• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Ankara 10 °C
  • İstanbul 16 °C
  • Konya 10 °C
  • Antalya 17 °C
  • Diyarbakır 16 °C
  • Erzurum 6 °C
  • İzmir 16 °C
  • Rize 17 °C

Haklının Yanında Olmak

Ahmet Varol

Bu hafta başında Tunus’ta düzenlenen bir uluslararası konferansa iştirak için orada bulunduğumdan bugünkü ve yarınki yazılarımız inşallah bu konuyla ilgili olacak. Ancak bugünlerde, oradaki konferansla dolaylı bağlantısı olan ve Türkiye gündeminin merkezinde yer alan önemli bir konuyla ilgili kanaatlerimizi dile getirmek istiyoruz. 

IŞİD’in Baas zulmüne karşı sürdürülen haklı ve meşru direnişe kuyu kazma amacıyla oynanan oyunların bir parçası olduğunu ancak onun enjekte ettiği heyecan temelli narkozun etkisinde kalanların bunu fark etmediklerini bu örgütün Suriye sahnesinde görünmeye başlamasından beri sürekli dile getirdiğimizi bizi izleyenler bilir. Fakat Baas rejiminin üç buçuk yıldan beri gerçekleştirdiği vahşi katliamlar ve yıkımlar karşısında baskıya bile başvurma ihtiyacı duymayan işbirlikçi çetenin bugün IŞİD bahanesiyle ABD güdümünde oluşturduğu koalisyon geçmişte Saddam bahanesiyle Irak’ın işgali için oluşturulan çeteden farksızdır. Bu konuda tavrımız dün ne idiyse bugün de öyledir. İslâmî duyarlılık sahiplerine düşen de yönetenleri doğru yaptıklarında desteklemek, yanlış yaptıkları yerde de uyarmak, yanlışlarını düzeltmeleri için kendilerine yardımcı olmaktır. 

Türkiye’nin bölgeye karşı hazırlanan tehlikeli planların gerekçesi olarak kullanılmak üzere piyasaya sürülen tehlikeli bir örgüte karşı bir stratejisi mutlaka olmalıdır. Ama bu stratejisi, zaten o tehlikeli planlara şekil ve yön veren ABD’den, onun yanındaki küresel güçlerden ve onların güdümündeki yerli işbirlikçilerden tamamen bağımsız, kendine özgü olmalıdır. Bunu yaparsa kendi bağımsız siyaset ve stratejisi olan, küresel güçlerin yönlendiremediği bir bölgesel güç olduğunu belgelemiş olacaktır. Çete savaşına karşı tavrı o çetenin Cidde’de ABD güdümünde oluşturduğu ve görünüşte IŞİD bahanesiyle gerçekte Baas’ın ve bölgedeki dikta rejimlerinin geleceğini kurtarma amacıyla oluşturulan koalisyona girmeme konusunda sergilediği tavrın  devamı olmalı ve orada belirlemiş olduğu bağımsız politika çizgisinden sapmamalıdır. 

Bu haftanın başında Tunus Cumhuriyeti’nin başkenti Tunus’ta düzenlenen “İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısının gölgesinde Filistin’deki durumun uluslararası hukuk ve siyaset açısından izlenmesi” konulu bir uluslararası toplantıya katılmak için bu ülkeye gittim. Türkiye’den uluslararası hukuk alanında uzman çok değerli ilim adamlarımız ve yine muhtelif sivil toplum kuruluşlarında bu alandaki çalışmalarıyla tanıdığımız hukukçularımız vardı. Gazetecilerden ise Türkiye’den giderek katılan sanıyorum sadece ben vardım. Beni de muhtemelen Filistin davasıyla ilgili çalışmalarımdan dolayı davet etmişlerdi. 

Kuzey Afrika Stratejik Araştırmalar Merkezi (CESMA) adlı kuruluşun organize ettiği ve Cumhurbaşkanı Munsif el-Marzuki’nin gözetiminde gerçekleştirilen program sadece bir günlüktü. Ancak benim açımdan son derece faydalı ve verimli bir program oldu. 

Başkentin biraz dışında, deniz kenarında ve rahat bir ortamda yer alan Kartaca Sarayı Hoteli’nde düzenlenen konferansın açılışına cumhurbaşkanı da katıldığından ve konuşma yaptığından konferansa basın da büyük ilgi göstermişti. Fakat her ne kadar Tunus medyasında gündem oluşturdu ve kısmen Arap medyasına yansıdıysa da dünya medyasına yansıdığı söylenemez. Ama davetliler arasında, muhtelif İslâm ülkelerinden ve Avrupa ülkelerinden Filistin davasına ilgi gösteren yazarlardan, fikir adamlarından birçok kişi vardı. Muhtemelen bizim gibi onların da bu toplantıyı ve orada dile getirilen hususları yazılarına taşımalarıyla biraz dünya kamuoyunun gündemine de yansıyacaktır. 

Konferans Filistin meselesiyle ilgili şimdiye kadar çoğunlukla önemsenmeyen, konuşulmayan bir konuya özel olarak ağırlık vermesinden dolayı farklılık arz ediyordu. O da Filistin halkının haklılığının, siyonist işgalin ise haksız ve hukuk dışı olduğunun ortaya konması konusunda yapılacak çalışmalar, bu alanın ihmal edilmemesi ve bu konuda yapılacak çalışmaların önünün açılması için çabaların artırılması gerektiği. Katılanlar arasında çok farklı inançlardan, akımlardan insanlar vardı. Ama hepsini orada bir araya getiren ortak özellikleri haklının yanında olmaktı. 

Konuşulanlardan aldığımız bazı notları da inşallah müteakip yazımızda aktaracağız.

yeniakit

Bu yazı toplam 364 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim