• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Ankara -1 °C
  • İstanbul 5 °C
  • Konya 0 °C
  • Antalya 14 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Erzurum -15 °C
  • İzmir 7 °C
  • Rize 1 °C

IŞİD’in Türkiye’deki ‘Siber Hilafet’ Planı

IŞİD’in Türkiye’deki ‘Siber Hilafet’ Planı
IŞİD’in Suriye ve Irak’ta toprak ve gelir kayıpları açısından her geçen ay daha da sıkıştığı görülüyor. Kayıplar bu hızda devam ederse 2016’nın örgütün bu ülkelerdeki son yılı olabileceği söyleniyor.

Peki IŞİD’in karar alıcıları bunu görmüyor mu? Görüyor olacaklar ki eleman temini, lojistik ve finansal destek açısından bir ‘taşıyıcı anne’ gibi gördükleri Türkiye’nin ‘bereketli rahmine’ ihtiyaç duyuyorlar. Nitekim, örgüt bu nedenle özellikle siber alemde paylaştığı Türkçe görsel ve yazılı içeriği artırmış durumda.

Görünüşe göre, IŞİD önce Türkçe siber alemi fethederek burada kuracağı ‘siber hilafet’le Türkiye’deki kalpleri ve beyinleri kazanmaya yönelik sessiz ama derinden bir propaganda stratejisi izliyor. Örgütün profesyonel olarak hazırladığı ve Kasım 2015’te yayımladığı Türkçe propaganda videosu YouTube, Facebook ve benzeri sosyal medya platformlarında 100 bini aşkın tık almıştı. Nisra Suresi 97. Ayeti dayanak gösteren bu videoda Müslümanların “Küfür diyarlarından İslam diyarına” hicret etmelerinin farz olduğu vurgulanıyor ve sempatizanlara aileleriyle Suriye ve Irak’a hicret etme çağrısı yapılıyordu.

Ancak IŞİD yanlısı sosyal medya ve tartışma platformlarındaki Türkçe içeriklerde son günlerde farklı bir mesaj göze çarpıyor. Sempatizanlara İslam Devleti’ne “hicret etme” yerine çağrısı yerine bulundukları yerde örgüte hizmet edebilecekleri aktarılıyor. Örneğin, Twitter’da “İslam Devleti” ve “HilafetTR” etiketleri altında şu mesajlar veriliyor: “Bu gün Türkiye’de yaşanan din Mekke’de nazil olan İslam değildir. Türkiye’de meclisin uygun gördüğü, ABD’nin onayladığı, cihatsız ve demokrat bir din icat edilmiştir. Bu dinin de adı İslam değildir. Maalesef Türkiye’de yaşanan din bidat ve hurafeler dinidir ve biz bu dini reddediyoruz”. İçeriklerde Türkiye’deki demokratik “tağut” düzenle mücadelenin hicretten bile önemli bir ilk şart olduğu sık sık vurgulanıyor.

Ayrıca Türkiye’deki laik eğitim sistemini şeytanlaştıran, demokrasi ve anayasayı kabul etmeyen, geleneksel dini cemaat ve tasavvufi yaklaşımları eleştiren, zorunlu askerlikten soğutma amacı güderek “vicdani ret” çağrısı yapan sitelerin, hesapların ve yorumların sayısında da ciddi bir artış söz konusu. Türkiye’deki servis sağlayıcılardan bu sayfalara erişim yasaklanmış durumda.

Bilkent Üniversitesi’nde doktora çalışmalarına devam eden ve siber güvenlik konusundaki araştırmalarıyla tanınan Reyhan Güner de IŞİD yanlısı Türkçe içerikte bir artış olduğunu doğruluyor. Bunun basit bir testle ölçülebileceğini belirten Güner Al-Monitor’a şu bilgileri veriyor: “Örneğin Google arama motoruna Türkçe ‘IŞİD’i seviyorum’ yazıp arama yaptığınızda iki temel husus dikkatinizi çeker: Bunlardan ilki özellikle Suriye’nin kuzeyinde PKK bağlantılı PYD ile askeri mücadelesi nedeniyle IŞİD’in Türkiye’deki PKK karşıtı dindar kesimlerde kazandığı sempati. Diğeri ise Suriye’deki küresel güçlere karşı verdiği silahlı mücadelenin dindar milliyetçi kesimlerde yarattığı sempati”.

Bu iki sempatinin IŞİD’i Türkiye’deki güncel siyasi tartışmalarda bir cazibe merkezi haline dönüştürdüğünü vurgulayan Güner’e göre örgüt siber alandaki Türkçe paylaşımlarında akıllı bir strateji izliyor: “IŞİD’in internetteki Türkçe propaganda faaliyetlerinde yeni katılan ya da sempati duyanlara yönelmesi dikkat çekici. Örneğin, Türkiye'nin ekonomik olarak geri kalmış şehirlerinden IŞİD'e katılıp, daha sonra ‘savaş ganimeti’ olarak adlandırdıkları lüks villalarda, lüks arabalarda fotoğraflar çektirip, herkese açık sosyal medya hesaplarında bu fotoğrafları paylaşan onlarca IŞİD'li var. Bu paylaşımlarla, içinde bulundukları koşullardan memnun olmayan akrabalarını, arkadaşlarını ve diğer takipçilerini IŞİD'e katılmaya özendiriyorlar”. Bu açıklamalardan, IŞİD’in Türkiye’de sadece ideolojik fay hatlarına değil sosyo-ekonomik fay hatlarına yönelik de propaganda yaptığını görüyoruz.

Güner’in dikkat çektiği bir başka husus da IŞİD’in “Konstantiniyye’nin Fethi” gibi online propaganda dergileri ve Türkçe tartışma forumlarının üzerinden örgüte ait Türkçe fetvalara kolayca erişilebilmesi. Nitekim, bu tartışma forumlarında artık örgütün infaz görüntülerinden ziyade derin felsefi tartışmalara yer veriliyor. Örneğin Twitter’daki @TevhidMEDYA isimli hesabın açtığı bir blogda yayımlanan “Mürtedlere Karşı Cihadımız” başlıklı yazıda, Türkiye’nin demokratik siyasi yapısı içindeki tüm yöneticilerin “kafir” olduğu ve onlara uyanların da onlar gibi olacağı vurgulanarak “İslami direniş” çağrısı yapılıyor.

IŞİD’e yakın sosyal medya platformları ve blog sitelerindeki bir diğer dikkat çekici unsur ise örgütle ilgili paylaşımların Suriye’deki diğer cihatçı yapılara ilişkin paylaşımlarla birbirine karışması. Örneğin, örgütün Palmira yakınlarında düşürdüğü bir Rus taarruz helikopterinin görüntülerini askeri bir zafer olarak paylaşan IŞİD’e yakın bir Twitter hesabından Suriye’de IŞİD’le savaşan El Nusra’nın Ramazan Bayramı’ndaki bayramlaşma görüntülerine de övgüler düzülüyor.

Bir başka hesapta ise IŞİD’den haberler yayımlayan Amak haber ajansının notlarıyla Suriye’de IŞİD karşıtı “ılımlı” gruplar arasında adı geçen Ahraruş Şam’ın Türkçe hesabından yaptığı bilgilendirmeler alt alta paylaşılıyor. Bu, Türkiye için kritik bir gerçeğe işaret ediyor: Söz konusu Suriye’de cihata ilişkin askeri başarılar olduğunda Türkiye’deki sempatizanlar için IŞİD ve diğer silahlı Selefi gruplar arasındaki fark ortadan kalkıyor. Bu durum, ileride Türkiye’de silahlı şiddeti yöntem olarak benimsemiş aşırıcı yapıların IŞİD’leşmesi anlamına gelebilir.

Peki devletin IŞİD ve diğer Selefi grupların siber alandaki faaliyetleriyle mücadelesi ne durumda? Bu konuda ortaya koyulan stratejik bir vizyon var mı?

Güner Türkiye’de gerek politika yapıcılar gerekse toplum nezdinde henüz siber alanda radikalleşme, terörizm ve siber-terörizm konuları ve bunların doğurabileceği tehlekelere ilişkin yeterli farkındalığın oluşmadığı kanaatinde: “Malesef Türkiye’deki siber güvenlik algısı e-posta şifrelerini 12345 yapmamak ya da çocuklara IŞİD'in infaz videolarını izletmemek gibi çok basit önlemlerle sınırlı. Örneğin, okullarda tabletle eğitimi destekleyen, öğrencilere internetten araştırılmak üzere performans ödevleri verdiren bir eğitim sistemimiz var. Fakat öğrencilerin internette karşılaşabilecekleri tehlikelere karşı herhangi bir siber güvenlik dersi bulunmuyor. Türkiye’de hala çok sıradan haber ya da araştırma sitelerinin kenarlarında beliren reklamlar üzerinden, kendinizi yasa dışı bir grubun tartışma forumunda bulmanız an meselesi”.

Güner’in dikkatini çektiği bir diğer konu da devletin halen ulusal güvenlik ve insan güvenliğini bir arada ele alan bir siber güvenlik vizyonunun olmaması. Hem Türkiye’nin hem de bölge ülkelerinin Selefi terörizm tehlikesine karşı atması gereken bazı adımlar olduğunu belirten Güner bu kapsamda siber alanda radikalleşmeyle mücadele için bölgesel bir siber diplomasi inisiyatifi geliştirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Sonuç olarak, IŞİD toprak anlamında sıkıştıkça hilafetini siber aleme taşıyarak küresel bir ağ kurma amacında. Bu ‘siber hilafet’ sayesinde kendisine biat eden yapılarla bir füzyona girmesi beklenen IŞİD’in 2.0 sürümü acaba nasıl olacak? Umarım, Ankara’da son dönemde Türkçe paylaşım etkinliğini artıran IŞİD’in siber alemdeki faaliyetlerine karşı koyacak bir stratejiye de kafa yoranlar vardır.

Kaynak: Metin Gurcan al-monitor.com

 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim