• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Ankara -7 °C
  • İstanbul 2 °C
  • Konya -5 °C
  • Antalya 2 °C
  • Diyarbakır -3 °C
  • Erzurum -23 °C
  • İzmir 1 °C
  • Rize -1 °C

Jimmy Carter, HAMAS ve 1967

Hakan Albayrak

Suriye'de HAMAS lideri Halid Meşal'le görüşen ABD eski Başkanı Jimmy Carter diyor ki: “HAMAS, Ortadoğu barışının önünde bir engel değil. Anlaşmanın bazı hükümlerini benimsemeyecek olsalar bile 1967 sınırları içinde bir Filistin devletini -Filistin halkının onaylaması şartıyla- kabul edeceklerini söylüyorlar. Yani HAMAS, Abbas'ın barış çabalarını engellemeye kalkmayacak ve Filistin halkının referandum yoluyla destekleyeceği bir anlaşmayı kabul edecek.”

HAMAS'ın uzlaşmaya hazır olduğu haberi aslında yeni değil. Şeyh Ahmed Yasin (rahmetullahi aleyh), daha 1990'lı yıllarda, İsrail'in 1967 savaşından önceki sınırlara geri çekilmesi ve Gazze/Batı Şeria topraklarında bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını kabul etmesi karşılığında ateşkes ilan etmeye hazır olduklarını bildirmişti. Filistin'in HAMAS'lı Başbakanı İsmail Heniye de geçen sene -El Fetih'le kuracakları ortak hükümetin hedeflerine ilişkin olarak- verdiği bir beyanatta “1967'de işgal edilen tüm Filistin toprakları üzerinde bağımsız Filistin devletinin kurulmasını sağlayacağız” demişti.

HAMAS, İsrail'siz bir Ortadoğu özlemini korumakla beraber, 'reel siyaset'i ihmal etmiyor ve Filistin'deki dengeleri de gözeterek 1967 retoriğine öteden beri 'prim' veriyor. Ne var ki İsrail, “uluslararası hukuk”un da öngördüğü 1967 sınırlarına dönüş formülüne bir türlü yanaşmıyor. Yanaşıyor, ama eksik yanaşıyor; Mahmut Abbas yönetimiyle yürüttüğü barış görüşmelerinde, Kudüs'ün BM Güvenlik Konseyi kararları uyarınca Doğu ve Batı olmak üzere ikiye bölünmesini ve Doğu Kudüs'ün Filistinlilere bırakılmasını müzakere etmekten ısrarla kaçınıyor. 2000 yılındaki Arafat-Barak görüşmesi de bilhassa Kudüs meselesi yüzünden sonuçsuz kalmıştı. İsrail'in tam bağımsız bir Filistin devleti fikrini reddedip “hava ve deniz sahasını biz kontrol edeceğiz, şehirler arası yollarda kontrol noktaları bulunduracağız” gibi şartlar ileri sürdüğünü de hatırlayalım.

“Filistin'in tapusu bizde” sözüyle Filistin'in hamiliğini resmen üstlenmiş olan Abdullah Gül ve AK Parti Hükümeti, bu manzara karşısında çıkıp şöyle demelidir: “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1967'de işgal edilen Filistin topraklarıyla ilgili hükümleri hem El-Fetih hem de HAMAS tarafından kabul edilirken, İsrail tarafından reddedilmektedir. Bu durumda uluslararası topluluğa düşen, Filistin'i El-Fetih-HAMAS ayrımı yapmadan desteklemek ve barışa giden yolu tıkadığı için İsrail'i cezalandırmaktır.”

Bugüne kadar böyle bir çıkışın yapılmamış olması çok acı. Değil böyle bir çıkış yapmak, “orantısız güç kullanımı” dışında bir eleştiri bile yöneltilmedi İsrail'e.

“İsrail'in Doğu Kudüs konusundaki yasa dışı ısrarı kabul edilemez” gibi bir laf bile edilmedi. Geç olsun güç olmasın, hiç değilse bundan sonra doğru dürüst bir tavır sergilensin.

HAMAS'ın 1967 retoriğine 'iltifatı' –meselenin sürüncemede kalmasını isteyen emperyalistlerin işine gelmediği için– dünya kamuoyundan özenle saklanıyordu; 1967 eksenli bir barış anlaşmasının önündeki engelin HAMAS değil ABD ve İsrail olduğu gerçeğini dünya gündemine taşıyan Jimmy Carter, Filistin'e yardım etmek isteyen siyasetçilerin elini güçlendirmiştir.

Hodri meydan!

***

Hamiş:

“HAMAS 1967'yi nasıl kabul eder? Gazze ve Batı Şeria'yla nasıl yetinir?” diye soranlar çıkacaktır. Konuyla ilgili olarak geçen sene bu köşede yazdıklarımı tekrarlıyorum:

“Siyonistlerin 1967'den önce işgal ettiği Filistin topraklarını unutalım mı? Unutmayalım; ama bütün işgal topraklarını kurtarmak kısa ve orta vadede mümkün görünmediği için, şimdi, bağımsız Filistin devletine ait olması BM tarafından da kabul edilen Gazze ve Batı Şeria'ya (Doğu Kudüs/Mescid-i Aksa dahil) kilitlenmek gerektiğini, bu aşamada diğer topraklarla ilgili meselenin muallakta bırakılmasında fayda olduğunu kabul edelim. Bunun, Filistin'de iç barışı sağlamak ve muhafaza etmek için de elzem olduğunu görelim. 1967 retoriğine 'prim veren' HAMAS, ya hep ya hiç siyasetinin tıkandığı yerde tedrici metoda müracaat ederek yeni bir açılım sağlamıştır…”

Bu açılımın “referandum” şartına bağlı olduğunu, HAMAS'ın 1967 konusundaki kararı halka bıraktığını (“Biz bu konuda farklı düşünsek de milli iradeye saygı duyarız” dediğini) tekrar belirtmekte fayda var.

yenişafak
Bu yazı toplam 364 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim