• BIST 89.412
  • Altın 146,694
  • Dolar 3,6411
  • Euro 3,9163
  • Ankara 17 °C
  • İstanbul 20 °C
  • Konya 14 °C
  • Antalya 20 °C
  • Diyarbakır 19 °C
  • Erzurum 9 °C
  • İzmir 21 °C
  • Rize 12 °C

Hakan Albayrak Kardeşime: Gelin Delillerimizi Ortaya Koyalım

Nureddin Şirin

İslami camiada Müslüman aydınların, gazetecilerin, İslami kuruluşların “Suriye” hususunda sergilediği yaklaşımlar ile ilgili genel anlamda değişik değerlendirmelerimiz oldu.

Bu genel değerlendirmelerimizi, özele indirgeyerek Hakan Albayrak kardeşimizin yazmış olduğu son iki yazı üzerine kendisiyle bazı düşüncelerimizi paylaşmak istiyorum.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, Hakan kardeşimin geçmişte ve günümüzde takındığı siyasi tavır ve fikri yaklaşımların hepsinin samimiyetinde, tüm bunları hiçbir hesap ve çıkar gözetmeksizin inanarak ortaya koyduğunda hiçbir şüphem yoktur. Bu ülkede şahsiyetine, fedakarlığına, adanmışlığına hüsnü zan edeceğim müslümanların başta gelenlerinden biri de Hakan kardeşimdir. Diğer yandan onun şahsiyetine yönelik ileri sürülen itham ve nitelemelerin hem cehalet, hem gaflet hem de husumetten kaynaklanan seviyesiz, temelsiz sözler olduğunu da belirtmek isterim.

Hakan kardeşimizle “Suriye” konusunda farklı tespit, teşhis ve tavır içinde olduğumuz bir gerçektir. İlk planda garip görülse de, sonuçta Hakan kardeşimizle aynı noktada buluştuğumuzu da belirtmek isterim.

Hakan"ın yazılarından bazı bölümleri kritik ederek, birtakım temel yanlış anlaşılmaları tashih ve tavzih ederek, meramımın daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum.

Hakan, kardeşimizin Star gazetesinde 3 Nisan 2014 tarihli “Mavi Marmara"ya çamur atan Hamaney rejiminin karın ağrısı” başlıklı yazısından sonra birtakım internet sitelerinde yayınlanan yazılar, yapılan yorumlar, atılan başlıklar üzerine 5 Nisan 2013 tarihli “Karşı Devrim Rehberi Hamaney” başlıklı ikinci bir yazı yazdı.

Her iki yazıda da “Rehber Hamaney” başlığa çekildiği ve onun üzerinden İran, İnkılab, Hizbullah değerlendirmesi yapıldığı için, İmam Hamanei"nin Suriye noktasındaki duruşu, açıklamaları ve söylemlerinin ne olduğu ve ne olmadığı noktalarına işaret etmek istiyorum.

Hakan yazısında ABNA adlı menfur bir sitede, yazısıyla ilgili atılan başlık ve yapılan yorumlardan duyduğu rahatsızlığı yansıtıp “Hamaney"in Türkiye"deki takipçileri” ve “Hamaney adına çamur atmak” gibi deyimlere yer veriyor.

Öncelikle burada belimizi büken bazı na-mahremlerle ilgili bir iki söz etmek istiyorum.

Biz Velfecr"de daha önce “ABNA Sitesinin Provokatörlüğü Daha Ne Kadar Sürecek” başlığı altında yazdığımız bir yazıda, bu sitenin nasıl fesatlara yol açtığını belirterek en sert bir şekilde tepkimizi ortaya koymuştuk.

Bu sitenin küstahlıklarını saymakla bitiremeyiz. Sözüm ona “Ehl-i Beyt” adına, hem Rehberlik makamının, hem de İslami Cumhuriyeti nizamının itibarının zedelenmesine yol açan yayınlarıyla ilgili yerlere yaptığımız onca itiraza rağmen aynı aymazlık ve ihanetlerini sürdürmesi, her şeyden önce, İslam Cumhuriyeti"nin bünyesindeki kurtların bu nizamı ve inkılabı nasıl kemirdiğini, sorumluluk mevkiinde bulunanların ise nasıl bir gaflet ve sorumsuzluk içinde olduklarının bir apaçık delili durumundadır.

İslam İnkılabı"nin ilk gününden bu yana bu inkılabın bir yaranı, destekçisi ve savunucusu olan bir Müslüman olarak, İslam İnkılabı"yla ilgili olarak duyduğum tüm acılar içinde bu na-mahremlerin elinden çektiğimiz içimizi kan dolduran acılar kocaman bir yer tutmaktadır…

“Ya Rabbi! Yüreği kanlanmış, dizlerinin bağı çözülmüş, ölümün eşiğine yaslanmış bir Müslüman olarak sana yöneliyor ve senden niyaz ediyorum: Bu na-mahremler ile aramızdaki hükmünü sen ver!”

Bu vesileyle, bu küstahlıklardan duyduğu rahatsızlıktan dolayı, İmam Hamenei"nin bir dostu olarak Hakan kardeşimden ben özür diliyor, ayrıca, “İmam Hamenei"nin dostları veya takipçileri”ni orada burada çöreklenen böylesi sorumsuz na-mahremlere bakarak değerlendirmemesini rica ediyorum...

Hakan kardeşim,

Şimdi İmam Hamanei"nin ismini zikrederek, “Suriye” konusundaki tespit ve yaklaşımlarının kritiğine geçmek istiyorum.

Yazında “Suriyeli devrimcileri “terörist”, Esed rejimini “masum” ilan eden Hamaney” ifadelerine yer veriyorsun.

Öncelikle bu cümleni tashih etmek isterim.

İslam İnkılabı Rehberi Seyyid Ali Hamenei, Suriye rejimini hiçbir zaman “masum” görmemiştir. Hiçbir konuşmasında Suriye rejimi hakkında böylesi bir tanımlama oluşturacak hiçbir ifade kullanmamıştır. Suriye rejimini “masum” görmek bir yana, İran"daki İslam Cumhuriyeti nizamıyla ilgili defalarca ortaya konulan hatalara dikkat çekmiş, yöneticiler ve ilgili mesullere bu noktada sürekli uyarılarda bulunmuştur.

Rehber Hamenei, sadece Suriye rejiminin direniş hattında üslendiği rolü takdir etmiş, bu duruşun korunması gerektiğini belirtmiştir. O, Suriye"deki rejimi masum görmediği gibi, Suriye"deki siyasal yapının halkın meşru taleplerine göre değişmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu da, ülkede gerçek anlamda yapısal reformların gerçekleştirilip halkın özgür iradesiyle kendi yönetimini oluşturmasıdır.

Rehber Hamanei, Suriye"deki değişimin emperyalist müdahalelerle ve silahlı yöntemlerle değil, yönetim ile muhalefet arasında siyasi müzakere ve diyalog ile çözülmesini savunmaktadır. Bunun için de başından beri Suriyeli rejim muhalifleri ile de irtibata geçerek, ülkede siyasal bir reformun gerçekleştirilmesi zeminini hazırlamaya çalışmıştır.

Rehber Hamanei, sürekli Suriye"de kanın dökülmesinin önlenmesini istemiş, hangi taraftan olursa olsun dökülen her bir damla kanın kendi yüreğini kanattığını da açıkça belirtmiştir.

Rehber Hamanei, “Suriye” özelinden hareketle defalarca bir ölçü ve bir prensip olarak şu vurguyu yapmıştır: “emperyalizm ve siyonizmin müdahil olduğu hareketlerin karşısındayız; emperyalizm ve siyonizme karşı olan hareketlerin yanındayız.”

Şimdi burada, ister Suriye, isterse başka bir bölgeyle ilgili olarak, genel anlamda ve en azından bir hipotez olarak bu prensibe sen de katılmaz mısın? Yani -Suriye örneğinde gerçekliği yansıtmadığını ileri sürsek de- bu prensibin kendisi doğru değil midir?

Şimdi sen ve senin gibi düşünen kardeşlerimiz, bu prensibin Suriye için geçerli olmadığını ileri sürebilir, dolayısıyla Rehber Hamenei"nin yaklaşımının gerçekçi bir temele dayanmadığı için yanlış bir yerde durduğunu savunabilirsiniz. Eğer ben, Rehber Hamanei"nin bu duruşunun gerçekçi bir temele dayanmadığına inansam, hiç şüpheniz olmasın ki, ben de senin yanında dururdum, açık yüreklilikle ve en yüksek sesle senin savunduklarını savunurdum...

Sen yazında “Son söz: Gün gelir, Hamaney"i ve şimdilik Hizbullah diye anmamaya karar verdiğim Lübnanlı malum kardeşleri gene savunurum” diyorsun ya! Tanıdığın bir kardeşin olarak, açıkça kamuoyu önünde söz veriyorum: Eğer bu tespitin doğru olmadığına kani olursam, ben de Hamenei"nin karşısında duracağım…

Geçmişten günümüze, bugünden yarınlara tüm sosyo-politik hadiselerin kritiği yapılırken, önce önermeler, öncüller, hipotezler ortaya konulur. Bunlar doğru da olabilir, yanlış da. Dolaysıyla öncelikli olarak bunların doğruluğu yansıtıp yansıtmadığının bir sağlamasının yapılması gerekiyor.

Şimdi, bunu Rehber Hamanei değil de, “X” birisi söylemiş olsun.

Önümüze bu hipotezi koyduğumuzda; “Suriye"de yaşanan bu kanlı olaylar sürecinin ortaya çıkmasının başlıca etkeni Amerika, Batı emperyalizmi ve bölgesel müttefiklerinin, Suriye üzerinden bölgedeki anti-emperyalist ve anti-siyonist direniş cephesini dağıtma operasyonudur” şeklindeki bir tespitin doğru olup olmadığı bir teste tabi tutulması gerekmez mi?

Genelde tüm İslam ümmetinin özelde de Ortadoğu"nun geleceği ve esenliği adına böyle bir tespitin doğru olup olmadığının üzerinde ciddiyetle durulması ve tartışılması gerekmez mi?

Emperyalizm konusunda ne denli hassas olduğuna; yazıların, kitapların, konuşmaların, eylem ve etkinliklerinle emperyalizmin komplolarına karşı ne denli kararlı durduğuna yakından aşina olan bir dostun olarak, bu hipotezin geçersizliğine nasıl inandığını merak ediyorum.

Ama bana sorarsan, ben Suriye gündemiyle birlikte, ilk günden bu yana, sürekli bu hipotez üzerinde yoğunlaştım. Yüzlerce veçhe üzerinden zihnimde değerlendirmeler yaptım, inceledim, araştırdım; bu tespitin doğru olduğuna inandım. Bugün buradan geri dönebilirim, ta ki, bu tespitin yanlışlığına inanmış olayım.

Sen de diğer kardeşler de bu “yüzlerce veçhe” ile neyi kastettiğimi sorabilirsiniz. Sadece “yüzlerce veçhe” deyip geçiştirecek ve ardından “hüküm” verecek değilim. Bunların tamamını hiçbir spekülasyona meydan vermeden sıralayabilirim. Ama sonuçta tüm bunların söz konusu yargıya varmamıza yeterli olamayacağı da söylenebilir.

Bakınız Rabbimiz Kur"an"da önümüze iki usül ve iki miyar koyuyor:

Birincisi:

“De ki: Doğru iseniz, delilinizi getirin.” (Bakara 11)

“De ki: Eğer doğru iseniz delilinizi getirin.” (Neml 64)

“Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var? Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım.” (Saffat 156-157)

İkincisi:

“Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah"ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir.” (Zümer 18)

Şimdi Kur"an"ın bu ayetleri ışığında, ben Hakan kardeşimin görüşlerine karşılık, bahsettiğimiz üzere “Amerikan emperyalizminin Suriye"ye nasıl müdahale ettiği ve Siyonizm"in çıkarları adına Suriye"de bir yıkım operasyonunun sürdürüldüğü”ne ilişkin 100 delil ortaya koyacağım….

Eğer bu delillerin bir anlam ifade etmediğine hükmedilecekse, ben de savunduğum düşünceleri terk edeceğim.

Her ne kadar bir dosya yazısı olsa da, yazının epeyce uzaması dolayısıyla, buraya kadar yazdıklarımı bir “giriş” olarak değerlendirip bu yazıya şimdilik ilk delilimizi ekleyerek, kaldığımız yerden devam edeceğiz…

BİRİNCİ DELİL:

Bu delilimiz, Amerika Dışişleri Bakanlığı resmi sitesinde şu şekilde yer alıyor:

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Rodham Clinton ile AP ajansının İran ve Ortadoğu üzerine 13 Ekim 2011 tarihli röportajı

Röportajın yer aldığı ABD Dışişleri Bakanlığı resmi sitesi sayfasının linki

Clinton"s Interview with Associated Press on Iran, Middle East

Clinton"a “Suriye"ye değişik yaptırımlar uygulamaktasınız. Fakat bu durumun nasıl çözüleceğini düşünüyorsunuz? Esad"ın iktidarının devrilmesi geçiş döneminin ortaya çıkması nasıl olacak bu nasıl gerçekleşebilecek?” şeklinde bir soru soruluyor.

Hillary Clinton bu soruya şöyle cevap veriyor:

“Öncelikle Suriye"ye saygılarımı sunuyorum. Bunun gerçekleşmesi için büyükelçimiz Ford, Suriye halkının gösteriler yapması, organize olması isteklerine göre değişimi sağlaması için kendini ortaya koymuştur. Bütün bütün bunlar başlayınca, orada organizeli bir muhalefet adına hiç bir şey yoktu. Ama şimdi var. Birleşen bir muhalefet var. Şuna kesinlikle inanıyoruz ki, şiddete başvurmadan bu yaklaşımlarını sürdürmesi kendi çıkarlarınadır. Çünkü henüz yeterince örgütlenmiş ve silahlı eylemler yapmayı akıllarına getirecek durumda değiller. Diğer yandan Esad rejiminin yöntemlerinden biri de muhaliflerin silahlı çete, haydut, terrorist olduğunu ileri sürmek. Bunun için biz şiddet dışı durumun korunmasına odaklanmış durumdayız.”

Burada Hillary Clinton, Esad yönetiminin yıkılması için ABD"nin Suriye"deki büyükelçisi Robert Ford"un yoğun bir çalışma içine girdiğini, bu çalışmaların ardından gösterilerin başladığını ve muhalefetin örgütlenmeye başlandığını açıkça söylüyor.

Clinton ayrıca, muhalefetin henüz yeterince örgütlenmediğinden silahlı eylemlere kalkışmasının uygun olmadığını, böyle bir durumdan Esed yönetiminin yararlanacağını söylüyor.

Evet, birinci delilimiz bu.

Eğer buradan, Suriye"deki gösterilerin başlatılmasında ve muhalefetin örgütlenmesinde ABD"nin Suriye büyükelçiliğinin rolü olduğu çıkmıyorsa, şimdiden bu delilimizi duvara çalın ve bana “daha işin başında hiçbir delil değeri taşımayan saçma sapan bir şeyi ortaya sürmeyin” deyin….

Şimdi bu delili anlamlandıracak iki küçük bilgiyi de aktaralım:

Bir: 24 Ekim 2011 tarihi itibariyle, ABD"nin Suriye Büyükelçisi Robert Ford “şahsına yönelik ciddi güvenlik tehditleri” bulunduğu gerekçesiyle Suriye"den Washington"a çağrıldı.

Hillary Clinton söz konusu röportajı 13 Ekim tarihinde yapmıştı. Yani, Ford"un Suriye"deki misyonunun açığa vurulmasının ardından Suriye"yi terk etmesi isteniyor.

Robert Ford, beş yıllık aradan sonra, Ocak 2010 tarihinde Suriye"ye gönderilen ilk ABD Büyükelçisi.

Amerikan yönetiminin gözde diplomatlarından olan Robert Ford 2001-2004 tarihleri arasında Bahreyn"de, 2004-2006 tarihleri arasında da Irak"ta görev yaptı. Son olarak da 2010 yılının Ocak ayından Ekim ayının sonuna kadar Suriye Büyükelçisi olarak görev yaptı. Ford bu dönemlerde ABD dışişlerindeki üstün hizmetlerinden dolayı değişik madalyalar aldı.

İki: Robert Ford, Suriye"den önce Irak işgali döneminde Bağdat"ta Amerikan büyükelçiliğinde idi. Robert Ford"un Bağdat"ta Amerikan büyükelçiliğinde elçi yardımcısı olarak çalıştığı dönemde üslendiği temel rol de, El Salvador usülü "Amerikan ölüm mangaları"nı yönetmekti.

Nitekim Irak"ta eylemleri ve gizli savaşı ile öne çıkan BlackWater çetelerinin organizesini Ford yürüttü. Bu ölüm mangaları Irak"tan sonra, Suriye"de konuşlandırılarak sivil insanlara yönelik gerçekleştirilen saldırılarla çatışmaların alevlendirilmesinde öncü bir rol oynadı.

Birinci bölümün sonu.

 

velfecr

Bu yazı toplam 1161 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim