• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Ankara 15 °C
  • İstanbul 20 °C
  • Konya 15 °C
  • Antalya 21 °C
  • Diyarbakır 22 °C
  • Erzurum 10 °C
  • İzmir 20 °C
  • Rize 17 °C

İki büyük katliamın yıl dönümünde

Ahmet Varol

Küresel emperyalizmin ve bölgesel güçlerin desteğiyle Mısır’da meşru yönetime karşı darbe gerçekleştiren Sisi’nin cunta yönetimini reddeden ve meşru yönetimin geri gelmesini isteyen halka karşı 14 Ağustos 2013’te korkunç katliam gerçekleştirildi. Bu vahşetin ve zulme direnenlerin onur mücadelelerinin unutulmaması için bazı sivil toplum kuruluşları tarafından 14 Ağustos tarihi Dünya Rabia Günü ilan edildi.

Gösteri meydanını her taraftan kuşatmaya alan silahlı güçler kadın erkek, küçük büyük ayrımı yapmadan büyük bir katliam gerçekleştirmiş ve tam anlamıyla bir vahşet sergilemişlerdi.

Bu katliamda resmi açıklamalara göre 278 kişi öldürüldü. Gayri resmi tespitlere göre ise büyük çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu 1300 insan vahşice ve hunharca katledildi.

Tarihe Rabia katliamı olarak geçen bu korkunç katliam silahın gücünü kullanarak gayri meşru yoldan siyasi yönetimi gasp eden ve meşru yönetimi mahkûm etmeye kalkışan cuntanın bir işgal gücünden farklı olmadığını gösterdi. Cunta, halkın darbeyi reddederek meşru yönetimin dönmesi talebiyle tamamen sivil yollarla sürdürdüğü direnişi bastırabilmek için günlerce tekrarladığı tehditlerinde ciddi olduğunu göstermek amacıyla korkunç katliamlar gerçekleştirdi. Öyle ki krallar döneminde ülkeyi sömürgeleştiren İngiliz ordusunu ve 1967 Haziran Savaşı’nda Sina’yı işgal eden siyonist işgal ordusunu bile geride bıraktı.

Mısır’daki askerî cunta o korkunç Rabia katliamının üçüncü yıl dönümünde halka yönelik baskıcı ve tehditçi tutumunu sürdürüyor. Adaletle ve hukukla hiçbir ilgisi olmayan göstermelik yargı organları toplu idam cezaları vermeye devam ediyor. Sivil tepkinin engellenmesi amacıyla baskı kesintisiz sürüyor. 

Bu olay bize cunta ve darbenin ne olduğunu hatırlatması açısından da anlamlıdır. Eğer ki Türkiye’de  FETÖ darbe girişimini bastırma mücadelesi başarılı olamayıp fiili olarak darbe tamamlanmış, cunta yönetimi gasp etmiş olsaydı -Allah korusun- Türkiye’de de benzer olaylara ve korkunç manzaralara şahit olunması ihtimali vardı. Türkiye’deki darbecilerin Sisi ve benzerlerini aştığını, insanların üzerinden tank yürütmeleri ve daha olayların başlangıcında korkunç katliamlar gerçekleştirmeleri gözler önüne serdi. O açıdan Türkiye’de darbenin atlatılmasının büyük bir nimet olduğunu görmeliyiz. Türkiye’de darbe planlayanların Sisi cuntasıyla kirli işbirliği yapmaları da bu açıdan düşündürücüdür. 

2013 yılında Rabia katliamından bir hafta sonra yani 21 Ağustos 2013 tarihinde de Suriye’deki Baas zulmü ve onun hakimiyetini sağlama almak amacıyla askerî güç gönderenler tarafından, başkent Şam’ın banliyösünde yer alan Doğu Guta’yı hedef alan korkunç bir saldırı gerçekleştirildi. Kimyasal bombaların kullanıldığı bu vahşi saldırıda çoğunluğunu kadınların ve çocukların oluşturduğu 1300 kişi hayatını kaybetti.

Doğu Guta saldırısında kimyasal bombaların kullanılması can kaybının çok olmasına yol açtı. Çünkü bu bombalar sığınaklara girenlerin de nefes yetersizliğinden hayatlarını kaybetmelerine neden oluyordu.

Normalde BM, Doğu Guta katliamından sonra Baas rejimiyle kimyasal bombaların imha edilmesi üzere bir anlaşma imzaladı. Fakat katil Baas rejimi anlaşmadan sonra varil bombalarıyla ve kimyasal bombalarla daha yüzlerce saldırı gerçekleştirdiği gibi Doğu Guta katliamının üçüncü yıl dönümünü idrak edeceğimiz şu günlerde yine Halep’e, İdlib’e, Deyruzzur’a yönelik hava saldırılarında zehirli gaz bombaları kullanarak korkunç katliamlar gerçekleştirmeye devam ediyor. 

BM’nin anlaşmaların arkasında durmaması ve katil Baas rejiminin elindeki yasak kimyasal silahların imhası için söze gelir bir girişimde bulunmaması sebebiyle bu silahlarla sürekli yeni saldırılar ve katliamlar gerçekleştiriliyor. 

Bu arada Halep üzerindeki kuşatmanın kırılması için gerçekleştirilen operasyonun başarılı olması ve kuşatmanın kırılması bölgenin rahatlaması anlamına gelmiyor. Rus işgal güçlerinin zaman sınırlamalı ateşkes ilanının da tamamen taktik ve oyun olduğunu gelişmeler gözler önüne serdi. 

Gerek Rus işgal güçleri ve gerekse Baas rejimine ait hava güçleri tarafından Halep’in meskûn bölgelerine son günlerde yeni saldırılar gerçekleştirildi. Bu saldırılarda büyük ölçüde sivil katliamı gerçekleştirildi. 

yeniakit

Bu yazı toplam 138 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim