• BIST 90.182
  • Altın 147,216
  • Dolar 3,6478
  • Euro 3,9515
  • Ankara -2 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Konya 1 °C
  • Antalya 10 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Erzurum -3 °C
  • İzmir 6 °C
  • Rize 5 °C

Gündemden Notlar

Ahmet Varol

 

Gazetemizde 18 Ekim Cuma günü yayınlanan “Kimyasalın yerine aç bırakma silahı” başlıklı yazımızda Baas zulmünün uluslararası emperyalizmin verdiği destekten yararlanarak oynadığı kimyasal silahları imha oyununun gölgesinde o silahların yerine, yerleşim alanlarını sıkı muhasaraya alarak aç bırakma silahını kullandığına dikkat çekmiştik. Son günlerde muhtelif yayın organlarında bu konunun daha yoğun bir şekilde gündeme taşındığını ve Baas vahşetinin etkin olarak kullandığı aç bırakma silahının muhasara altına alınan bölgelerdeki insanları ne gibi zorluklara maruz bıraktığı hakkında ayrıntılı bilgiler verildiğini görüyoruz.


Verilen bilgiler, ilim adamlarının bu bölgelerde muhasaraya alınan insanların normal şartlarda haram olan sokak hayvanlarının ve vahşi hayvanların etlerini yiyebileceğine dair fetvaların sadece bir cevazı değil vakıayı, zarureti ortaya koyduğunu, insanların buralarda artık hayatlarını sürdürebilmek için ağaç yapraklarıyla ve bu tür hayvanların etleriyle beslenmeye mecbur kaldıklarını gösteriyor.


Böyle bir vahşete göz yumulması, Baas zulmünün saltanatını sürdürebilmek ve insanları kendi zulüm rejimine teslim olmaya zorlamak amacıyla aç bırakma silahını kimyasal silahtan belki daha etkili bir şekilde devreye sokmasına fırsat verilmesi, muhasara altına alınan insanlara insanî yardım ulaştırılması için kapılar açılması amacıyla herhangi bir zorlamaya başvurulmaması kimyasal silahlarla ilgili anlaşmanın sadece bir göz boyamadan ibaret olduğu gerçeğini teyit ediyor.


l Milat gazetesi yazarı İsmail Yaşa’nın 23 Ekim’de yayınlanan “Kimin Zaferi?” başlıklı yazısında, pilotların kurtarılması için gerçekleştirilen pazarlıkta Türkiye’nin kendi rehinelerini, pilotları kaçıran Hizb’in de Suriye’de direnişçilerin ele geçirdiği esirlerini kurtardığına, her iki tarafın da bunu kendi açılarından bir zafer olarak değerlendirdiğine ancak direnişçilerin Baas zindanlarındaki kadın tutsakları özgürlüğüne kavuşturma gayelerinin gerçekleşmediğine dikkat çekiyor. Baas zulmünün vaatlerini hiçbir zaman yerine getirmediği bilindiğinden, esir takasının gerçekleşmesinden sonra kadın tutsakların özgürlüğüne kavuşturulması beklentisinin boşuna olduğunu dile getiriyor. Özünü bu fikirlerin oluşturduğu önemli tespitleri var.


Bizim gördüğümüz kadarıyla bu işte kârlı çıkan taraf, Suriye’de yakalanan adamlarını kurtarmak için Türkiye’yi hedefe yerleştiren Hizip oldu. Fakat takas pazarlığı sonrasında ortaya çıkan manzara ve Lübnan hükûmetinin sergilediği tavır Hizb’in bu işi tek başına yapmadığı, hükûmetin de oyunun içinde yer aldığı konusunda güçlü kanaat oluşturuyor. Lübnan hükûmetinin oyunun içinde yer alması yarın bir gün aynı eşkıyalığın tekrar edilmesinden emin olunamayacağını gösterir. Çünkü Hizb’in Baas katliamına destek için Lübnan’dan silahlı militanlarını göndermeye devam ettiği ve hâlen de Suriye’de çok sayıda militanının bulunduğu biliniyor.


Takas sonrasında ortaya çıkan manzaralar ve Lübnan hükûmetinin sergilediği tavır onun aslında bir hukuk devleti yönetimini değil yol kesen çetesini temsil ettiğini gösteriyor. Hukuk nizamına dayalı devlet yönetimi, ülkelerine yolcu getirip götüren pilotların can güvenliğini sağlama sorumluluğunu da yüklenir. En azından onların güvenliğini tehdit eden eşkıyalığa, yol kesen çetesinin yaptığı işe onay vermez. Böyle bir çetenin yaptığı eşkıyalıkla gerçekleştirilen esir takasını kendi açısından bir zafer olarak değerlendirmez. Tam aksine yüklenmiş olduğu güvenlik sorumluluğunu yerine getiremediği için yüzü biraz kızarır.


l Suudi Arabistan, BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğini, ABD ve BM’nin Suriye konusundaki çifte standartçı tutumunu gerekçe göstererek reddetti. Eğer ki Suudi Arabistan aynı sahtekârlığı ve iki yüzlülüğü kendisi Mısır’da yapmasaydı bu tavrını gerçekten takdir edecektik. Ama maalesef onun Suriye konusundaki tutumunda, samimiyetine ve gerçekçiliğine inanamıyoruz. Anlaşıldığı kadarıyla Suudi Arabistan da, arka plandaki işbirliğini biraz perdeyle kapatarak ABD’ye karşı görünüşte tavır koymanın kitleleri, özellikle de gençleri heyecanlandırma konusundaki etkisini keşfetti. Bu konuda İran’ın tecrübelerinden yararlanmak için onunla ilişkileri biraz daha geliştirmesini öneriyoruz.

yeniakit

 

Bu yazı toplam 516 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim