• BIST 90.383
  • Altın 145,017
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Ankara 12 °C
  • İstanbul 10 °C
  • Konya 13 °C
  • Antalya 17 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Erzurum 0 °C
  • İzmir 18 °C
  • Rize 8 °C

Hacda Ümmet Bilinci

Ahmet Varol

6 Ekim Cumartesi Adem Özköse kardeşimizin hazırlayıp sunduğu ve Hilal Tv'nin yayınladığı Rota isimli belgeselin galasına katıldım. Öncelikle Adem kardeşimizi ve Hilal Tv'yi bu vesileyle kutluyor ve hayırlı amaçlar doğrultusunda başarıyla sürdürmeye kendilerini muvaffak etmesini Yüce Allah'tan diliyorum.

 

Bu programın benzer belgesellerden farkı bir bilinç ve ideal doğrultusunda hazırlanmasıdır. O da seyircilere sınırları aşarak ümmet kimliği doğrultusunda duyarlılık kazandırmak. Bu, dünyanın farklı bölgelerinde neler olup bittiğinden haberdar olmakla yetinmeyip aynı zamanda onların dertlerini dert edinmeye ve sorunlarının çözümünde bize ne düştüğü üzerinde kafa yormaya yöneltecektir.

Ben, değişik yazı ve konuşmalarımda Müslümanları parçalayan sınırları aşmak için önce bu sınırları kafalardan silmek gerektiğini vurgulamaya çalıştım. Çünkü bu sınırlar bizim düşünce ve ilgi alanımızı daraltmakta, olaylara ümmet bilinciyle yaklaşmamızı önlemektedir.

Rota'nın gala gecesinde yapılan konuşmalarda da bu sınırların Müslüman toplumlar tarafından değil emperyalist güçler tarafından çizildiğinin ve bu sınırları aşmak hatta tümüyle kaldırmak gerektiğinin vurgulanması dikkat çekiciydi. Bugün dünyanın her yerinde özellikle Müslümanların mağdur olmasının, hatta en çok saygı duydukları insan olan Hz. Muhammed (s.a.s.)'i, ona vahyedilen yüce kitabı hafife alan karikatürler çizilmesinin, kitaplar yazılmasının ve hatta bunlarla yetinilmeyerek filmler hazırlanabilmesinin sebebi bu sınırlardır. Çünkü bu sınırlar Müslümanların güçlerini dağıtmış, başlarına geçirilen zulüm rejimlerinin emperyalistlerin çıkarlarının bekçiliğini yaparak saltanatlarını sürdürmelerine imkân sağlamıştır.

Şimdi o sınırların reddedilebilmesi ve Müslüman halkların güç birliğini engellediğinin haykırılması ümmet bütünlüğüne açılacak kapıların zorlanması açısından önemlidir. Fakat bugün Müslümanların Suriye'deki zulüm ve vahşet karşısında iyi bir imtihan veremediğini, katil Baas rejimiyle menfaat ilişkileri olan güçlerin dezenformasyon faaliyetlerinin rüzgârına kapılarak mazlum halka destekte yetersiz kaldıklarını bir realite olarak önümüze koymalı ve iyi bir şekilde tahlil etmeliyiz.

Şimdi yeni bir hac dönemine yaklaşıyoruz ve hac görevinin yerine getirilmesi için yolculuklar başladı. Hac Müslümanların ümmet bilincini ve bütünlüğünü korumaları açısından özel yeri olan bir ibadettir. Dünyanın her tarafından farklı ulusal kimliklere sahip Müslümanların, "Allah'ın evi" olarak nitelendirilen kutsal mabedin etrafında toplanıp sadece Müslüman kimliğiyle bir araya gelmeleri, üstlerindeki tüm kıyafetleri çıkarıp tek bir kıyafete bürünmeleri ve hep birlikte "Lebbeyk Allahumme Lebbeyk! Hep birlikte senin çağrına evet diyoruz ey Allah'ım!" diye haykırmaları isteniyor.

"Hacc belli aylardadır. Kim bu aylarda haccı kendine farz ederse (ihrama girerse) bilsin ki, haccda kadına yaklaşmak, fenalık yapmak ve tartışmaya girmek yoktur. Her ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir. Yanınıza azık alın ve bilin ki, azıkların en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının!" (Bakara, 2/197)
 
Dikkat edilirse hacda tartışmaya girmeye dahi izin verilmiyor. Çünkü Müslüman kimliğiyle ve ümmet bilinciyle hep birlikte Allah'ın ipine sarılmanın fiili uygulaması, tatbikatı isteniyor.

Bunun başarılabilmesi için de hacca giderken Yüce Allah'ın "Şüphesiz sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de Rabbinizim. Öyleyse benden sakının."(Mu'minun, 23/52) hatırlatmasını, üzerinde derin bir şekilde düşünerek okumak ve oraya gelenlerle aynı kimliği taşıdığımızı dikkate alarak kaynaşmamız gerektiği bilinciyle hareket etmeliyiz. O zaman Arafat'ta birlikte vakfeye duruşumuz, Allah'ın emirlerine itaat konusunda "hazırol" duruşu yapan bir ordunun askerleri olduğumuzu bize hatırlatır.

Eğer ki Arafat'ta birlikte vakfeye duranlar, ümmetin önderi yani orada "hazırol" duruşuna geçen ordunun başkomutanı Hz. Muhammed (s.a.s.)'e hakaret içerikli film hazırlayan arsızlar, Diyar-ı Şam'da her gün yüzlerce insanı katleden Baas vahşeti, Mescidi Aksa'yı kirletmek için her gün baskınlar düzenleyen siyonist işgalciler karşısında da aynı tavrı sergileselerdi onlar bütün bunları yapmaya cesaret edebilirler miydi?

yeniakit

Bu yazı toplam 635 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim