• BIST 107.617
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6668
  • Euro 4,3300
  • Ankara 8 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Konya 7 °C
  • Antalya 20 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Erzurum 5 °C
  • İzmir 13 °C
  • Rize 16 °C

Hareketli Eylül

Ahmet Varol

Eylül ayında mevsim değişikliğiyle birlikte hem Türkiye'de hem de dünyada önemli gelişmeler yaşandığını ve hareketliliklerin trendinde bir yükseliş gerçekleştiğini görüyoruz. Eylül ayı aynı zamanda tarihte de birçok önemli olayın yaşandığı bir dönemdir. Bu olaylar gerek Türkiye'de ve gerekse dünyada yeni süreçlerin başlangıç noktasını oluşturmuştur. Fakat bu olayların genelinin tarihe bir kara leke olarak geçmiş olması da dikkat çekiyor. Biz de bugünkü yazımızda özellikle değişim süreçlerinin başlangıç noktasını oluşturan bu olaylara kısaca temas etmek ve bugünden tarih tüneline ışık tutmak istiyoruz.

11 Eylül 2012, ABD'nin meşhur ikiz kulelerine yönelik saldırıların on birinci yıl dönümüydü. Bu saldırılar aynı zamanda dünyada 21. yüzyılın başlangıcına damgasını vuran hadise olmuştur. Dünya miladi takvimle yirmi birinci yüzyıla bu olaydan yirmi ay önce girdi, ama siyasi değişim süreci açısından yeni yüz yılın bu olayla başladığını söyleyebiliriz.

ABD, doğu blokunun çökmesinden sonra gündeme getirdiği "Yeni Dünya Düzeni" teorisini hayata geçirmek ve tek merkezli dünya sultası kurabilmek için 11 Eylül saldırılarından sonuna kadar yararlanmak istedi. İslâm coğrafyası üzerindeki sömürge düzenini daha etkin hale getirebilmek ve askerî tahakkümünü artırmak için söz konusu saldırıları değerlendirmeye çalıştı.

Fakat bugün gelinen noktada ABD'nin "yeni haçlı seferleri" olarak gördüğü saldırılarında amacına ulaşamadığı, tam aksine bu seferlerin yüklediği maddi külfeti telafi etmekle ilgili hesapların tutmamasından kaynaklanan global ekonomik krizden ciddi şekilde etkilendiği görülüyor. Öte yandan 11 Eylül olaylarının üzerinden on yıl geçmesinden sonra İslâm coğrafyasında patlak veren halk ayaklanmalarının işbirlikçi dikta rejimlerinin ayaklarını kaydırmasının da ABD emperyalizminin hesaplarına ağır darbe vurduğu yavaş yavaş görülüyor. Bu ayaklanmaların arkasında ABD'nin olduğu, onun onaylamadığı bir değişimin gerçekleşmesinin mümkün olmadığı tarzındaki yorumlar ise ABD'nin tabulaştırılmasından kaynaklanan içi boş komplo teorileridir. Böyle düşünenler, kendilerinin ABD emperyalizmine karşı tavır içinde olduklarını ileri sürerken de büyük bir çelişki içine düşüyorlar. Çünkü onların gözünde ABD yerinden oynatılması imkânsız bir dağdır, kendileri de ona karşı tavır alırken bu dağı iteklemektedirler. Dolayısıyla ABD emperyalizmini gözlerinde bu derece büyütenlerin ona karşı tavır aldıkları iddiası boş ve anlamsızdır.

Ama tarihin ABD emperyalizmi gibi nice saltanatlara mezar olduğunu, dünyada kimsenin sultasının ebedi olmadığını, bu günlerin insanlar arasında değişimli olduğunu, zulme karşı güçlerin birleştirilmesi halinde günümüzdeki diktatörlüklerin ve onların arkasında duran uluslararası emperyalizmin tahakkümüne son verilmesinin mümkün olduğunu görebilenler bu emperyalizme karşı tavırlarında daha gerçekçidirler.

11 Eylül'ün hemen ertesi gün yani 12 Eylül tarihi de Türkiye'de 1980 darbesinin yıl dönümüydü. Darbelere ve cuntaya karşı çıksak da 12 Eylül 1980 darbesinin Türkiye'de yeni bir sürecin başlangıç noktası olduğu gerçeğini kabul etmek durumundayız. Olayın üzerinden 30 yıl geçtikten sonra şimdi cunta ve cuntacılar sorgulanıyor. Bu da önemli bir gelişmedir ve sorgulamanın daha kapsamlı bir şekilde yapılması gerekir.

13 Eylül 1993 tarihinde de Oslo İlkeler Anlaşması imzalanmıştı. Bu anlaşma da Filistin'in yakın tarihinde yeni bir sürecin başlangıç noktasını oluşturuyor. Ama ne yazık ki bu nokta Filistin tarihine geçmiş bir kara lekedir. Aradan geçen 19 yıl içinde yaşanan tecrübeler masa başı görüşmelerinin ve imzalanan anlaşmaların Filistin halkının özgürlük mücadelesine hiçbir katkı sağlamadığını gözler önüne serdi. Söz konusu anlaşmayla FKÖ, siyonist işgali meşru kabul etmeme ilkesinden geri adım atarak ve onun yahudileştirme politikalarının önünü açarak Filistin halkına ve davasına büyük bir haksızlık etti.

Bu dönemde tarihe geçen iki önemli kara leke de 16 Eylül 1982'de gerçekleştirilen Sabra ve Şatilla katliamıyla, 17 Eylül 1979'da imzalanan Camp David Anlaşması'dır. Suriye'deki Baas zulmünün halk ayaklanmasının başladığı tarihten bu yana 30 ayrı Sabra ve Şatilla katliamına denk katliamlar gerçekleştirdiğini gözden uzak tutmayalım.

yeni akit

Bu yazı toplam 724 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim