• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Ankara -4 °C
  • İstanbul 5 °C
  • Konya -6 °C
  • Antalya 5 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Erzurum -26 °C
  • İzmir 3 °C
  • Rize -2 °C

Kendimiz kalmak

Merve Kavakçı

Bugün dünya siyasetinin hemen hemen tamamını batı ve doğu ikilemi ekseninde okumak mümkün, diyebiliriz. Dünya siyaseti bilgi ile entegre olmuştur, onun ivmesi ile harekete geçirilir. Bilgi, zihinlerde yoğurulur, öğütülür, süzgeçlenir, ayıklanır, zihinden kağıda dökülür ve yayılır. Bilgiyi oluşturan perspektif bilginin ne olduğuna, nasıl tüketileceğine ve nasıl kullanılacağına da yön çizer. Bugün ABD ve Batı ülkeleri bünyesinde kullanılan demokratizasyon romantizmi, mesela bu bahsettiğimiz yön çizme sürecine güzel bir örnektir. Demokrasi, teorik olarak, halkın hayatla ilgili seçimlerini kendisi yapması anlamına gelir ve gelişmiş ülkeler tarafından insanlığın gelişimi için olmazsa olmaz olarak addedilir. Peki demokrasilerde halk gerçekten hakim kılınır mı, veya halka kendileri ile ilgili bütün seçimleri yapma yetkisi gerçekten verilir mi? Teoride yani kağıt üzerinde bu iddianın bir geçerliği olduğu savunulabilse de pratikte yani gerçek hayatta yani arazide bu aslında mümkün olmayan bir şeydir. Neden…çünkü halk, seçerek karar mercilerine gönderdikleri tarafından tam anlamıyla temsil edilemez. Temsilci, halkı oluşturan bütün bireylerin talep ve beklentileri doğrultusudan hareket edemez, kimilerini diğerlerine tercih eder ve yolunu öylece çizer. Oysa teoride sanki temsiliyet sanki bir ayna vazifesi yapıyormuşcasına lanse edilir.

Yine dünyamızı baskın şekilde yöneten bilgi dağarcığı sisteminde, demokrasiler kanun önünde insanların eşit olduğu sistemler olarak lanse edilir. Oysa gerçekten insanlar kanun önünde eşit midir? Pratiğe baktığımızda bunun böyle olmadığını görüveririz. Din, dil, ırk, renk, sosyal, kültürel ve ekonomik arkaplan, kişilerin kanun önünde nasıl algılanacaklarında rol oynayan faktörlerden sadece birkaçıdır. Zenci bir Amerikalının hakim karşısında bir cinayeti işleyip işlemediği tartışılırken, onun kara teninin zihinlerde oluşturduğu ön yargının inkarına kimse yeltenemez. Benzer ve fakat farklı bir şekilde Obama gibi elitist, eğitimli, sosyo kültürel anlamda üst ve üstorta sınıfı temsil eden bir Afroamerikalının ABD Başkanı seçilmiş olması, bütün zencilerin Amerika’da seçilme imkanı ve hakkı olduğu anlamına gelmez. Obama’yı Obama yapan değerler sistemi, onu birçok ırkdaşından da farklı kılan ayıraç olmuştur. Her zenci birbirine eşit olmadığı gibi, her beyaz da diğerine eşit değildir. Demek ki eşitlik var gibi gözükse de aslında tesisi mümkün olmayan bir ütopyadan başka bir şey değildir.

ABD Başkanı veya İngiliz Başbakanı veya Almanya Şansölyesi taltif ettikleri demokrasilerdeki fırsat eşitliği ilkesinden söz ederler ama fırsat eşitliğinin yarışa başlayışın ilk anında, sosyal, kültürel, ekonomik, dini, etnik ve bir dizi başka etken sebebiyle eşitsizliğe dönüştüğünü göz ardı ederler. Evet yarışa başlamak bedavadır, herkes için mümkündür belki ama yarışa devam etmek para, itibar, istikrar ve etki gerektirir, ki bunlar da merkezde yetişmiş bir kişi ile, periferi temsil eden bir diğer kişi için eşitlik arz eden özellikler olamaz. Kentte büyümüş, özel okullarda eğitim almış, tabiri caizse “nüfuzlu” bir aileden gelenle, kırsal kesimde, çevrede doğmuş, büyümüş, kendi halinde bir vatandaşın siyasi profili aynı geleceğe işaret etmez. Ütopik anlamda etse de realitede etmez.

Yukarıda yüzeysel bir demokrasi kritiğinin başlangıç aşamasını okudunuz. Bunu sizinle demokratik yönetim sisteminin şimdiki dünyamızda tek geçerli sistem olduğu iddiası olmasının ötesinde, kusursuz bir sistem olarak lanse edildiğine dikkat çekmek maksadıyla paylaşmak istedim. Bugün demokrasi, içinde barındırdığı, insanlık için faydalı birtakım değerlerin ötesinde, bir işgal ve sömürme aracı olarak kullanılmakta (bknz. ABD’nin Irak işgali).

İnşaallah yarından itibaren, Üsküdar Üniversitesi bünyesinde kurduğumuz Siyaset Okulu’nda beş hafta boyunca her cumartesi, “Kendimiz Kalmak” başlığı altında demokrasiyi, kapitalizmi, küreselleşmeyi, sekülerizmi, Türkiye’yi, dünyayı, tesettür ve edebiyatı postkolonyalist çerçeveden ele alacağız (bilgi için www.pamer.org).

yeniakit

Bu yazı toplam 370 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim