• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Ankara -8 °C
  • İstanbul 3 °C
  • Konya -4 °C
  • Antalya 5 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Erzurum -22 °C
  • İzmir 2 °C
  • Rize -4 °C

IŞİD Balonunun Gölgesinde Kalanlar

Ahmet Varol

rak’taki gelişmelerin kamuoyuna yansıtılmasında olaylara bir açıdan bakılması veya oluşturulan havanın yol açtığı telaşın çok fazla etkisi altında kalınması yanlış yaklaşımlara ve çıkartmalara neden olabiliyor. 

Olayların uluslararası boyutunu bir kenara koysak da yerel boyutunun üç ayrı cihetini görmemiz gerekir. Birincisi ve belki de tetikleyici rol oynayanı ülkede uluslararası emperyalizmle bölgesel güçlerin çıkar hesaplarını bir araya getirerek onların himayesi altında yeni bir Arap diktatoryası oluşturma planı yapan Nuri el-Maliki ve politikasıdır. İkinci boyutunu onun zulmüne ve saldırılarına tepki gösteren halk oluşturmaktadır ki bu bölgenin halkı da büyük ölçüde geleneksel aşiretler tarafından temsil ediliyor. Üçüncü boyutunu ise balonu özellikle ve bazı kirli hesaplar için şişirilen IŞİD oluşturuyor. 

Nuri el-Maliki boyutu kendini zulüm, ayrımcılık, siyasi hesaplara dayalı mezhepçilik ve ondan beslenen istismarcılık ile kendini gösterdi. Bu yönüyle bir bakıma işgal güçlerinin çekilmesinden sonra onların görevlerini devralmış oldu. Dolayısıyla onun ayrımcı politikalarının mağdur ettiği kesim açısından işgal güçlerinin çekilmesi fazla bir anlam ifade etmemiş oldu. Onlar açısından işgal, çekilenlerle işbirliği içinde olan ve onların devrettiği görevi sürdüren ihanetçiler tarafından sürdürülüyor oldu. İşgalin bu şekilde yerli işbirlikçiler tarafından sürdürülmesine de karşı çıktı, bu işgalin ve yerli işgalcilerin zulüm uygulamalarının son bulması için mücadeleyi sürdürdüler. Fakat uluslararası emperyalizmin ve Suriye’deki Baas vahşetine de arka çıkan bölgesel güçlerin Maliki’nin sırtını sıvazlaması, onun vasıtasıyla Irak’ta ulusal yönetim oluştuğu ve işlerin rayına oturmaya başladığı kanaati oluşturulması sebebiyle mağdur edilenlerin sesi cılız kaldı. Kimse onları duymadı. Bu durumdan istifade eden IŞİD ise mağdur edilen ailelerin genç yaştaki çocuklarını etkilemeye çalıştı. Bu gençlerin Maliki zulmüne tepkilerini ve tepkinin harekete geçirdiği heyecanlarını onları kendi saflarına çekmek için değerlendirdi. 

Fakat katil Beşşar Esed’den hiç farkı olmayan Nuri el-Maliki’nin zulmüne ve saldırılarına maruz kalan aşiretlerin sahipsiz bırakılmasından kaynaklanan boşluğu, katı tekfirci anlayışa sahip, Suriye’deki direnişin yıpratılmasında kendisinden yararlanıldığı bilinen ve daha önce Irak’ta sergilediği tavırda da olumsuz imaj oluşturmuş bir örgütün doldurması bölge ahalisinin lehine bir durum değildi. O yüzden aşiretler sahayı tamamen bu örgüte terk etmemek için kendi milis güçlerini oluşturma yoluna gittiler. Fakat bir yandan da Suriye’deki direniş örgütlerine karşı oynanan oyunun kendilerine karşı da oynanması ihtimalini göz önünde bulundurarak IŞİD’le bir gerginliğe girmek de istemiyorlardı. 

Son dönemde yerli işgale karşı özgürlük mücadelesi veren aşiretlerin milis güçlerinin silahlı mücadelesi karşısında dikta yönetiminin askeri güçlerinin ciddi kan kaybetmeye başlamasına paralel olarak IŞİD’in de bir yandan palazlanması ve birden patlak veren olaylarda Maliki askerlerinin bu örgütün militanları karşısında hiçbir direniş göstermeden kaçarken özellikle önemli stratejik noktaları onlara bırakmaları, ardından da aşiretlerin silahlı milislerini tamamen yok sayan bir yaygara koparılması tesadüfi değildir. 

Gelinen durumun zulme karşı sürdürülen haklı mücadele açısından en kötü yanı bu mücadeleye tamamen IŞİD boyasının çekilmiş olmasıdır ki aynı oyundan daha önce Cezayir’de cuntaya karşı verilen mücadelenin ve yine Irak’ta ABD işgaline karşı başlatılan bağımsızlık savaşının imajının yıpratılmasında da yararlanılmıştı. Üstelik bu oyunla Maliki’nin sergilediği zulüm ve haksızlığın üzeri de tamamen IŞİD örtüsüyle kapatılmış oldu. Bütün bu amaçların tahakkuk etmesi için de bu örgütün balonunun çok fazla şişirildiği, onun balonunun gölgesinde kalan çok önemli gerçeklerin ise dikkatten kaçtığı söylenebilir. 

Bir not: Ribat’ın Haziran 2014 sayısı için yazdığımız “Dinî Tekeline Almak: Tekfircilik” başlıklı dosyamızda İslâm tarihinde haricilikle başlayan doğmatik düşüncenin bugünkü IŞİD’e ve Boko Haram’a da yansımasını tahlil etmeye çalıştık. Bu yazımızı kişisel web sitemizden (www.vahdet.info.tr) de okuyabilirsiniz.

yeniakit

Bu yazı toplam 253 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim