• BIST 1.527
  • Altın 402,413
  • Dolar 7,2588
  • Euro 8,7512
  • Ankara -1 °C
  • İstanbul 5 °C
  • Konya -3 °C
  • Antalya 8 °C
  • Diyarbakır 1 °C
  • Erzurum -10 °C
  • İzmir 7 °C
  • Rize 2 °C

İsmail Cem ve ‘Tarihi Paylaşan Ülkeler’ projesi

Hakan Albayrak

Geçen Pazartesi günü, 1997-2002 yıllarında dışişleri bakanlığı yapan gazeteci-yazar ve siyasetçi İsmail Cem’in 14’üncü ölüm yıldönümüydü. 

24 Ocak 2007’de vefat eden İsmail Cem’i bu vesileyle ananlara ben de -eski bir yazımla-katılmak isterim; Türkiye Cumhuriyeti’ni ‘Varsa yoksa Batı’ saplantısından kurtarıp bizi kadim coğrafyamızla yeniden buluşturmak için çırpınan bu öncü dışişleri bakanımıza rahmet dileklerimle. 

Aşağıdaki satırlar, Cem’in vefatından üç gün sonra Yeni Şafak’ta yayımlanan “İsmail Cem’i uğurlarken” başlıklı yazımdan.  

*** 

“İsmail Cem bugüne kadar gördüğümüz en yerli dışişleri bakanı” dediğim zaman, bazı arkadaşlarım şaşkınlıktan küçük dillerini yutarlardı. 

Şaşkınlıktan küçük dillerini yutarlardı, çünkü İsmail Cem’e bir ‘yabancılık’ atfederlerdi. 

Mensubu olduğu hükümete acayip tepkili olduğum halde onu hep ayrı tutuşum, birçok yazımda ona övgüler dizişim tuhaf bulunurdu genellikle. 

Ben de bu tuhaf bulunuşu tuhaf bulurdum. 

Değil mi ki İsmail Cem, eski Osmanlı memleketlerinin bir araya gelip kültürel, ticari, ekonomik ve siyasi ilişkilerini alabildiğine geliştirmelerini savunuyordu? 

Ve değil mi ki bunu savunurken Üstad Sezai Karakoç’un hazırladığı Diriliş Partisi Programı’ndan aşina olduğumuz bir incelik ve nezaket gösteriyordu? 

Diriliş Partisi Programı Madde 122: “Geçmişte birlikte olduğumuz ülkelere karşı davranışımız bu tarihi beraberliğin gereği olarak diğer ülkelere nazaran daha yakınlık ifade edecektir. Ancak bu yakınlık, onların vaktiyle bize bağımlılıkları sebebiyle duyarlıkları göz önünde tutularak, incitmeden, kırmadan sağlanacaktır. “ 

İsmail Cem de aynen öyle düşünüyordu. 

Eski Osmanlı coğrafyası çapında bir işbirliği ve kaynaşmadan söz ediyor, ancak, bazı hassasiyetleri gözeterek, Osmanlı’yı anmadan “Tarihi Paylaşan Ülkeler” demeyi tercih ettiğini belirtiyordu. 

Bir televizyon programında “Tarihi Paylaşan Ülkeler Konferansı” projesini uzun uzun, ballandıra ballandıra anlatmıştı. 

Beni mest eden bu muazzam proje ne yazık ki gerçekleşmedi. 

Krizler filan çıktı, öyle kaldı. 

Fakat İsmail Cem, tarihi paylaştığımız ülkelerle yakından ilgilenmeyi sürdürdü. 

Bunu tarihi bir misyon olarak benimsemişti. 

İran’la da yakınlaşmaktan yanaydı. 

“İran’a yaptığı bir geziye biz de katılmıştık.” diye anlatıyor iş adamı bir arkadaşım; “Giderken uçakta uzun uzun sohbet etmiştik. Dışişleri’nin o güne kadar doğru dürüst bir Ortadoğu vizyonu geliştirmemiş olmasından yakınmıştı. Koskoca diplomatların bile ‘hain Arap’ ve ‘küstah molla’ gibi çirkin söylemlere itibar edebilmesine hayret ettiğini söylemişti. Bu tür önyargıların şekillendirdiği Ortadoğu siyasetleri yüzünden Türkiye’nin çok şey kaybettiğini ifade etmişti. ‘Türk mallarının el üstünde tutulacağı bu kadar geniş bir pazarın nasıl ihmal edildiğini anlamakta güçlük çekiyorum’ demişti…” 

2001 yılı başlarında (yoksa 2000 yılı sonlarında mıydı?), Türkiye sefaretinin uzun zamandır ‘’rölantide’’ olduğu Bağdat’a yeniden büyükelçi tayin etti İsmail Cem. 

Yine o aralar Libya’yı ziyaret edip ülkelerimiz arasındaki ilişkilerin düzeltmeye ve “kayıp yıllar”ın telafi edilmeye başladığını duyurdu. 

İstanbul-Şam-İstanbul ve İstanbul-Tahran-İstanbul tren seferlerinin başlamasına katkıda bulundu. 

Bu ülkenin, gerçekten bu ülkenin dışişleri bakanı oldu. 

Gerçekten bizim dışişleri bakanımız oldu. 

Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, dünkü yazısında ne güzel söylemiş: 

“Kökenini kurcalamaya kalkanlar onun kadar ‘Osmanlı’ olabilseler keşke.” 

(Yeni Şafak, 27 Ocak 2007) 

*** 

NOT: 

Bakan olduğu dönem ve mensubu olduğu hükümet(ler)in yapısı, İsmail Cem’in hayalini gerçekleştirmeye elverişli değildi. Türkiye Cumhuriyeti ile Arap dünyası (ayrıca İran) arasındaki psikolojik duvarın yıkılması ve “Tarihi Paylaşan Ülkeler” birliğinin kuvveden fiile geçme istidadı göstermesi için AK Parti’nin iktidara gelmesi gerekiyordu. 2010 yılında, başka ülkelerin katılımına da açık olan, esas büyük birliğin nüvesi mesabesindeki Türkiye-Suriye-Ürdün-Lübnan birliğinin temeli atıldı. Ne yazı ki bu süreç, Arap Baharı’nın kışa dönmesi -bilhassa Suriye krizi- nedeniyle inkıtaya uğradı. Ama dünya dönmeye devan ediyor ve gerçekleşmesinin eşiğinden döndüğümüz o büyük birlik projesi kaldırıldığı raftan indirilmeyi bekliyor. Şu günler, tarihte bir parantezden ibarettir. O gündeme dönüş ve o hayalin gerçekleşmesi mukadder inşaallah. 

Bu yazı toplam 299 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim