• BIST 81.712
  • Altın 147,331
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Ankara 1 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Konya 2 °C
  • Antalya 15 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Erzurum -14 °C
  • İzmir 11 °C
  • Rize 7 °C

Haklıdan yana olmak

Ahmet Varol

Sözün başında şunu ifade edeyim ki ben burada özel anlamda kimseyi kastetmiyorum. Dolayısıyla söylenenlerin kendilerine bire bir uyduğunu düşünenler dışında kimse üzerine alınmamalı. 

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: 

“Onlara, kendisine ayetlerimizi verdiğimiz sonra da onlardan sıyrılıp çıkan ve şeytanın onu peşine takması dolayısıyla azgınlardan olan kimsenin haberini de oku. Biz dileseydik onu onlarla (o ayetlerle) yükseltirdik. Ancak o kendisini yeryüzünde sonsuza kadar kalacak sandı ve arzularına uydu. Onun durumu üstüne varsan da soluyan, kendi haline bıraksan da soluyan bir köpeğin durumuna benzer. Bu kıssayı anlat, olur ki düşünürler.” (A’raf, 7/175-176)

Tefsirlerde burada sözü edilen kişinin kim olduğu hakkında farklı yorumlar yapılmış ve isimler verilmiştir. Sözü uzatmamak için onlar üzerinde durmayacağım. Ama önemli olan sözü edilen kişinin nitelikleri hakkında dikkat çekilen hususlardır. Dolayısıyla kastedilen kişinin özel anlamda kim olduğu fazla önemli değildir. Aynı özellikleri taşıyan bir kimse onunla aynı yerde ve konumdadır. 

Suriye’de yıllardır süren korkunç katliam var. Bu katliamlar karşısında farklı tavırlar, tutumlar sergilendi. Oradaki zulüm ve katliamlar karşısında arzuladığımız düzeyde olmasa da en cesaretli tavrı Türkiye ortaya koydu. Zulüm görenlere en çok sahip çıkanlar da bu ülkenin insanları oldu. 

Gerek Türkiye’deki siyasi yönetimin İslam âlemini eli güçlü kılacak ve küresel emperyalizmin dikte edeceği politikalara mahkum olmadan rahatça karar verebilme özgürlüğünü elde etmesini sağlayacak güç birliğine öncülük etme girişimleri, gerekse zulüm rejimlerinden artık tamamen kurtulmak isteyen halkların bu duruş ve tavır sebebiyle ümitlenmeleri tabii ki küresel güçlerin ve onların uzaktan kumanda ettiği işbirlikçi rejimlerin yahut bu rejimlere hizmet eden ihanet merkezlerinin dikkatlerinden kaçmadı. Türkiye’nin böyle bir güç birliğine öncülük etmesi ve tarihi rolüne geri dönme teşebbüsleri ise onları rahatsız etti. O yüzden bu konudaki siyasi girişimlerinin önüne geçmek, diplomatik ve ekonomik alanda bileğini güçlendirecek yeni ataklar gerçekleştirmesini zorlaştırmak amacıyla çok yönlü bir savaş başlattılar. Bu tabii doğrudan savaş ilanı yoluyla olmadı. Ama yalancı, iftiracı medyasından, siyasi nüfuz oluşturarak kapıları tutmaya çalışan paralel çetesine kadar bütün etkin mekanizmaları harekete geçirme yoluyla oldu.

Fakat bu yıpratma savaşında bazıları da dün Türkiye’nin Suriye’de olanlar karşısında zayıf kaldığını iddia ederken, bugün de insanları hunharca katletmek için çıkartma yapan uçaklardan birini sınır ihlalinden dolayı düşürmesi üzerine bu ülkeyi boyundan büyük iş yaptığı iddiasına sarılarak mahkûm etmeye başladılar. 

Bu iddialarıyla yıpratma savaşı yürütürken kullandıkları gerekçe ise Türkiye’nin Rusya’ya ekonomik yönden bağımlı olduğu, bundan kurtulmadan böyle bir işe girişmemesi gerektiği. 

Oysa benim daha önce de dile getirdiğim üzere ekonomik konularda bağımlılık tek taraflı değildir. Uluslararası hukuka ve prosedüre göre yapılan anlaşmaların herhangi bir sorun ortaya çıkmasından dolayı hemen yırtılıp atılması mümkün değildir. O durumda bunun anlaşmayı yırtıp atan tarafa da ağır maliyeti olacaktır. Tarım ürünleriyle ilgili alışverişte Rusya’nın Türkiye’yi tercih etmesinin sebebi kaşına gözüne aşık olması değildir. Kendine göre öncelikleri var. Bu öncelikleri bir başka ülkede bulursa anlaşmaların süresi dolduğunda zaten başka pazarlara gider. Türkiye de zaten uluslararası piyasada sürekli müşteri aramaya devam etmek zorundadır. Turistlerin Türkiye’ye yönelmesini engellemesi için yasak koyması gerekir ki artık Rusya için bu mümkün değildir. Gelmek istemeyen de yine gelmez. 

Hal böyle olmakla birlikte diyelim ki Türkiye, sınırlarını aşan, hava sahasını ihlal eden bir uçağı on kez uyardıktan sonra çıkmadığı için düşürmekten dolayı ekonomik bir bedel ödemek zorunda kaldı. “O uçaklar Suriye’nin her tarafında ve bilhassa burnumuzun dibindeki Türkmendağı’nda, Bayırbucak’ta insanlarımızı hunharca katlederken Türkiye’nin hava sahasını bile edepsizce kullansalardı, böylece izzet ve itibarını ayaklar altına alsalardı, Türkiye de bütün bunlara sessiz kalsaydı daha mı iyi olurdu?” diye kendimize sormalıyız.

yeniakit

Bu yazı toplam 300 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim