• BIST 97.717
  • Altın 143,837
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • Ankara 6 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Konya 11 °C
  • Antalya 18 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Erzurum 6 °C
  • İzmir 16 °C
  • Rize 13 °C

Hâkimiyet Savaşı

Ahmet Varol
Hâkimiyet Savaşı
 

BM, ABD ve Batı"nın Libya çıkartmasına herkes şüpheyle yaklaşıyor. Çünkü asıl amacın Libya halkını hain diktatörün vahşi saldırılarından korumak olabileceği iddiasına inanmak zor. Emperyalizmin bu konuda sürekli iki yüzlü, çifte standartçı tavır takınması şüphe ve tereddütleri haklı kılıyor. Libya saldırısında da petrol üzerindeki çıkar hesaplarının ağırlıklı rol oynadığı düşünülüyor.
Bizim gördüğümüz kadarıyla petrol hesapları ana hedef değil. Elbette bu hesaplar kendini “uluslararası toplum” olarak tanımlayan çağdaş emperyalist güçler için büyük önem taşıyor ve yerine göre onun için kapsamlı savaştan çekinmez. Libya petrolüyle ilgili bilgiler de söz konusu çıkar hesapları üzerindeki kanaatleri güçlendiriyor. Ama bizim gördüğümüz kadarıyla Libya operasyonunda petrol bir alt başlıktır. Operasyonun ana hedefinde ise “hâkimiyet planı” var. Yani bu savaş Arap dünyasındaki halk ayaklanmalarıyla başlayan değişim sürecinde siyasi iktidar ve kontrol mekanizmasının tümüyle elden çıkması riskinden dolayı başlatılmıştır.
Şimdilik tamamen dikta rejimleri ve Arap coğrafyasının kesişme bölgesinde vuku bulan halk ayaklanmaları bazı komplo teorilerinde iddia edildiği gibi ABD"nin Ortadoğu"yu yeniden dizayn etme planını hayata geçirmesi değildir. Tam aksine bu hadiselerde halk ayaklanmalarına hazırlıksız yakalanmış, sonrasında gidişata ve olayların sonuçlarına hâkim olmak için çeşitli diplomatik ve siyasi ataklar gerçekleştirmiştir. Ama bu ataklarından istediği sonucu elde edemedi. Tunus ve Mısır"daki dikta rejimlerinin ayağının kaymasıyla, onların açtığı boşluğu ayaklanan halkın ve direnişçi gençliğin taleplerini dikkate almak zorunda kalan bir kadro doldurdu. Bununla birlikte bu kadro geçicidir ve kalıcı yapının oluşma merhalesinde direnen kitlenin taleplerinin daha etkin bir şekilde devreye girmesinden uluslararası emperyalizm ve özellikle de siyonist işgal ciddi şekilde endişe duyuyor. Çünkü Mısır"da veya diğer Arap ülkelerinde halk tabanının, direnen gençliğin taleplerini göz önünde bulundurmak zorunda olan bir kadro, devrilen veya şimdilik kan dökerek ayakta kalmaya çalışan dikta rejimlerinin üstlenmiş olduğu siyonist işgali himaye ve ona yönelen tehlikeleri engelleme görevini sürdüremez, sürdürmek de istemez. Ayrıca kendi içinde güç birliği ve bölgesel dayanışma oluşturacak yeni yapılanma, çağdaş emperyalizm karşısında bileğini daha güçlü hissedecektir. Bu işbirliğinin dairesinin İslâm coğrafyasında daha geniş bir alanı kapsayacak şekilde genişlemesi durumunda, global ekonomik krizden dolayı sürekli kan kaybeden Batı emperyalizminin yaptırım gücü etkisini daha da kaybedecektir. Zaten yeni dönemle ilgili olarak bölgesel güçler teorisinin daha çok konuşulması da bu konudaki formüllerin şekillenmesi konusunda fikir veriyor.
Libya"daki halk ayaklanması karşısında Kaddafi her ne kadar ithal savaşçılarla ve hava gücünü insafsızca kullanarak sivil halkta büyük can kaybına sebep olduysa da gideceği artık kesin gibi görünüyordu. Bu belki biraz zaman alacaktı ve insafsız saldırılar da ciddi endişelere yol açıyordu. Ama tamamen ithal savaşçılara dayanan bir yönetimin işgalden farkı olmadığı için halk ona karşı kararlılıkla direnecek ve Kaddafi de Bin Ali ve Hüsni Mübarek"in kabul ettiği sona razı olmak zorunda kalacaktı. O yüzden çağdaş emperyalizm Kaddafi vahşetini bahane ederek askerî müdahalede bulunmak suretiyle onun boşaltacağı alana şimdiden müdahale etmek, Tunus ve Mısır"da siyasi ve diplomatik ataklarla başaramadığını Libya"da askerî gücünü kullanıp doğrudan hadiselerin içine girerek başarmak istedi. Libya"da bunu başarması durumunda orayı bir üs, bir kontrol paneli gibi kullanıp tüm bölgeye müdahale edebileceğine inanıyor.
Fakat burada şunu özellikle vurgulamak gerekir ki emperyalist güçlerin müdahalesi Kaddafi vahşetini meşrulaştırmayacağı gibi ona karşı verilen özgürlük mücadelesinin meşruiyetine de bir halel getirmez. Çünkü bu operasyon direnişin talebiyle veya onayıyla değil aksine onun itirazına rağmen gerçekleştirilmiştir. Direnişin istediği Kaddafi"nin hava saldırılarının önlenmesi ve dışarıdan paralı asker sevkinin durdurulması için uçuşa yasak hava sahası oluşturulması, bu sahada uçuşların engellenmesiydi.

BM, ABD ve Batı"nın Libya çıkartmasına herkes şüpheyle yaklaşıyor. Çünkü asıl amacın Libya halkını hain diktatörün vahşi saldırılarından korumak olabileceği iddiasına inanmak zor. Emperyalizmin bu konuda sürekli iki yüzlü, çifte standartçı tavır takınması şüphe ve tereddütleri haklı kılıyor. Libya saldırısında da petrol üzerindeki çıkar hesaplarının ağırlıklı rol oynadığı düşünülüyor.
Bizim gördüğümüz kadarıyla petrol hesapları ana hedef değil. Elbette bu hesaplar kendini “uluslararası toplum” olarak tanımlayan çağdaş emperyalist güçler için büyük önem taşıyor ve yerine göre onun için kapsamlı savaştan çekinmez. Libya petrolüyle ilgili bilgiler de söz konusu çıkar hesapları üzerindeki kanaatleri güçlendiriyor. Ama bizim gördüğümüz kadarıyla Libya operasyonunda petrol bir alt başlıktır. Operasyonun ana hedefinde ise “hâkimiyet planı” var. Yani bu savaş Arap dünyasındaki halk ayaklanmalarıyla başlayan değişim sürecinde siyasi iktidar ve kontrol mekanizmasının tümüyle elden çıkması riskinden dolayı başlatılmıştır.
Şimdilik tamamen dikta rejimleri ve Arap coğrafyasının kesişme bölgesinde vuku bulan halk ayaklanmaları bazı komplo teorilerinde iddia edildiği gibi ABD"nin Ortadoğu"yu yeniden dizayn etme planını hayata geçirmesi değildir. Tam aksine bu hadiselerde halk ayaklanmalarına hazırlıksız yakalanmış, sonrasında gidişata ve olayların sonuçlarına hâkim olmak için çeşitli diplomatik ve siyasi ataklar gerçekleştirmiştir. Ama bu ataklarından istediği sonucu elde edemedi. Tunus ve Mısır"daki dikta rejimlerinin ayağının kaymasıyla, onların açtığı boşluğu ayaklanan halkın ve direnişçi gençliğin taleplerini dikkate almak zorunda kalan bir kadro doldurdu. Bununla birlikte bu kadro geçicidir ve kalıcı yapının oluşma merhalesinde direnen kitlenin taleplerinin daha etkin bir şekilde devreye girmesinden uluslararası emperyalizm ve özellikle de siyonist işgal ciddi şekilde endişe duyuyor. Çünkü Mısır"da veya diğer Arap ülkelerinde halk tabanının, direnen gençliğin taleplerini göz önünde bulundurmak zorunda olan bir kadro, devrilen veya şimdilik kan dökerek ayakta kalmaya çalışan dikta rejimlerinin üstlenmiş olduğu siyonist işgali himaye ve ona yönelen tehlikeleri engelleme görevini sürdüremez, sürdürmek de istemez. Ayrıca kendi içinde güç birliği ve bölgesel dayanışma oluşturacak yeni yapılanma, çağdaş emperyalizm karşısında bileğini daha güçlü hissedecektir. Bu işbirliğinin dairesinin İslâm coğrafyasında daha geniş bir alanı kapsayacak şekilde genişlemesi durumunda, global ekonomik krizden dolayı sürekli kan kaybeden Batı emperyalizminin yaptırım gücü etkisini daha da kaybedecektir. Zaten yeni dönemle ilgili olarak bölgesel güçler teorisinin daha çok konuşulması da bu konudaki formüllerin şekillenmesi konusunda fikir veriyor.
Libya"daki halk ayaklanması karşısında Kaddafi her ne kadar ithal savaşçılarla ve hava gücünü insafsızca kullanarak sivil halkta büyük can kaybına sebep olduysa da gideceği artık kesin gibi görünüyordu. Bu belki biraz zaman alacaktı ve insafsız saldırılar da ciddi endişelere yol açıyordu. Ama tamamen ithal savaşçılara dayanan bir yönetimin işgalden farkı olmadığı için halk ona karşı kararlılıkla direnecek ve Kaddafi de Bin Ali ve Hüsni Mübarek"in kabul ettiği sona razı olmak zorunda kalacaktı. O yüzden çağdaş emperyalizm Kaddafi vahşetini bahane ederek askerî müdahalede bulunmak suretiyle onun boşaltacağı alana şimdiden müdahale etmek, Tunus ve Mısır"da siyasi ve diplomatik ataklarla başaramadığını Libya"da askerî gücünü kullanıp doğrudan hadiselerin içine girerek başarmak istedi. Libya"da bunu başarması durumunda orayı bir üs, bir kontrol paneli gibi kullanıp tüm bölgeye müdahale edebileceğine inanıyor.
Fakat burada şunu özellikle vurgulamak gerekir ki emperyalist güçlerin müdahalesi Kaddafi vahşetini meşrulaştırmayacağı gibi ona karşı verilen özgürlük mücadelesinin meşruiyetine de bir halel getirmez. Çünkü bu operasyon direnişin talebiyle veya onayıyla değil aksine onun itirazına rağmen gerçekleştirilmiştir. Direnişin istediği Kaddafi"nin hava saldırılarının önlenmesi ve dışarıdan paralı asker sevkinin durdurulması için uçuşa yasak hava sahası oluşturulması, bu sahada uçuşların engellenmesiydi.


 
akit

Bu yazı toplam 1281 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim