçersiz kılan ve onların yerine hevânın hükümlerini uygulayan kişi, ya da kişiler, hevâyı, Allah"ın yerine ilâh edinmiş ve ona kulluk yapmış olurlar… Bu durum, apaçık bir sapıklıktan ve felâketten başkası değildir… Bu sapıklık terk edilmedikçe, hidayet gerçekleşmez ve toplumsal felaketten kurtulunmaz… Bundan dolayı Rabbimiz Allah, en salih kullarından Davud (a.s.)"a:                                                                                                                                 

“İnsanlar arasında hak ile hükmet, hevâya (istek ve tutkulara) uyma!” buyurmuştur…     

Hak ile hükmetmek, Âlemlerin Rabbi Allah"dan gelen hükümlerle hükmetmektedir…

Rabbimiz Allah, bu hakikatı ayet-i kerimelerinde şöyle beyan buyurmaktadır:                  “Hak, Rabbinden (gelen)dir. Öyleyse kuşkuya kapılanlardan olma.”7                         

“De ki: "Ey insanlar, şübhesiz size Rabbinizden hak gelmiştir.”8                            

“De ki: "Hak Rabbinizdendir.”9                                                                                          

Bir toplumda, insanlara hükmetme makamında olan müslüman yönetici, devlet ve hükümet yönetiminde haktan başkasıyla hükmedemez… Eğer haktan sapar da hevâ ile hükmedecek olursa Allah"ın yerine hevâyı ilâh edinmiş olduğundan dolayı tağutlaşır… Allah"dan gelmeyen hiçbir şey hak değildir… Hak, ancak Allah"dan gelendir… Ancak Allah, yarattığı insan kulları üzerinde hak sahibidir ve insan kullarına hakkı beyan eden ancak yegâne Rabbleri ve İlâhları Allah Teâlâ"dır… Sapıtmış kulların, gaflet, dalâlet ve ihanet içinde gündeme getirdikleri ve “haklar” diye beyan ettikleri her şey bâtıldır… Bunlardan bazıları, hak ile örtüşse dahi, hevâdan kaynaklandığı ve kaynağının bâtıl oluşundan dolayı kabul edilmez… Onun örtüştüğü hak var iken, o da hakka uygundur denilmez, çünkü kaynağı bâtıldır…                                                                                                                 

Rabbimiz Allah Teâlâ, Nebîsi Davud (a.s.)"a, “insanlar arasında hak ile hükmet” diye buyurduğu gibi, en son Nebî ve en son Rasul olan kulu ve Rasulü Muhammed (s.a.s.)"e de buyurmaktadır:                                                                                                                     

“Sana da (Ya Muhammed,) önündeki Kitab(lar)ı doğrulayıcı ve ona bir şahid-gözetleyici olarak Kitab (Kur"ân)ı indirdik. Öyleyse aralarında Allah"ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların hevâ (istek ve tutku)larına uyma.”10                         

Aralarında, Allah"ın Kitabı"nda, yani Kur"ân"da beyan buyurduğu hükümlerle hükmet!.. Kur"ân"dan başka hiçbir kitaba uyma… Çünkü Kur"ân hak, diğerleri bâtıldır… Kur"ân, Allah"ın indirdiği hükümlerdir, kendilerine uyulan ve toplumlarda anayasa olan diğer kitaplar, haktan sapan insanların hevâlarından meydana gelen hükümlerdir… Allah"ın indirdiği hükümlere itaat edip onlarla hükmedilmeli, haktan sapmış, hevâlarını ilâhlaştırmış ve hevâ ilâhının ortaya koyduğu hükümlerle asla hükmedilmemelidir… Hevâ ilâhının hükümleri olan yasalara tabi olup Allah"ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler, kâfirlerin, zalimlerin ve fasıkların tâ kendileridir…11                                                                                                

İmam Kurtubî (rh.a.)"ın beyanıyla:                                                                          

 “Yüce Allah"ın: "Öyleyse aralarında Allah"ın indirdiğiyle hükmet" buyruğu, kitab"taki hükümler gereğince hükmetmeyi farz kılmıştır. (……) Bu buyruk ile insanlar arasında hükmetmenin kasdedildiği söylenmiştir. İşte, insanlar arasında hükmetmek, onun üzerine bir farzdır.                                                                                                                                        

Yüce Allah"ın: “Onların hevâlarına uyma, buyruğu şu demektir: Sana gelen hakkı bırakıp, onların hevâ ve hevesleri gereğince, onların istedikleri doğrultusunda iş görme. Yani, yüce Allah"ın Kur"ân-ı Kerim"de hakka ve ahkâma dair beyanlar gereğince hüküm vermeyi terk etme.” 12                                                                                                              

Nebîlerine ve Rasullerine (Allah"ın salât ve selâmı üzerlerine olsun), Allah"ın hükmüyle hükmetmeyi emreden Rabbimiz Allah, “Peygamberlerin varisleri” dolayısıyla yeryüzünün hâlifleri ve harisleri olan muvahhid mü"minlere13 de, insanlar arasında hükmetmeyi, ancak adâlet ile hükmü gerçekleştirmeyi emretmiştir:                                                

“Şübhesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiblerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adâletle hükmetmenizi emrediyor.”14                                    

Şahid, vasat, merhamet olunmuş ve vazifesi, Ma"ruf olanı (iyiliği) emretmek, kötülükten (münkerden) nehyetmek olan en hayırlı ümmetin mutlak Müctehid ulemâsından İmam Muhammed b. İdris eş-Şâfî (rh.a.):                                                                                             

— Adâlet, Allah"a itaat ile amel etmektir! demiştir.15                                            

Allah"a itaat etmeyenlerin adâleti olmaz… Allah"a itaat etmeyenlerin, hayırlı ve salih amelleri bulunmaz… Allah"a itaat, O"nun indirdiği hükümlerle hükmetmek, O"nun rızasını kazanacak salih amelleri, Rasulü (s.a.s.)"in Sünneti"ne uygun işlemektir…                           

Allah"a itaat, hevânın bütün isteklerini ayaklar altına almak ve cahiliyyeye aid olan her ne var ise çiğnemek ile gerçekleşir… Allah"a itaat ile amel etmek, tağutu ve tağuta aid olan her ne var ise reddetmek reddedip, emrolunduğu gibi dosdoğru hareket etmek demektir…

Allah"a ve Rasulü (s.a.s.)"e itaat edip Allah"ın indirdikleriyle hükmeden âdil bir yöneticiyi, bir emiri, bir imamı “dinlemek ve itaat etmek” dünya huzurunun te"minatı, ahiret mutluluğunun sebebidir…                                                                                                                      

Ebu Umâme (r.a.) anlatıyor:                                                                                    

Rasulullah (s.a.s.), yatsı namazında Ashabına:                                                        

“Yarın namazda toplanın. Sizinle bir işim var.” Diye emir verdi.                           

Onlardan bazı dostlar:                                                                                                         

— Ey falanca, yavaş ol! Rasulullah (s.a.s.)"in söylediği ilk söz neydi? Sen, O"na yakın kişiydin, dediler.                                                                                                         

Onlar, Rasulullah (s.a.s.)"in sözlerinden bir şey kaçırmış olmak istemezlerdi. Namazlarını bitirdiler.                                                                                                                 

Rasulullah (s.a.s.):                                                                                                   

“Emrettiğim gibi toplandınız mı?” diye sordu.                                                                   

— Evet ya Rasulallah, dediler.                                                                                           

(Rasulullah: )                                                                                                           

“Rabbinize ibadet edin, O"na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Bunu anladınız mı? Bunu anladınız mı?” buyurdu.                                                                                                  

Ashab:                                                                                                                                 

— Evet, anladık, dediler.                                                                                        

Sonra:                                                                                                                      

“Namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin. Namazı dosdoğru kılın zekâtı verin. Namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin. Bunu anladınız mı? Bunu anladınız mı? Bunu anladınız mı?” buyurdu.

Ashab:                                                                                                                                 

— Evet, anladık, dediler.      

Sonra:

“Dinleyip itaat edin. Dinleyip itaat edin. Dinleyip itaat edin. Bunu anladınız mı? Bunu anladınız mı? Bunu anladınız mı?” buyurdu.

Ashab yine:                                                                                                  

— Evet, anladık, dediler.

Rasulullah (s.a.s.)"in uzun bir konuşma yapacağını düşünüyorduk. Sonra konuşmasına bakılınca, görüldü ki, gerçekte bize bütün meseleyi özetlemişti.16                                        

En hayırlı nesilden Ebu Umâme (r.a.)"ın da beyan ettiği gibi Rasulullah (s.a.s.), bu kısa konuşmasında hayatî bütün meseleyi özetlemiştir…                                                        

Ebu Hüreyre (r.a.)"ın rivayetiyle şöyle buyurdu Rasulullah (s.a.s):                                    

“Ben, cevâmiu"l-kelim ile gönderildim.”17                                                              

“Cevâmiu"l-kelim: Az söz ile çok mânâ ifade eden vecîzelerdir ki, Kur"ân-ı Kerim ve Hazret-i Peygamber"in hadisleri bunun en açık örneğini teşkil ederler.”18

Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)"in “cevâmiu"l-kelim”den olan bu hadislerinin birinci cümlesinde, katıksız bir iman ile salih amel emrolunmaktadır… Allah"a şirk koşmadan O"nu Tevhid etmek ve yaratılış gayesi olan Allah"a ibadeti emrolunduğu gibi yerine getirmek!..                                                                                                                      

Rasulullah (s.a.s.)"in ikinci cümlesinde namaz ile bedenî olan bütün ibadetlerin ve zekât ile malî olan bütün ibadetlerin işlenmesi emir buyrulmakta!..                                        

Rasulullah (s.a.s.)"in üçüncü cümlesi ise, muvahhid mü"min müslüman bir yöneticiye o, Allah"ın kitabı olan Kur"ân-ı Kerim ile hükmedip yönettiği müddetçe kendisini dinleyip itaat etmeyi emretmektedir!..                                                                                                          

Ebu Hüreyre (r.a.)"dan.                                                                                           

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:                                                                                        

“Kim Azîz ve Celîl olan Allah"ın huzuruna, O"na hiçbir şeyi ortak koşmadan, malının zekâtını, sevabını umarak gönül rızasıyla vermiş olarak, dinleyip itaat etmiş olarak çıkarsa, onun için cennet vardır (o kimse cennete girer).”19

Dünya hayatının izzetli ve huzurlu olması, ahiret hayatında da ebedî cennet mutluluğuna ulaşabilmek için olmazsa olmaz şartları böyle beyan buyuruyorlar önderimiz Rasulullah (s.a.s.)!                                                                                                                

Muvahhid mü"min müslümanlardan olup iktidar makamına geçen ve Allah"ın indirdiği hükümler ile yöneten kişileri dinleyip itaat etmek mü"min müslümanlara vâcib bir vazife olduğu malumdur… Mü"min müslümanlar, vâcib olan bu vazifelerini yerine getirmede hiçbir kusur işlememelidirler… Fakat yönetici, masiyette emredince de onu dinlemek ve itaat etmek yoktur… Masiyeti, yani Allah"ın yasakladığı şeylerin, haram kılınanların işlenmesini emretmek durumunda olan amir kişinin emri asla dinlenmemeli, reddolunmalıdır…

Abdullah ibn. Ömer (r.anhuma)"nın rivayetiyle şöyle buyurdu Rasulullah (s.a.s.):  “(İslâm Devlet yöneticilerinin) sevdiği veya sevmediği hususlardaki emirlerini dinlemek ve ma"siyetle emrolunmadıkça itaat ve icabet etmek, müslüman kişi üzerine vâcip bir haktır. Ma"siyetle emrolunduğu zaman da onları dinlemek ve itaat edip boyun eğmek yoktur.”20

İmam Ali b.Ebi Talib (r.a.)"dan.                                                                              

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:                                                                            

“Allah"a isyan hususunda itaat yoktur. İtaat ancak ma"ruf (İslâm"a uygun bit şey hususun)dadır!”21     

Bu yazı toplam 7600 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim