• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Ankara 4 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Konya 6 °C
  • Antalya 14 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Erzurum 4 °C
  • İzmir 10 °C
  • Rize 7 °C

İslamofobi değil İslâm’a fobi

Ahmet Varol

ABD’nin Kuzey Carolina eyaletinde, Kuzey Carolina Üniversitesi yakınlarında bir apartman dairesinde Suriye ve Filistin asıllı, aynı aileden üç Müslüman vahşi saldırıyla şehit edildi. Bunlardan biri Suriye asıllı 23 yaşındaki Şadi Berekât, ikincisi onun Filistin asıllı eşi 21 yaşındaki Yusr Muhammed Ebu Saliha, üçüncüsü de bu bayanın kız kardeşi 19 yaşındaki Razan Muhammed Ebu Saliha’ydı. 

Bir yandan Suriye’deki Baas rejimi ve ona sürekli asker takviyesi yapan İran güçleri insanların başlarına havadan varil bombaları yağdırırken, IŞİD karşıtı koalisyon oyunuyla Baas zulmünün önünü açan ABD’nin hizmetindeki medya organlarının İslamofobi siyasetiyle tahrik ettiği canavarlar da Baas mağdurlarına yardım eli uzatanların evlerini basıp onları vahşice katlediyordu. Böylece hem Batı’dan Müslüman izini silmek için İslamofobi oyunuyla yürütülen savaş etkisini gösteriyor hem de Türkiye’ye kadar gelip Suriyeli mültecilerin kamplarını ziyaret eden, onların yaralarını sarmaya çalışan gönüllüler ortadan kaldırılmış oluyordu. 

Cinayetlerin işlendiği apartmanın bulunduğu Chapel Hill bölgesinin güvenlik görevlilerine göre saldırı ferdi bir eylemdi ve topluma yönelik herhangi bir tehdidin sürdüğüne inanmayı gerektirecek durum yoktu. Oysa saldırıyı gerçekleştiren caninin, bu gençlerle herhangi bir alacak verecek hesabı, bir kan davası ya da kişisel intikam gerekçesi olmayacağı biliniyordu. Belki de ömürlerinin baharında şehit edilen bu gençler katille sokakta bile karşılaşmamışlardı. Öldürülmelerinin tek sebebi vardı; o da Müslüman olmaları ve Müslümanların yaralarını sarma çabalarına gönüllü bir şekilde öncülük etmeleriydi. Bu sebeple öldürülmeleri ise ABD toplumunda azımsanamayacak bir yekûn oluşturan Müslüman azınlığa karşı gittikçe kabaran ve tehlikeli boyutlara doğru ilerleyen tehdit oluştuğunun göstergesidir. 

Aynı tehlike ve tehdit Avrupa’da da gittikçe büyüyor. Nazi zihniyetinin yeni bir versiyonu niteliği taşıyan PEGİDA örgütü bir yandan provokatif faaliyetlerini yaygınlaştırmaya çalışırken diğer yandan gerek bu örgütün ve gerekse onun davulunu çalan medya organlarının tahrikleriyle harekete geçenlerin gerçekleştirdiği ırkçı eylemlerde artış gözleniyor. 

Fransa İslamofobiyle Mücadele Derneği (CCIF) tarafından hazırlanan rapora göre bu ülkede son dönemde İslâmofobi temelli saldırılarda ciddi artış oldu. Saldırıların artmasında Charlie Hebdo olayına dayalı provokatif faaliyetlerin etkili olduğu söylenebilir. Fakat bu olaydan dolayı Avrupa’daki tüm Müslümanları suçlu ve mahkûm ilan etme, hepsini hedef gösterme politikasının köklerinin epey geriye gittiği ve sistematik bir şekilde yürütüldüğü de bilinen bir gerçektir. 

Müslümanları hedef alan saldırılardaki artış sadece Fransa’ya mahsus kalmadı. Avrupa’nın diğer ülkelerinde de Müslümanların can ve mal güvenliğini tehdit eden, dini mekânlarını kirletmeyi, kutsal değerlerini ve inançlarını hafife almayı amaçlayan saldırılar değişik yöntemlerle sürdürülüyor. Avrupa toplumlarının İslâm’a meylinin önüne geçmeyi amaçlayan medya organlarının da hakaret niteliğindeki saldırılarda ve güvenliği tehdit eden fiili saldırıları yönlendirmede başı çektiği biliniyor. Normalde toplum güvenliğini ve huzurunu tehdit eden bu tür saldırıların önüne geçilmesi gerekirken Avrupa ülkeleri İslâm’a karşı olduğu zaman “basın özgürlüğü” kategorisine dâhil ediyorlar. Aynı şeylerin hatta çok daha hafifinin yahudiliğe değil siyonizme ve Filistin topraklarındaki gayri meşru siyonist işgale karşı yapılması durumunda ise antisemitizm kategorisine sokuluyor ve suç sayılıyor. 

Gerçekte Müslüman varlığına tahammül edememekten kaynaklanan bu politikanın İslamofobi olarak adlandırılması, Müslümanları hedef alan saldırganlığı normalleştirme ve fail ile mefulün yerini değiştirme amaçlı sinsi stratejidir. Yani keçisi çalınan müftünün keçi çaldığının iddia edilmesi gibi. Çünkü İslamofobi, İslâm’dan korkma anlamındadır ve amaç Müslümanın tehdit kaynağı olarak gösterilmesidir. Gerçek tehdit kaynağı bu siyaseti yönlendirenler; Müslümanlar ise tehdide maruz kalanlardır. İzlenen siyasetin amacı da zaten Müslümanların can ve mal güvenliğini ortadan kaldırmak, onların sürekli tehdide maruz kalmalarına neden olacak ortam oluşturmaktır. 

yeniakit

Bu yazı toplam 350 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim