• BIST 107.303
  • Altın 153,246
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624
  • Ankara 10 °C
  • İstanbul 20 °C
  • Konya 14 °C
  • Antalya 19 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Erzurum 4 °C
  • İzmir 19 °C
  • Rize 17 °C

Katar Krizinin Asıl Hedefi

Katar Krizinin Asıl Hedefi
Tunca Belgin Asıl Hedefin İran Olduğunu Söyledi

Katar krizinde düğmeye Trump’ın bastığı herkesçe malum. Peki bu Riyad’daki “Kılıç dansı”nın coşkusuyla ipleri tamamen koparmaya yönelik bir hamle mi ve de amaç Katar’ı izole edip, yalnızlaştırmak mı yoksa İran’la yakınlaştığı gerekçesiyle bir hizaya çekme operasyonu mu?.. Çevresindeki ülkelerin sınırlarını ve hava sahalarını kapatmaları, dahası siyasi-ekonomik yaptırım kararları ilk seçeneği işaret ediyor. Ancak Katar yönetiminin herhangibir misillemeden ziyade tansiyonu düşürmeye yönelik komşularına yaptığı “uzlaşma ve diyaloğa hazırım” çağrısı ile  Trump’un son dakika hamlesi ise ikinci seçeneği destekler nitelikte. Yani Cumhurbaşkanı’nın da vurguladığı gibi farklı bir oyun söz konusu. Katar odaklı bölgede yaşanan bu gelişmeleri ve olası etkilerini MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’e sordum. Yanıtı şuydu:         

“Ortadoğu’da ABD gücünü tahkim etmek istiyor. Farklı söylemleriyle biraz Ortadoğu’da bölgesel güç olmak isteyen ama potansiyeliyle, nüfusuyla bu mümkün olmayan Katar’ı Suudi cephesine, ABD cephesine tamamen çekmek istiyor olay bu. Sanıyorum ki Katar da bu gelişmeler karşısında biraz geri adım atarak o çizgiye girecektir. Zenginliğin dışındaki şartları böylesine bir direnmeye devamlılık kazandırması mümkün değil. Katar’a hizaya gel diyorlar, hizaya geliyor.”
Katar kendi gücünü bilmiyor mu?

“Bütün mesele zenginliğin yarattığı güç kazanma şımarıklığı diyelim. Özellikle ABD’nin bölgedeki politikalarının yarattığı tepkiyi, Rusya’nın bölgeye yerleşmesiyle kazandığı gücü ve İran’ın bölgedeki etkinliğini dikkate aldığımızda Katar’ın Suudi eksenin dışında bir güç oluşturma düşüncesi içerisinde olduğu anlaşılıyor. Tabii Trump’ın bu girişiminden sonra Suudilerin ve ona bağlı destekleyen Arap ülkelerinin aldığı tavır Katar’a fazla direnme imkânını vermiyor. Rusya ve İran dahi böylesine bir gelişme karşısında kesin tavır alarak Katar’a destek olma durumlarını açıkça ortaya fazla koyamazlar. Arap ülkelerinin oluşturduğu dayanışma ve Trump’ın doğrudan desteğini alma olayı karşısında bir yeni eksen yaratmak çok zor. Katar’ın bu baskı karşısında fazla direnme gücü yok.”
Katar’da bir darbe söylentileri de var?
“Biraz diretirse emirin değiştirilmesi kuvvetle muhtemel. Zaten Katar tarihine bakarsanız hep kendi içinde saray içi darbeler karşımıza çıkmıştır. Öyle bir gelişmeye göre Katar emirinin değiştirilmesi gündeme gelebilir. Bu ihtimal kuvvetli.” 

Asıl Hedef İran ve Mezhep Çatışmaları

Yaşanan kriz Katar odaklı görünse de asıl hedefin İran’a karşı oluşturulan cepheyi genişletmek olduğunu ısrarla vurgulayan Öneş’in İsrail’in suskunluğu konusundaki soruya verdiği yanıt da “Direkt işin içinde, Suudi ekseninin bölgedeki en güvenilir gücü ama radikal unsurların hedefi olmamak için kendisi açısından doğru politikalar üretiyor” şeklindeydi. Devamında söyledikleri de şunlardı:
“Bütün sorun Rakka da değil IŞİD de değil. Evet, ABD için IŞİD çok önemli, Rakka’nın alınması da strateji bakımından çok kritik ama esas mesele Katar’ı da bu cephenin içerisine çekerek İran’ı kuşatmak. Tabii Türkiye’nin buradaki durumu çok kritik. Türkiye’nin İran’ı karşısına alması mümkün değil, riskli ama ABD’nin bu baskısı ve Körfez ülkeleri Suudi ekseninin bu tavrı karşısında Türkiye gerçekten sıkıntılı durumda. Burada da İran’la ilişkilerinde tarafsızlığını koruyarak meseleyi halletmesi gerekiyor.”
ABD ile İran arasında doğrudan sıcak çatışma olabilir mi?

“ABD politikalarında bu ihtimal her zaman masada olan bir şey. Ancak kısa dönem içerisinde böyle bir sıcak doğrudan çatışmayı göremeyiz ama etnik temelde olsun, mezhep farklılıkları üzerinde olsun, bölgesel sıcak çatışmaların artarak devam edeceğini (İran Meclisi’ne yönelik dünkü saldırı bunun işareti) anlıyoruz. İran’ın bölgedeki, özellikle Irak ve Suriye üzerinde artan etkisini zayıflatmak istiyorlar. İlk planda görünen o. Tabii bütün bu gelişmelerin doğrudan etkilediği esas öncelikli sınır Türkiye ve bu sosyolojik yapıdan etkilenen Türkiye’nin kendi bünyesel sorunu.”
Türkiye ne yapacak ya da yapmalı?

“Sykes-Picot’tan itibaren gelişen, bölgeyi parçalayarak kontrol etmede sınırların yeniden çizilmesi durumuyla karşı karşıyayız. O bakımdan Türkiye’ye yönelik riskler artıyor. Türkiye’nin kendi başına da bu artan riskleri sonlandırma ya da yönlendirme kabiliyeti de sınırlı tabii ki. O halde kendi içinde Türkiye siyasal, ekonomik istikrarını korumak zorunda ve milli gücünü en iyi şekilde kullanmak durumundadır. Bunu da ancak uzlaşı ile siyasetler arası iktidar ve muhalefet arası uzlaşıyı maksimum seviyesinde kullanarak halledebilir.  Duygusal davranmamak, duygusal beklentilere göre politika üretmemek durumunda.”

Milliyet

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim