• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Ankara 24 °C
  • İstanbul 23 °C
  • Konya 24 °C
  • Antalya 30 °C
  • Diyarbakır 31 °C
  • Erzurum 24 °C
  • İzmir 26 °C
  • Rize 24 °C

Kavramlara Yenilmeyelim

Ahmet Varol

Çağımızda İslâmî camianın en fazla tuzağa düşürüldüğü alanlardan biri de isimler ve kavramlardır. Aynı şekilde siyasi stratejilerin yönünün ve kamuoyunun bu konudaki çizgisinin belirlenmesinde de en sinsi şekilde kullanılan tuzaklardan biri isimler ve kavramlardır. Ondan dolayı biz bu konuda zaman zaman uyarılarda bulunma ihtiyacı duyuyoruz.
Mısır halkının başına adeta bir kaos gibi yüklenen çağdaş Firavun'un son kozlarını kullanmak için başvurduğu taktiklerden biri de isimler ve kavramlar yoluyla insanları yanıltırken direnişi kırmaya çalışmaktır. Son günlerde Kahire'de yaşanan olaylar medya organları tarafından kamuoyuna "Hüsni Mübarek taraftarlarıyla isyancıların çatışması" olarak lanse ediliyor. Olayların işte bu şekilde lanse edilmesi hem orada dikta rejimine karşı başkaldıran direnişçilerin haklı ve meşru eylemlerini kirletme, hem de diktatör Hüsni'nin bu direnişi kırmak amacıyla başvurduğu yeni metodu normalleştirme, ayaklanmanın doğurduğu bir karşıt tepki, sosyal hadise, olayların tabii bir sonucu olarak gösterme amacı taşıyor. Birileri hadiseleri medyaya, medya da kamuoyuna böyle lanse ediyor. Kamuoyunun ortak değerlendirmesi de işte bu isimlendirmelere ve kavramlara göre şekil alıyor.
Hüsni Mübarek, eğer ki istihbarat ve gizli polis teşkilatında çalışan adamlarını resmi sıfatlarıyla eylemcilerin üzerine sürseydi bu, diktatörün devlet terörü olarak bilinecek ve tüm dünyada sivil tepkiler olacaktı. Fakat Hüsni, yüz binlerden oluşan istihbarat ve gizli polis teşkilatının elemanlarını tedrici bir şekilde artırarak gösteri meydanlarına sürdü. Artık Hüsni için bunların ne yaptığı önemli değil. Çünkü bunlar görünüşte onun görevlendirdiği değil kendiliğinden meydanlara akın eden taraftarlarıdır. Ne yazık ki medya da kamuoyuna öyle lanse ediyor. Dünya kamuoyu da olaylara nasıl yaklaşacağını bilemiyor. Çünkü hadise bir "iç çatışma" görünümüne sokuldu. Halklar iç çatışmada kimin tarafını tutacak? Zira iç çatışma reddedilmesi ve bir an önce durdurulması için müdahale edilmesi gereken meşruiyetten yoksun bir savaştır.
Halkın direnişinin ve diktaya karşı ayaklanmasının böyle "iç çatışma" görünümüne sokulması onun meşruiyetini kaybetmesi için bir atak olacak ve başarılı olunması durumunda dikta rejimi yeni bir soluk alma fırsatı elde edecektir.
Hüsni'nin bunu tek başına akıl edebilmiş olacağını sanmıyorum. 1 Şubat Salı gecesi yaptığı ve güya halka; "Bana hiç olmazsa cumhurbaşkanlığımın kalan süresini verin, bu süre içinde istediğiniz reformları yapacağım..." çağrısı yaptığı konuşma aptalcaydı. O konuşmasında halkı tamamen karşısına alıp kendi adamlarının yaptığı artık iyice açığa çıkan yağmalama ve gasp fiillerini halka yüklemeye kalkışması, "ben zaten hiçbir zaman makama arzulu olmadım, Mısır'ın hizmetinde ömrümün yeterli bir kısmını tamamladım" türünden saçma ve gülünç laflar etmesi halkı hem kızdırdı, hem güldürdü. Anlaşıldığı kadarıyla önüne bu konuşma metnini koyanlar hiç taktik ve strateji bilmiyormuş ama gizli teşkilatlarının elemanlarını "Mübarek yanlıları" diye piyasaya sürmesi için akıl verenler bu işi çok iyi biliyormuş.
Mısır halkının direnişi, ayaklanması, dikta rejimine başkaldırısı ise sürekli "isyan" diye lanse ediliyor. İsyan, meşru hâkimiyete itaatsizlik hakkında kullanılan bir tabirdir. Mısır'da Hüsni rejimi meşruiyetini zaten kaybetmişti. Milyonların meydanlara dökülmesinden sonra bunu tamamen kaybetmiştir ve artık isyan eden taraf Hüsni ve adamlarının oluşturduğu taraftır.
Aslında bütün bu taktikler ve dayatmalar Hüsni'nin kalan birkaç aylık cumhurbaşkanlığı süresini kurtarmak için değil. Asıl amaç başkaldırının bölgedeki diğer dikta rejimlerini de sallayacak şekilde hızla yayılmasını önlemek ve Mısır'da siyonist işgal rejimiyle ilişkilere ağır darbe vuracak bir yapılanmanın önünü kesmek için zaman kazanmak. Mısır'daki başkaldırının zaferle sonuçlanması durumunda bunun bölgedeki tüm dikta rejimlerine hatta İslâm coğrafyasındaki diğer dikta rejimlerine de yansıyacağı kesin. Ama olayların Hüsni'nin sunduğu plana göre sonuçlanması durumunda diğer ülkelerdeki muhalefetin cesareti kırılmış olacak. Bu arada işgalci siyonist rejimle ilgili anlaşmaların ve politikaların da sağlama alınacağı bir geçiş süreci garanti edilmiş olacak. Yani Hüsni artık birkaç aylık makamı için değil başkalarının hesabı için savaşıyor.


 
AKİT

Bu yazı toplam 1941 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim