• BIST 106.474
  • Altın 151,840
  • Dolar 3,6440
  • Euro 4,3033
  • Ankara 8 °C
  • İstanbul 16 °C
  • Konya 12 °C
  • Antalya 22 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Erzurum 1 °C
  • İzmir 19 °C
  • Rize 11 °C

İİT İstanbul Zirvesi

Ahmet Varol

Bugünkü adı İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT) olan ittifak kurumu, İslâm dünyasında bir güç birliği ve yardımlaşma organizasyonu oluşturmak amacıyla Kudüs’te Mescidi Aksa’nın siyonist teröristler tarafından sabote edilmesi üzerine o zamanki Suudi Arabistan kralı Faysal ibnu Abdülaziz’in çağrısıyla kurulmuştu. Fakat geçen zaman içinde hedeflenen düzeye gelme konusunda gereken ilerlemeyi sağladığı ve gerçek anlamda bir işbirliği teşkilatı fonksiyonu kazandığı söylenemez. Bununla birlikte geçen zaman içinde ihmal ettiklerini gelecekte yerine getiremeyeceği de söylenemez. 

İİT’nin dün “13. İslâm Zirvesi” adıyla başlayan İstanbul toplantısı belki şimdiye kadarkiler içinde en görkemli ve kapsamlı olanıydı. Toplantı aynı zamanda İslâm âleminde ciddi sorunların yaşandığı ve çözümü için İslâm âleminin bütün halinde harekete geçmesi zorunluluğunun hâsıl olduğu bir döneme denk geldi. 

Türkiye’nin ev sahipliği yapmasının bunda önemli rolü olduğu açıktır. Çünkü Türkiye, İİT’nin İslâm âleminde tam bir işbirliği ve dayanışma teşkilatı olması için bu zirveyi değerlendirme çabası içinde. 

Zirve öncesinde Cumhurbaşkanı R. Tayyib Erdoğan’ın “Barış ve adalet için İstanbul Zirvesi” başlığıyla yazdığı makalesi dikkat çekti. Bu makalenin Türkiye medyasının yanı sıra Arap dünyasındaki medya organlarında da öne çıkarıldığını gözlemledik. Makalenin İslâm coğrafyasındaki medya organlarının yanı sıra Batı dünyasında da farklı dillere tercüme edilerek birçok yayın organına yansıtıldığını tahmin ediyoruz. 

Erdoğan yazısında vurguladığı mesajların birçoğunu zirvenin açılış konuşmasına da yansıttı. Ancak önemli olan gerek yazılarda ve gerekse konuşmalarda vurgulanan bütün bu mesajların hayata geçirilmesi, bu amaçla İİT’nin bugün için İslâm âlemi açısından en azından adalet ve barışı hâkim kılma konusunda etkin bir teşkilat konumuna getirilmesi, İslâm dünyasında hâlen devam eden çatışmaların sona erdirilmesi için BM müdahalelerine kapı açılmasına fırsat verilmemesidir. Çünkü BM temsilcileri çantalarında getirdikleri dosyaların birine sorunlarla ilgili çözüm formüllerini koysalar da diğerine emperyalizmin küresel politikalarını yerleştiriyor ve ikisindeki denklemler uyuşmadığı takdirde asla formülün oturduğuna, çözümün sağlandığına dair imza atmıyorlar. Dolayısıyla BM’nin formülleri gerçek anlamda bir çözüm değil küresel emperyalizmin İslâm dünyası üzerindeki çıkarlarının korunması amacıyla dikte edilen formüllerdir. Bunlardan da halklarıyla ve onların değerleriyle barışık yönetimler değil eli sopalı dikta rejimleri çıkıyor.

Aslında bugün İslâm âleminin karşı karşıya olduğu sorunların temelinde de bu var. O yüzden barış ve adaletin hâkim kılınabilmesi için en başta mevcut dikta rejimleri liderlerinin kaftanlarını değiştirmeleri, şiddet kaftanları yerine hukuk kaftanlarını giymeleri, hukukun ilkelerine bağlı yönetimlere geçip halklarının değerleriyle barışık hâle gelmeleri gerekir. 

Barışın hayata hakim kılınması için öncelikli olarak terör ve şiddete son verebilecek bir güç birliğinin hâkim kılınmasına ihtiyaç var. Fakat terör sorununun sadece örgüt işi olmadığını, bazı devletlerin bunu resmîleştirdikleri ve devlet eliyle icra ettikleri gerçeğini de görmek gerekir. 

Bazı devletler de bölgesel bir güç olmak amacıyla resmî teröre başvuruyorlar ki bunların başında da İran yer alıyor. Dolayısıyla İran’ın hizaya getirilmesi şu an fiili çatışmanın sürdüğü birçok ülkedeki şiddet örgütünün de hizaya sokulması anlamına gelecektir. 

İslâm coğrafyasında hâlen devam eden bazı sorunların üzerine benzin döken bir önemli güç de siyonist işgal rejimidir. Siyonist işgalin neden olduğu sorun başta da ifade ettiğimiz üzere İslam dünyasında bir ittifak oluşturulması fikriyle bugünkü İİT’nin temelinin atılmasına kapı açan sorundur. 

Bugün için en azından Gazze’ye uygulanan ambargonun şartsız ve tamamıyla kaldırılması, siyonist işgalin Mescidi Aksa’yı tehdit eden projelerinin engellenmesi, Filistinli siyasi tutsakların tümünün serbest bırakılması ve gerekirse direnişçilerin elindeki işgalci tutsaklarla takas yapılması fikrine destek verilmesi ve işgalcilerin yeni yerleşim merkezleri inşa etmek amacıyla arazi gasp etmelerinin tamamen önüne geçilmesi için gerçek anlamda bir ittifak ortaya konması gerekir. 

yeniakit

Bu yazı toplam 256 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim