• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • Ankara 13 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Konya 14 °C
  • Antalya 20 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Erzurum 6 °C
  • İzmir 18 °C
  • Rize 14 °C

İran Seçimleri: Ahmedinejad ve Musevi Arasındaki Temel Fark

Nureddin Şirin

İran Seçimleri: Ahmedinejad ve Musevi Arasındaki Temel Fark

 

İran"daki cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerine daha önce yazmayı planladığımız, birtakım işlerdeki yoğunluk ve biraz da sürecin belirginleşmesini beklememizden dolayı gecikmeli de olsa, genel olarak İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçları, dünyadaki ve Türkiye"deki yankıları üzerinde durmaya çalışacağız..

 

1-      Seçimlere katılım

 

Kuşkusuz ki İran gibi ideolojik-dini temelde kurulmuş bir İslam Cumhuriyeti"nde yapılan her bir seçimde öncelikle dikkat edilen nokta seçimlere katılımın hangi oranda olduğudur; zira seçimlere katılım, halkın İslam Cumhuriyeti sistemine bağlılığını; itirazı, farklı beklentisi ve muhalefeti olsa da bunu sistem içinde ifade etmeye çalışmasını ifade etmektedir.

 

Bunun içindir ki başta İslam İnkılabı Rehberi İmam Hamenei olmak üzere, İslam Cumhuriyeti"nin mesulleri, Cuma imamları ve kanaat önderleri, halka yaptıkları çağrılarda seçimlere katılımın önemine, oy vermenin Şer"i bir mesuliyet olduğuna vurgu yapmışlardır. Sonuçta, seçimlere katılım adaylardan herhangi birisine oy vermenin yanı sıra aynı zamanda İslam Cumhuriyeti"ne oy verme anlamına da geliyordu.

 

Bundan dolayı İslam Cumhuriyeti muhalifi tüm güçler İran seçimleriyle ilgili olarak, herhangi bir adaya oy vermek yerine, seçimlere gitmeme yönünde telkin ve teşviklerde bulunuyorlar, sözüm ona “daha iyi ve özgür bir hayat” için İran"daki egemen sistemin değişmesi/değiştirilmesi gerektiğini vurgu yapıyorlardı. Yapılan propagandalar İslam Cumhuriyeti muhaliflerinin yanı sıra, sistemle temelde bir problemi olmasa da, yaşanılan birtakım ekonomik sıkıntılar dolayısıyla rahatsız olan birtakım kesimleri de bu kulvarın için sürüklüyordu.

 

Dolayısıyla da, seçim öncesinde İslam Cumhuriyeti taraftarlarının öncelikli beklentisi seçimlere yoğun katılımın olması olurken, İslam Cumhuriyeti karşıtlarının beklentisi de, "düşük katılımlı bir seçim"le halkın artık İslam Cumhuriyeti"ni istemediği görüntüsünü elde etmekti.

 

Ancak takdir-i ilahi, İran"daki cumhurbaşkanlığı seçimleri tarihinde en büyük katılımlı bir seçim gerçekleşerek, İslam Cumhuriyeti karşıtları kalimenin tam anlamıyla büyük bir hayal kırıklığı ve hüsran yaşadı. Yüzlerce televizyon kanalı ve internet üzerinden yapılan propagandalar, dökülen paralar, kurulan bağlantılar, onca çaba boşa çıkmıştı.

 

“El yevmu yeisellezine keferu min dinikum… El yevmu ekmeltu lekum dinikum” (Maide 3)

 

Kafirler bir kez daha yeis ve hüsranı yaşadılar; halkın seçimlere gitmeyerek İslam Cumhuriyeti nizamına olan bağlılık ve güveninin tükendiği sonucunu oluşturmaya çalışırlarken, % 85"ten fazla bir katılımla İran halkından büyük bir şamar yemiş oldular. Küfr, nifak ve ihanet bir kez daha İslami velayetin duvarına toslayarak derin ve elim bir yeis içine yuvarlandı...

 

2- Cumhurbaşkanı adayları ve temsil ettikleri kimlik

 

Tahran Belediye başkanlığından beklenmedik bir şekilde cumhurbaşkanlığına yükselen Dr. Mahmud Ahmedinejad"ın İran"da ve dünyada belirginlik kazanan en önemli yanı, gerçek anlamda bir “halkçı” olmasıydı; halkın içinde, halk ile birlikte, mütevazi hayatı ve yaşam tarzı ile onlardan biriydi. İran halkı Rafsancani ve Hatemi dönemlerinde böylesi bir cumhurbaşkanlığına tanık olmamıştı; bu sadece Ahmedinejad"ın kişisel yaşamında değil, ülke yönetiminde de takip ettiği uygulamalarla ortaya çıkmıştı. Ülkenin her eyaletine, şehrine giderek yönettiği halkı ile iç içe oldu; onların dertlerini dinledi, beklentilerine kulak verdi, onlarla aynı sofraya oturdu, birlikte çorba içti. Hükümet toplantılarını da Tahran merkezli olmaktan çıkartarak ülkenin ayrı ayrı şehirlerinde bakanlarıyla toplantı yaptı. Başta bakanları olmak üzere, ülke yönetiminde görev üslenen yetkililere de halktan kopuk hareket etmemelerini istedi. Bu yönüyle, Dr. Mahmud Ahmedinejad dönemi, “yalınayaklılar”ın ülkedeki gücünü, itibarını ve nüfuzunu geri getirdi.

 

Halkın önünde hesap verdi, halktan özür diledi; bizim de dinlediğimiz üzere, devrimin yıldönümü törenlerinde İran halkına seslenerek ülkedeki birtakım çıkar odaklarının engellemesi ve oyunlarıyla planladığı programını yeterince uygulayamadığını, ancak sosyal adaletin sağlanması, yoksulluğun giderilmesi ve çıkar odaklarının güçlerinin kırılması noktasında sonuna kadar mücadele edeceği sözünü verdi.

 

Ahmedinejad"ın cumhurbaşkanlığı dönemi, ülkedeki ahlaki yozlaşmaya, ideolojik savrulmaya ve devrimin hedeflerinden uzaklaşmaya karşı güçlü bir karşılık ve set oldu. İslam ahkamının uygulanmasındaki kararlılık, batı emperyalizminin kültürel saldırganlığına, İran halkı, özellikle de gençlik arasında baş gösteren İslam dışı eğilim ve sapmalara karşı İslam inkılabının şiarlarını ihya ve idame ettirme noktasında kararlı bir politika izledi. Devletin imkanlarını bu yönde kullanarak, nizam ve kurumlarıyla İslam Cumhuriyeti"nin varlığını güçlendirdi.

 

Dr. Ahmedinejad özellikle dış dünyada yeni bir çığır açan söylem ve siyasetiyle, Siyonist İsrail rejimine karşı kesin ve kararlı bir duruş sergileyerek, “siyonist rejimin yok edilmesi ideali”ni canlandırdı. "Arap barış planı" ve "İsrail El Fetih müzakereleri" düzleminde, siyonist rejimle normalleşme projeleri dört koldan sürdürüldüğü bir sırada, Ahmedinejad, Siyonist rejiminin ömrünün sayılı olduğunu, yakında ortadan kalkacağını, siyonist rejim ortadan kalkmadıkça bölgeye barış ve esenliğin gelmesinin mümkün olmadığını vurgulayarak, siyonistlerin korkulu rüyası haline geldi. Başta Siyonist rejimin şimdiki başbakanı Benyamin Netenyahu olmak üzere, Siyonist odaklar Ahmedinejad için sık sık “II. Hitler” benzetmesinde bulunarak, Ahmedinejad"ı "İsrail"i haritadan silmeye çalışan bir kabus" olarak görmeye başladı.

 

Mahmud Ahmedinejad dönemi, Filistin ve Lübnan İslami direnişinin her açıdan en çok güçlendirildiği dönem olduğu gibi, Lübnan"da Hizbullah"ın, Gazze"de de Hamas"ın zafer kazanmasında İslam Cumhuriyeti"nin payını en yüksek noktaya çıkardı. Bundan dolayıdır ki, İran"daki birtakım muhalifler ve Ahmedinejad karşıtları Ahmedinejad için “İran"ın değil Hizbullah ve Filistin"in cumhurbaşkanı” türünden yakıştırmalarda bulunuyorlardı.

 

İran içindeki Ahmedinejad karşıtları ve ulusalcıların Ahmedinejad"a yönlik propagandalarında öne çıkan suçlamaların başında, “İran"ın milli gelirini Filistin ve Lübnan"a aktararak ülke halkının yoksul kalmasına sebep olmak” geliyordu. Bu tür suçlamalara biz de birçok kez tanık olduk. Bazı ulusalcıların “Filistin öncelikle Arapların davasıdır, onlar Filistin için bir şey yapmazken, biz niye onlardan daha çok öne çıkıyoruz. Bizim petrol paralarımız İranlılara değil Filistinlilere gidiyor” dediğine tanık olduk. Yine bir keresinde, bir trafik polisi bir araca ceza yazdığı sırada, bir başka İranlının “o parayı Lübnan"a göndereceksiniz, değil mi?” diye bağırdığına tanık olduk.

 

İran halkını İslam Cumhuriyeti"nden soğutmak ve rejim karşıtı konumuna çevirmek için İran dışındaki batı kaynaklı televizyon yayınlarında yapılan kara propagandalarda da önce çıkan argüman, İranlı yöneticilerin İran halkının parasını İranlılardan kaçırarak Hizbullah ve Hamas gibi hareketlere aktardığı şeklinde olmaktaydı.

 

Nitekim cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde de bu argüman öne çıkartılmış, cumhurbaşkanı adaylarından Mir Hüseyin Musevi beklenmedik bir şekilde, “İran halkı Lübnan ve Filistin"den önce gelir” şeklinde sözler sarf ederek, hem siyonizme karşı mücadele cephesini derinden üzmüş, hem de İslam Cumhuriyeti karşıtlarının kışkırtıcı propagandalarına açıkça prim vermişti.

 

İslam Cumhuriyeti"nin başta Lübnan ve Filistin olmak üzere İslami direnişlerine verdiği destek, ülkenin ekonomisini ciddi anlamda etkileyecek boyutlarda olsa bile, İslam ümmetinin özgürlük ve kurtuluş mücadelesinin, özellikle de işgal altındaki Filistin topraklarının kurtarılması, Kudüs"ün özgürleştirmesi hedefinin İslam İnkılabı"nın varlık sebebi olduğunu söylemeye gerek yok.

 

İran"daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu konunun tartışma haline getirilmesinin başlıca sorumlusu başta Mir Hüseyin Musevi olmak üzere onun adına şeçim kampanyasını yürüten politik unsurlar olmuştur. Nitekim Mir Hüseyin Musevi"nin ağırlıklı olarak seçim kampanyasını sürdüren "reformist" olarak adlandırılan ılımlı ve ulusalcı çevreler, Mir Huseyin Musevi"yi "İslam devrimin temel ilke ve şiarlarından sapan kişi" durumuna düşürmüşlerdir.

 

İslam Cumhuriyeti"nin en zorlu dönemlerinde İran"da başbakanlık yapan Mir Hüseyin Musevi, kendisinin ifadesiyle, ambargo ve İran-Irak savaşının yükü dolayısıyla ülkenin tahıl ambarlarının tamamen boşaldığı bir dönemde, Lübnan"daki Hizbullah Hareketi"nin ortaya çıkması için yapılan çalışmalara, gerekli ödeneklere vs. karşı çıkmamıştır. Aynı şekilde Rusların Afganistan"ı işgali döneminde milyonlarca Afganlıya kucak açılarak ülke gelirinin belli bir kısmının Afganlı mültecilere tahsis edilmesinden kaçınılmamıştır.

 

Çünkü "İslam devriminin kurduğu bir İran, İslam Ümmeti'nin esenliğini kendine evla bilen bir İran" olma durumundadır.

 

1992 yılında Uluslararası Vahdet Haftası dolayısıyla Tahran"a gittiğimizde, konferansın kapanış bildirisinin okunduğu mekanda İmam Humeyni"nin oğlu Merhum Ahmed Humeyni hiç unutamayacağımız bir konuşma yaparak İslam devriminin temel sabitelerini şöyle dile getirmişti:

 

“İmam konuşmalarının birinde “ben yaşadıkça nizamın liberallerin eline geçmesine fırsat vermeyeceğim” demişti. İmam liberallerden kimi kastediyordu? Bunlar başkalarının liberal diye tanımladığı kimselerden değildi. Bunlar gece namazlarını bile kılıyorlardı. Ama onlara göre “İslam İran içindir”; İmam ise buna şiddetle karşı çıkıyor “hayır İran İslam içindir” diyordu.”

 

Ahmed Humeyni, babası Rahmetli İmam Humeyni"den aktardığı bir başka sözde de şunu söylemişti:

 

“Eğer bugün İslam dünyasında Müslüman halklara karşı işlenen zulümlere gereğince engel olamıyorsak henüz gerekli güce ulaşamadığımız içindir. Ama inşallah bu güce ulaştığımızda Müslümanların vatanlarını işgal eden, kanlarını döken bütün zalim ve müstekbirlerden var gücümüzle hesap soracak, bir tane bile Müslümanın zulüm görmesine fırsat vermeyeceğiz.”

 

Bu ayrım noktası, bir Müslüman ile bir kafiri birbirinden ayıran nokta değildi, ancak İslam Devrimi"nin ve İslam Cumhuriyeti nizamının varlık sebebini en güzel bir şekilde ortaya koyuyordu: aynı şekilde "İslam devrimin ilkelerine müdrik ve sorumluluk sahibi bir Müslüman" ile bu "değerlerden sapmış ya da bunları gereğince idrak edememiş kişiler" arasındaki farkı da en güzel bir şekilde ortaya koymaktaydı…

 

Mir Hüseyin Musevi ve taraftarları, onun seçim çalışmasını sürdüren politik güçler, Merhum Ahmed Humeyni"nin bizlere aktardığı bu hususu, bizden çok daha iyi biliyordur kuşkusuz. Ancak başta Mir Hüseyin Musevi olmak üzere, taraftarlarının kendi seçim çalışmalarında İran"ın Lübnan ve Filistin"e yaptığı yardımlarını “sorun” ve “yanlış uygulama” gibi lanse etmeleri, sonuçta İslam İnkılabı rehberi ile Mahmud Ahmedinejad"ı sözüm ona uygulan yanlışlardan sorumlu göstermeleri öncelikle İslam devrimi çizgisinden ne kadar uzağa düştüklerini göstermesi açıdan ibret verici bir gösterge olmuştur. Eğer kendileri İslam devrimi ilkelerine bağlılık konusunda samimi iseler öncelikle devrimin önderi İmam Humeyni"den özür dilemek zorundadırlar.

 

Mir Hüseyin Musevi"nin ortaya koyduğu bu sapmanın en büyük ortaklarından biri de eski cumhurbaşkanı Seyyid Muhammed Hatemi"dir. “Musevi"nin zaferi benim zaferimdir” diyen Hatemi"nin cumhurbaşkanlığı döneminde ülkedeki yozlaşma ve sapmaların kapısı sonuna kadar açılmış, özellikle ideolojik, politik ve kültürel alanlardaki savrulmalar had safhaya ulaşmıştı. Nitekim Seyyid Hatemi de bu durumun farkında olarak, kendi taraftarlarıyla arasına belli bir mesafe koymuş, birtakım taraftarları da Musevi"yi kendilerini yolda bırakmakla suçlamışlardı…

 

Mir Huseyin Musevi"nin seçim ve cumhurbaşkanlığı döneminde ”özgürlük” söylemiyle yaşanan sapmalar ve vardığı kötü sonuçlar, bu seçimlerde de Mir Hüseyin Musevi"nin cumhurbaşkanlığı sürecinde yaşanmış, seçim sonuçlarının açıklanmasıyla ise "sapmalar" yerine "apaçık ihanetler"e bırakmıştır…

 

Sözün burasında Mir Hüseyin Musevi konusuna biraz odaklanmak istiyoruz.

 

Filistin konulu bir konferans dolayısıyla gittiğimiz İran"da seçim kampanyalarına baktığımızda, sanki tek adaylı bir seçim var gibiydi. Nereye gitseniz Mir Hüseyin Musevi"nin seçim büroları vardı. Başta Ahmedinejad olmak üzere diğer adayların seçim bürolarından daha çok duvarlara, direklere vs. asılan resimli tanıtım pankartlarına tanık oluyorduk. Kum şehrinde de durum böyleydi; onlarca Mir Hüseyin Musevi"nin seçim bürosunu görmüştüm ama bir tane Ahmedinejad seçim bürosuna rastlamamıştım…

 

İran dışından şu veya bu şekilde yardım aldı gibi bir iddia ileri sürmek istemiyorum ama, Mir Hüseyin Musevi paradoksal olarak İran"ın sermayedarlarını arkasına almış, seçimlere büyük bir mali destekle girerek görkemli denilebilecek bir seçim kampanyası yürütmüştü. Tahran"da bir yas merasimi dolayısıyla Veliyy-i Asr meydanına gittiğimizde, onbinlerce İranlı toplanmış birlikte mersiye okurlarken, Mahmud Ahmedinejad da onların arasında onlarla birlikte mersiye okuyordu. Gördüğümüz, İran"daki dindar, İslam İnkılabı bağlıları büyük ölçüde Ahmedinejad"a destek verirken, dindarlardan da oy almış olsa da, İran"daki liberal, İslam inkılabı değerlerine zıt, batı tarzı yaşam özentisinde olan bütün kesim ve kitleler de Mir Hüseyin Musevi"nin arkasında durmuştu.

 

İslam devriminden önce Tahran müstekbir yaşam ve yoksulluk noktasında “güney” ve “kuzey” diye ikiye ayrılmıştı. Kuzey zengin ve müstekbirleri, güney ise yoksul ve yalınayaklıları temsil ediyordu…

 

İran"daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de böylesi bir ayrım bir ölçüde kendini göstermiş, Musevi "kuzey"i, Ahmedinejad da "güney"i temsil etmişti. Genel halk kitleleri, yoksullar, İslam İnkılabı değerlerine sadakat gösterenlerin büyük bir kesimi Ahmedinejad ile kendini ifade etmeyi seçmişti…

 

İslami ve inkılabi açıdan sorunlu olan kesimlerin topyekün Mir Hüseyin Musevi"yi seçmesi, Mir Hüseyin Musevi"nin de onlardan biri olduğu anlamına gelmiyordu elbet. 20 yıldır siyaset sahnesinden uzak durarak, bu zaman zarfında açıktan hiçbir siyasi tavır sergilemeyen Mir Hüseyin Musevi, daha önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendisine “aday ol” çağrısı yapılmasına karşın bunları reddetmiş bu seçimlerde ise, kendisinden daha çok kendi seçim çalışmalarını sürdüren, daha önce de Seyyid Muhammed Hatemi"nin taraftarlığı ve ekibini oluşturan politik figürler öne çıkmıştı.

 

Cumhurbaşkanı adayı Mir Hüseyin Musevi seçim sürecinde kendisi eksen olsa da, ülke çapında liberal, ulusalcı ve uzlaşmacı eğilimleri ile bilinen ve reformcu olarak tanımlanan bu kesim bir "Musevi vizyonu" oluşturdu. 20 yıl öncesine göre siyasal çizginin neresine düştüğü, başbakanlık yaptığı dönemdeki duruşu ile şimdiki durumu arasında ne kadar fark olup olmadığı pek bilinmeyen Mir Hüseyin Musevi zaten kendisini ifade etmekteki başarısızlığıyla, kendi iplerini seçim ekibine bırakmış oldu; dolayısıyla Mir Hüseyin Musevi"ye oy verenlerin büyük bir kısmı da Seyyid Hatemi"nin “Musevi"nin zaferi benim zaferimdir” şeklindeki sözlerinin ülkenin her bir yanında seçim sloganı olarak kullanılması, Hatemi"nin cumhurbaşkanlığı dönemindeki reformcuların tam bir blok şeklinde Musevi"nin arkasında yer almasıyla Musevi'yi desteklemiş oldu, sonuçta, Musevi"nin politik çizgisi ve vizyonunun bunların eliyle oluşmasına sebep oldu..

 

Bu durum Mir Hüseyin Musevi"yi seven, ona saygı duyan kişileri endişeye sevketmişti. Zira Musevi'nin seçim kampyasını sürdüren bu kişiler Hatemi"nin cumhurbaşkanlığı döneminde kendilerini göstermiş, nasıl bir siyaset ve politik çizgi taşıdıklarını ortaya koymuşlardı. Bu endişeyi bazı İranlılardan ben de işitmiştim.

 

Ancak diğer yandan Musevi"ye çıkan oyların büyük bir kısmının da bu kesimlerin çalışmaları, propagandaları ve yönlendirmeleri sonucu olduğunu belirtecek olursak, deyim yerindeyse, her ne kadar kendini bağımsız bir şahsiyet olarak tanıttıysa da, süreç Mir Hüseyin Musevi"yi onlara gebe bırakmış, onlar da Mir Hüseyin Musevi"yi hem yönlendirmiş hem de provoke etmiştir…

 

Kanaatimce Mir Hüseyin Musevi"nin seçim sonrasında sergilediği beklenmedik hırçın ve kışkırtıcı tavır, söz konusu kesimlerin tahriki sonucu olmuştur. Zira seçimlerde kaybeden asıl taraf ağırlıklı olarak Mir Hüseyin Musevi"nin seçim kampanyasını sürdüren politik çizgi olmuştur….

 

Devam edecek…

Bu yazı toplam 3279 defa okunmuştur.
Yorumlar
muhammed
08 Temmuz 2009 Çarşamba 12:09
Peki ya T.C deki sandıklar..
Türkiyede de alnı secdeli devlet erkanı,birtakım kanaat önderi ve yine alnı secdeli bir yığın yazar çizer; Laik T.C'nin üzerine kurulu olduğu küfür nizamını tatbik etmek üzere bir başbakan seçileceği zaman, hep bir ağızdan seçimlere iştirak edilmesi ,mutlaka sandığa gidip oy kullanılması gerektiğini müslümanlara telkin ederler..Sandığa gitmeyen müslümanların günaha girdiği fetvasını bile verirler...!
Nasıl İrandaki seçimlere katılımın çokluğu halkın İslam Cumhuriyeti sistemine bağlılığını tescilliyor sa; ve sistem için çok önemli bir husus ise..Peki ya Türkiyedeki seçime katılım oranının yüksek olması..Bunun için çabalayan müslüman kitlelerin kimlere ve hangi sisteme destek olduklarını hiç düşünüyormuyuz acaba...
88.250.173.212
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim