• BIST 82.796
  • Altın 147,560
  • Dolar 3,7818
  • Euro 4,0344
  • Ankara 2 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Konya -1 °C
  • Antalya 16 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Erzurum -6 °C
  • İzmir 15 °C
  • Rize 11 °C

İşgalcinin seçimleri

Ahmet Varol

Türkiye’nin yeni bir genel seçime hazırlandığı sırada, siyonist işgal rejimi 17 Mart tarihinde erken genel seçim gerçekleştirdi. Erken seçime gidilmesi kararı işgal yönetiminin başbakanı ve aynı zamanda Likud Partisi’nin genel başkanı Benjamin Netanyahu tarafından verilmişti. 

Netanyahu’nun erken seçim kararının sebebi Gazze’yi hedef alan ve elli gün süren saldırısında planladıklarını gerçekleştirememesi tam aksine kararlı direniş karşısında yenilgiyi kabul etmek zorunda kalması olmuştu. Bu yüzden kendi çevresinde yoğun eleştirilere maruz kalması bir yandan da oy kaybetmesine neden oluyordu. Yani Gazze operasyonu bir bakıma onun kendi kazanında delik açmıştı ve o yüzden bu kazanı daha fazla su kaybetmeden yenilemek istiyordu. Amacı ise oyunu artırıp daha güçlü bir şekilde iktidara gelmek değil var olan gücünü fazla kaybetmeden yine birinci parti olmak suretiyle hükûmeti kurma hakkını kaybetmemekti. 

Seçim öncesindeki son saatlerde yaptığı açıklamalar da Gazze’deki yenilgiden dolayı kaybettiği oyların en azından bir kısmını geri çekebilme amaçlı ataklardı. Kendisinin iktidarı yeniden alması durumunda “Filistin devleti” diye bir şeyden söz edilemeyeceğini ve yahudileştirme faaliyetlerini de hızlandıracağını söyledi. Bu gibi heyecan verici açıklamaların özellikle tereddütte olan, kararı son saatlere bırakan kesimleri etkilemede işe yarayacağına inanılıyor. 

Siyonist tabanın oylarını çekmek için bu tür açıklamaların ve Filistinlilerin gasp edilmiş haklarını geri vermeme vaatlerinin prim yapması ise o tabanı tanımamıza yarar. İktidarı Netanyahu’dan alabilmek için birinci sıraya geçmek amacıyla aralarında ittifak kuran partilerin bu ittifaklarını Siyonist Birlik olarak adlandırmaları da işgalci ve yayılmacı söylemlerin prim yapmasından ileri geliyor. “İsrail Evimiz” adlı partinin genel başkanı Avigdor Liberman işi daha ileri götürerek Filistinlilerin hepsinin kafalarının baltalarla kesilmesi gerektiğini söylemişti. Sonrasında bu çağrının sadece oy kazanma amaçlı olduğunu yine kendi yorumcuları dile getirdiler. Bütün bunlar gösteriyor ki siyonist tabanın oyunu kazanabilmek için vatanları işgal edilmiş, evleri gasp edilmiş ve meşru hakları ellerinden alınmış Filistinlilerin bir de kafalarını baltalarla kesme vaadinde bulunmak gerekiyormuş. 

Bu açıdan bakınca aslında siyonist politika liderlerinin Filistin halkı karşısında farklı olmadıklarını düşünmeme rağmen yine de sonuçları merak ettim. Isaac Herzog ile Tzipi Livni’nin ittifakıyla oluşturulan Siyonist Birlik ile Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi oy sayımlarının ilk saatlerinde başa baş gidiyorlardı. Hatta bazı açıklamalarda Herzog’un cephesi adına yapılan açıklamalarda hükûmeti kurma projeleri üzerinde kafa yürütmeye başladıkları da hissettiriliyordu. Ama sonra Likud Partisi yine birinciliği aldı ve bu açıdan Netanyahu erken seçime gitmekle amaçladığını gerçekleştirmiş oldu. 

Önemli bir gelişme ise 1948’de işgal edilmiş bölgede yaşayan yani kendilerine “İsrail vatandaşlığı” kimliği verilmiş Filistinli nüfûsun oylarına dayanan Arap Birliği’nin üçüncü sırada yer alması oldu. Bu kesimin adayları daha önce genellikle bağımsız olarak veya küçük partilerle seçimlere giriyorlardı. Bu kez böyle bir ittifak kurdular ve bu bölgede önemli bir oy potansiyeline sahip İslâmi hareketin işgal rejiminin parlamento seçimlerini boykot kararına rağmen üçüncü sırada yer alabildiler. 

İşgalcileri en çok endişelendiren de böyle bir manzaranın sonrasıyla ilgili ihtimaller. Netanyahu’nun “İsrail” devletinin yahudiliği ve bu tanımlamaya bağlı yasal düzenlemeler, sınırlamalar üzerinde ısrarla durmasının sebebi de bu. Çünkü vatanın asıl sahiplerinin nüfusça artmaları ve evleri, toprakları gasp edilmiş Filistinlilerin yurda dönüş hakları üzerinde ısrar etmeleri durumunda göçmen yahudi nüfûsun azınlık durumuna düşeceğinden korkuyorlar. O yüzden Arapların parlamentoda ve resmi kurumlarda kontenjanlarının her zaman etkisiz bir kotanın altında tutulmasını, bu kotayı aşmalarının yasayla engellenmesini istiyorlar. Siyonist lider Netanyahu’nun “İsrail’in yahudiliği” tanımlaması ve uzun süreden beri yasal çerçevesini belirlemeye çalıştığı düzenleme ile en başta kastettiği budur. İsrail’in yahudi şeriatıyla yönetilmesi değil.

yeniakit

Bu yazı toplam 309 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim