• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Ankara 10 °C
  • İstanbul 16 °C
  • Konya 8 °C
  • Antalya 17 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Erzurum 6 °C
  • İzmir 15 °C
  • Rize 16 °C

İmam Hamenei'nin Beli Kırıldı Selahaddin Ağabey...!

Nureddin Şirin

Aleykum Selam Selahaddin Ağabey,

Selahaddin Ağabey"in yazısına cevaben yazdığım “Selahaddin Eş Ağabeyime Serzenişimdir” başlığı altında yazdığım yazıya, Selahaddin ağabeyden uzunca bir cevap geldi.

Selahaddin ağabeyin bu cevabını “Selahaddin Eş Suriye ve İran İlişkilerini Anlatıyor” başlıklı haberimizde okuyabilirsiniz.

Selahaddin ağabeyin muhabetle yazdığı bu yazısına ben de saygıyla bir cevap yazmak istiyorum.

Öncelikle, bizim de az-çok bildiğimiz bazı hususları kapsamlı ve aydınlatıcı bir şekilde ortaya koymuş olmasından dolayı Sehaddin ağabeyime teşekkür ediyorum. Zira kendisinin bu yazısında anlattığı tarihi gerçeklerden birçok şey öğrendim, tekrardan bütün kalbimle teşekkür ediyorum.

Selahaddin ağabey yazısında, "İran-Suriye ilişkileri"nin hangi saiklerle nasıl geliştiğini çok güzel bir şey ortaya koydu. Buradan da görüleceği üzere, İran İslam Cumhuriyeti bir taraftan Eflakçı Saddam rejimiyle savaşırken, -ki Selahaddin ağabeyin de belirttiği üzere bu tahmili savaşta, bütün dünya ve Arap rejimleri Saddam"ın arkasındaydı- diğer taraftan da, Suriye Baas rejiminin Saddam"la olan liderlik çekişmesinden istifade etmiş ve bundan daha çok Lübnan"da İslami direnişin ortaya çıkması için yararlanmıştı.

Zira hem İmam Humeyni"nin hem de İslami İran mesullerinin dilinde Irak baas rejimi “Eflakçı kafir rejim”di. Bu noktadan baktığımızda, bu niteleme aynı zamanda diğer baas rejimi olan Suriye rejimine de şamildi. Ancak İmam Humeyni ve İran İslam Cumhuriyeti mesulleri, doğrudan Suriye rejiminin ideolojik ve politik yönünü hedef alan açıklamalardan kaçınmışlardı.

Salahaddin ağabey, yazısında çok önemli bir olayı aktarmakta. Suriye rejim güçleri, Lübnan"daki Şeyh Said Şaban liderliğindeki Sünni İslami Tevhid Hareketi"ni yok etmek için Trablus kentini kuşattığında, İran İslam Cumhuriyeti bu saldırıyı önlemek için diplomatlarını “canlı kalkan” olarak Trablus kentine gönderiyor. İran Suriye rejimine şu mesajı vermiş oluyor: 'Yapacağınız bir müdahalede biz de hedef olacağız..'

Biz yazımızda da belirttiğimiz üzere, Trablus kentinin korunması için İmam Humeyni, İslam Cumhuriyeti"nin en üst yetkilisi olarak dönemin cumhurbaşkanı Seyyid Ali Hamenei"yi Şam"a göndererek, Suriye rejim güçlerinin büyük bir katliamını önlüyordu.

Dolayısıyla, İran İslam Cumhuriyeti, kendisini Lübnan"daki Sünni Tevhid Hareketi"ne siper edinerek, Suriye rejimine karşı Sünni Müslümanlara yönelik bir katliamın önüne geçiyordu. Bu girişimin başındaki isim de dönemin Cumhurbaşkanı olan İmam Hamenei idi.

Bu vesileyle burada İmam Hamenei"den iki örnek dana aktarmak istiyorum. Ki bu örnekler bizim Veliyy-i Emr-i Müslimin olarak İmam Hamenei"ye olan muhabbetimizin temel sebeplerindendir.

1992 yılında, Merhum Aliya İzzetbegoviç önderliğinde Bosna-Hersek bağımsızlığını ilan ettiğinde, Avrupa"nın ortasındaki bu İslam yurdu Sırpların emsalsiz bir barbarlığı ile karşılaştı. Masum ve savunmasız Bosnalı kardeşlerimiz soykırıma uğrarken, esir kamplarına götürülen kadın-erkek binlerce Bosnalı Müslüman da insanlık dışı ve vahşice eziyetlere uğruyordu. Kuşatılan Bosna"nın savunmasızlığı Çetnik Sırp çetelerini daha da cesaretlendiriyor, kelimenin tam anlamıyla Bosna-Hersek, bir baştan bir başa kan gölüne dönüyordu.

Bosna Hersek"in karşılaştığı bu insanlık dışı soykırımlar üzerine İmam Hamenei, siyasi baş danışmanını Ali Ekber Velayeti"ye, “Bosna"da yaşanan hadiseler belimi kırdı. Bosna"nın savunulması için askeri, ekonomik, siyasi, insani her yoldan gereken her şey yapılsın!” diyor.

İmam Hamenei"nin bu talimatı üzerine İslam Cumhuriyeti"nin askeri ve siyasi erkanı Bosna-Hersek için seferber oluyor. Kuşkusuz ki, Bosna"ya yapılacak ilk yardım da “askeri yardım” olacaktı. Bunun için İslam Cumhuriyeti"nin en tecrübeli savaşçıları, komutanları Bosna"ya gönderilerek, hem askeri danışmanlık, hem eğitim, hem de operasyonel olarak cephelere intikal ettiriliyordu. Bosna cephesine silah ve cephane sevkiyatı yapılıyor ve bu süreçte İslam devriminin en gözde savaşçıları Bosna cephesinde şehid oluyordu.

"Belim kırıldı" sözünü ilk söyleyen Seyyidüşşüheda Hz. Hüseyin idi. Meydanda savaşan kardeşi Hz. Abbas'ın şehid olması üzerine, kardeşinin yanına giden İmam Hüseyin "şimdi belim kırıldı" diyerek acısını dile getirmişti. İmam Hamenei de, Bosna'da müslümanların uğradığı soykırım üzerine aynı ifadeyi kullanarak, İslam cumhuriyeti'nin bütün gücüyle Bosnalı müslümanların yardımına koşmasını emretmişti.

İran İslam Cumhuriyeti ve İmam Hamenei"nin tek hedefi, Bosnalı Müslümanların ve Avrupa"nın ortasındaki bu "Sünni İslam yurdu"nun savunulması idi. Nitekim 1993 yılında Sarayova"da bulunduğumuz sırada, Türkiyeli mücahid kardeşlerimizle Gazi Hüsrev Begova Camiine Cuma namazına gittiğimizde, Suud rejiminin halka ve cemaata dağıtılmak üzere Sarayova"ya gönderdiği Boşnakça kitaplarda, “Şiilerin Müslüman olmadığı” iddiaları yer alıyordu. Bu durumu Sarayova"daki Hamid adlı bir İranlı kardeşimize aktardığımızda, aldığımız cevap “bizim burada bulunuşumuzun tek bir sebebi var; o da Bosnalı kardeşlerimizin savunmasında yardımcı olmak. Bunun dışında kim ne yaparsa yapsın bizim onlarla bir işimiz olmayacak” olmuştu.

Suud rejimi ve onların ücretli elemanlarının İslam İnkılabı"nın zaferinden sonra yaptıkları hep bu oldu. O dönemlerde meşhur Rabıtatu"l Alemu"l İslami adlı kuruluşu vasıtasıyla “mebusin” adlı ücretli elamanları vasıtasıyla bütün İslam dünyasında, İslam Cumhuriyeti, İmam Humeyni ve Şiilik aleyhtarı propagandalarını sürdürüyordu. Öyle ki, bu propaganda çalışmalarının biri de, 1985"li yıllarda İstanbul Beyazsaray kitapçılar çarşısında bir kitabevinin önüne yığılmış binlerce “El Hututu"l Arızi Fi Şiatu"l İsna-i Aşeriyye” adlı, Muhibiddin el Hatib adlı yazara ait kitaptı. Kitaptan bir tanesini satın almak istediğimizde, kitapçı bize, bunun ücretsiz olduğunu söylemişti. Çünkü Suud"un Rabıta"sı bu kitaplardan milyonlarcasını her dilde bastırmış, ücretsiz olarak dağıtılması için gereken finans desteğini sunmuştu.

İşte,yukarıda anlattığımız üzere, 1992 yılında Sünni İslam yurdu Bosna-Hersek"te yaşanan soykırımlardan dolayı “belim kırıldı” diyen İmam Hamenei"nin İslam Cumhuriyeti"nin bütün askeri ve siyasi güçlerini Bosna için seferber ettiği sırada, Suud rejimi ve işbirlikçileri de böylesi bir propagandayı alabildiğince yaygınlaştırıyordu. Ki savaşın en zorlu anlarında bile bir kuru ekmek bulmakta güçlük çeken Bosnalı Müslümanlara dağıtılmak üzere bu kitaplardan gönderilmişti…

Gel gör ki, bugün de İran İslam Cumhuriyeti"ne yönelik mezhepcilik iddialarının arkasındaki Suud rejimi, şimdi de aynı propaganda unsurlarını devreye sokarak, İslami İran ve İmam Hamenei hakkında yoğun bir karalama çabasını sürdürmekte. İslam ümmetinin zenginliğini kendi habis saltanatları, şehvet ve safahatları için kullanan bu hain, hırsız ve soysuz Suud rejimi, patronu ABD ile birlikte Müslümanlar arasında Şii-Sünni ayrışması ve çatışması çıkarmak için her tür komployu sahneliyor.

İmam Hamenei"den aktarmak istediğimiz ikinci husus ise, siyonist İsrail rejiminin 2010 yılında Gazze"ye yönelik başlattığı soykırım saldırıları sırasında, Bosna savunmasında olduğu gibi, aynı hassasiyet ve sorumlulukla bu kez Gazze"nin savunulması için İslam Cumhuriyeti"nin askeri güçlerini seferber etmişti.

Bizler bu hususu genel olarak ifade ediyorduk. Zira, 22 gün savaşının hemen ardından Tahran"a giden Hamas lideri Halid Meşal, İmam Hamenei ile görüşmesinde “bizim bu zaferimizde en büyük pay size aittir” diyerek minnettarlığını belirtiyordu.

Meşal"in bu sözleri, genel anlamda İslam Cumhuriyeti"nin Gazze"nin savunulmasına verdiği desteği ifade ediyordu. Ama İmam Hamenei"nin “biz Filistin"e de Lübnan"a da müdahale ettik ve sonuç zafer oldu” demesiyle, “Furkan savaşı” olarak adlandırılan 22 Günlük Gazze savaşında, İran İslam Cumhuriyeti"nin askeri olarak yer aldığı da beyan edilmiş oldu. Böylelikle Halid Meşal"in “bizim bu zaferimizde en büyük pay size aittir” sözünün ne anlama geldiğini daha iyi anlamış olduk…

Zaman, İran İslam Cumhuriyeti"nin Sünni müslümanların yükselttiği Filistin İslami direnişine, özelde Gazze savunmasında nasıl bir rol üslendiğini daha ayrıntılarıyla bizlere öğretecektir...!

İmam Hamenei"nin Bosna ve Gazze savaşlarıyla ilgili tutumunu aktarmamızın sebebi, Lübnan Trablus kentindeki İslami Tevhid hareketi"nin savunulması için İran"ın nasıl bir fedakarlık yaptığına, özelde de İmam Hamenei"nin Şam"a giderek, Suriye rejiminin Müslümanlara yönelik katliamı nasıl önlediğine, ek örnekler vermekti…

Şimdi günümüzde, Suriye üzerinden birtakım kişi ve çevreler tarafından dünya müslümanlarının böylesi mihriban babası İmam Hamenei'nin şahsiyetine yönelik çirkin niteleme ve hakaretlerde bulunması, hangi vicdan ve insaf ehlinin zoruna gitmez..? Bizi bu konuda hassas kılan asıl etken, bir Veliyy-i Fakih olarak İmam Hamenei'yi kutsallaştırmamız ve dokunulmaz kılmamız değil; bilakis, hakkaniyet, adalet, insaf, edep, ahlak esaslarının ayaklar altına alınmasına tepki göstermemizden dolayıdır...

İmam Hamenei'nin Şer'i konumu ve rehberiyeti, müslümanların sorumluluk ve yükümlülükleri, bunların içeriği ve sınırları ayrı bir mütalaa konusudur. Buna bir başka yazımızda değiniriz. Ancak, İmam Hamenei'ye yönelik kirli propagandalara olan tepkimiz, onun rehberiyetine olan bağlılığımız dolayısıyla değil, hakk ve adalet için şahidlik yapma sorumluluğumuzdandır. Bunu mezhep, kavim, hizip ayrımı yapmaksızın İslam ümmetinin liderleri, mürşidleri için de yapmaktayız. Bu cümleden olmak üzere şehid İmam Hasan el Benna, Cemaladdin Afgani, Şehid Seyyid Kutub, Allame Mevdudi, Bediüzzaman Said Nursi, Prof. Dr. Necmeddin Erbakan, Şehid Ahmed Yasin, Halid Meşal, Ramazan Abdullah Şallah ve daha birçok şahsiyet için yaptığımızı, hepsine nasıl bir minnettarlık içinde olduğumuzu ve bunu her vesileyle dile getirdiğimizi dostlar bilmektedirler.

Bu vesile ile, Milli Görüş hareketi lideri Merhum Prof. Dr. Necmeddin Erbakan hocamızı, hakka yürüyüşünün birinci yıldönümünde rahmet, minnet ve şükranla yad ediyor, Allah Tebareke ve Teala'dan onu peygamberlere, sıddıklara, salihler ve şehidlere komşu kılmasını niyaz ediyorum...

Şimdi tekrar Suriye meselesine dönecek olursak:

Selahaddin Ağabey “Hama Faciası”nın nasıl ortaya çıktığını, bu katliamdan dolayı da İslam Cumhuriyeti"nin muaheze edilemeyeceğini detaylı ve öğretici bir şekilde anlattı yazısında.

Zira, İslam Cumhuriyeti ve İmam Humeyni"nin, Suriye İhvan-ı Müslimin"ine böyle bir harekete kalkışmamalarını söylediği de belirtiliyor. Zaten o koşullar altında İslam Cumhuriyeti"nin stratejik ve jeo-politik engeller dolayısıyla Suriyeli müslümanlara fiilen yardım edebilmesi de mümkün değildi. Ayrıca, Hama faciasının yaşanmasında, dönemin İhvan liderliğinin sorumluluğu da göz ardı edilemez. Yine aynı şekilde Said Havva"nın Ürdün ve Irak rejimleriyle kurduğu bağın, Saddam rejimine verdiği desteğin ve İmam Humeyni ve İslam Cumhuriyeti hakkında kullandığı ifadelerin, “El Humeyniyye” adı altında yazdığı tekfirci kitabın, kendisinin hiç de iyi niyetli olmadığını, bilakis bölgesel bir komplonun baş aktörlerinden biri olduğunu açıkça gözler önüne seriyor.

Ancak bugün Suriye ihvanı adına televizyon ekranlarından İran İslam Cumhuriyeti"ni “düşman” ilan eden şahısların öncelikle Hama olaylarındaki sorumluluklarının hesabını vermelerini bekliyoruz. Kendileri ile yüzleşmeye de hazırız. Eğer kendileri bu iddialarını ispatlayabilirlerse ortaya sürdükleri delilleri olduğu gibi yayınlarız. O zaman daha detaylı olarak konuyu ele alma fırsatımız da olur.

Nitekim Selahaddin ağabeyin yazısından da bunu anlayabiliyoruz.

Selahaddin ağabey, 1982 Hama olayları dolayısıyla bugün çeşitli zeminlerde, internet ortamlarında yazılıp söylenenlerde, İslam Cumhuriyeti ve Merhum İmam Humeyni hakkında yazılan ve söylenenleri görüyorsa eğer, sanırım ortada nasıl bir kara propagandanın ve zalimce bir psikolojik savaşın sürdürüldüğünü de takdir edecektir.

İşte bu noktada, Selahaddin ağabeyin tanıklığına olan ihtiyacımızı belirtmemiz de bundandır. Konular konuşuldukça daha birçok hakikat gün yüzüne çıkacak, kimin haklı kimin haksız, kimin zalim kimin mazlum olduğu daha bir belirginlik kazanacaktır.

Ancak, bizleri “hamaset yapmak”la suçlayan birtakım çevrelerin, tüm bu gerçekliklerin üzerini örterek geceli gündüzlü “kan hamaseti” yapmaları, onların gerçekte hangi niyetleri taşıdığını ve neyin peşinde olduklarını da daha anlaşılır kılıyor. Bizim itirazımız da, feveranımız da bunadır.

Selahaddin ağabeyin yazısının ikinci bölümüyle ilgili değerlendirmemizi bir sonraki yazımıza bırakıyoruz...

Bir vesileyle bize bu meseleleri tavzih ve tasrih etme fırsatını verdiği için de, Selahaddin Eş ağabeyime tekrardan teşekürlerimi sunuyor; Allah subhanehu ve Teala'dan sağlık ve esenlikler niyaz ediyorum.

 

velfecr

Bu yazı toplam 1984 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim