• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • Ankara 4 °C
  • İstanbul 13 °C
  • Konya 9 °C
  • Antalya 17 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Erzurum 0 °C
  • İzmir 13 °C
  • Rize 11 °C

İtin sahibine ‘itine sahip çık’ çağrısı

Ahmet Varol

 

Zulme karşı direniş süreciyle ilgili gelişmeleri takip etmeye devam edeceğiz Allah’ın izniyle. Ancak bu süreçle ilgili gelişmelerin gündemi meşgul etmesinin İslâm coğrafyasında vuku bulan ve önemsenmesi gereken diğer bazı gelişmelerin dikkatten kaçmasına neden olmaması gerekir. Çünkü dikkatten kaçması oralarda haksızlığa maruz kalanların ihmaline ve bu da onlara haksızlık edenlerin daha fazla cüretlenmelerine neden oluyor.

Geçtiğimiz Cumartesi’den itibaren Arakan’da yaşayan Müslümanlara yönelik şiddet, terör ve sabotajlarda ciddi anlamda artış oldu. Fakat oradaki zulüm rejimi bu kez Müslümanlara karşı farklı bir strateji uyguluyor. Baas rejiminin başvurduğu Şebbiha ve Mısır cuntasının Baltacı stratejisini. Aynı stratejiden siyonist işgal rejimi de Filistin’e yerleştirilen yahudi yerleşimciler arasında ortaya çıkan terör örgütlerinin çetelerini kullanarak yararlanıyor.
Myanmar'daki Budist Şebbiha çetelerinin veya bir diğer adıyla Budist Baltacıların Müslümanlara yönelik korkunç saldırılarında, evleri ve camileri yakma amaçlı sabotajlarında artışın özellikle de Myanmar Dış İşleri Bakanı Wunna Maung Lwin’in BM Genel Kurulu toplantısında yaptığı konuşmada ülkesindeki siyasi açılımın, etnik ve dinî gruplar arası çatışmalarda istismar edilmesine fırsat vermeyeceklerini söylemesinden hemen sonra vuku bulması dikkat çekiciydi. Böyle bir gelişme Myanmar’daki “siyasi açılım”ın, Baas’ın kimyasal açılımı benzeri bir oyun olduğunu gösterdi. Olaylar, siyasi açılımın gerçekte Müslümanları göçe zorlama siyasetinin son bulması ve onlara karşı zulmün durdurulması değil resmî organların suça ortak olmadığını iddia edebilmek için geri plana çekilmesi ve sahayı Budist Şebbiha çetelerine bırakmaları anlamına geldiğini gösteriyor.

Olaylar hükûmetin, Dış İşleri Bakanı’nın BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayı yeni dönemde devreye sokmaya çalıştığı strateji ve taktiğin arka planını gizlemek için takiyye aracı olarak kullanmak istediğine de işaret ediyor. Yani dünyaya çevirdiği yüzüyle “devlet olayların içinde yok; bütün bunlar kolluk güçlerinin yeterince kontrolü sağlayamamış olmasından kaynaklanıyor” mesajı vermeye çalışırken, içeriye dönük yüzüyle Müslümanların gözünü yine korkutmak ve onları göçe zorlama politikasının değişmediği mesajı vermek istiyor.

Budist Şebbiha çetelerinin öne sürülmesi aslında zincirli köpeklerin yerine zincirsiz başı boş köpeklerin öne sürülmesi anlamına gelir ki bu belki diğerinden daha tehlikelidir. Bu yöntemin diğerinden tehlikeli olduğunu son olaylar da gözler önüne serdi. Zincirsiz Budist Şebbihaların son saldırılarında 94 yaşında bir Müslüman kadının da aralarında olduğu birkaç Müslümanı hunharca katlettikleri, çok sayıda Müslümanı yaraladıkları, Müslümanlara ait en az seksen evi ve bazı camileri yaktıkları açıklandı. Polis teşkilatı adına açıklama yapan bir kişi öldürülenlerin ve yaralananların kesin sayısını verme imkânları olmadığını çünkü olayların çok geniş bir alana yayıldığını ve bütün bu alanda ne kadar insanın zarar gördüğü hakkında kesin bilgilere ulaşabilmek için bütün bölgeyi taramaya ihtiyaç olduğunu söyledi. Tabii bu arada polisin olaylar hakkında bilgi verirken, şiddetin faili olarak kontrol dışı grupları göstermesi, olayları Müslümanlarla Budistlerin çatışması şeklinde yansıtması ve polisi olayların önüne geçme çabası içinde gibi göstermesi de oyunun bir başka boyutunu ortaya koyuyordu.

Olaylar üzerine Müslümanların sivil toplum kuruluşları, güya “siyasi açılım” içine giren Myanmar hükûmetine, bu saldırganlara engel olması ve Müslümanlara can güvenliği sağlaması çağrıları yaptılar. Oysa onları üstlerine salan bu hükûmetten başkası değildir. Ama Müslümanlara sahip çıkmaya çalışan sivil toplum kuruluşları, kendilerine arkadan birilerinin sahip çıkmadığını, ortada sahipsiz ve yapayalnız kaldıklarını görünce itin sahibine “itine sahip çık” diye seslenmekten başka yapabilecekleri bir şey kalmıyor.
Normalde Arakan Müslümanları bu bölgenin yerlisi oldukları ve bu konuda yeterince belgeleri bulunduğu halde Myanmar hükûmeti resmî siyasetinde onları Bangladeş göçmeni olarak tanımlıyor. O yüzden onları göçe zorlamak istiyor ve bu yöndeki söyleminde herhangi bir değişiklik olmuş değil.

 

Bu yazı toplam 556 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim