• BIST 102.635
  • Altın 228,484
  • Dolar 5,3234
  • Euro 6,0400
  • Ankara 10 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Konya 11 °C
  • Antalya 16 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Erzurum -6 °C
  • İzmir 15 °C
  • Rize 12 °C

"Gülen Cemaati Dini Bir Hareket midir ?"

"Gülen Cemaati Dini Bir Hareket midir ?"
Star Gazetesi Yazarı Ahmet Taşgetiren, bu soruya önce kendi cevabını verdi sonra analiz etti. İşte Taşgetiren’in “Din mi değil mi? Başlıklı yazısı..

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin başlatıp büyüttüğü hareket, dini bir hareket mi değil mi?

Ben bu sorunun cevabını hep “Evet, dini bir harekettir!” şeklinde verdim.

Biliyorum, Hareket’in, uluslararası alandaki faaliyetleri “İslam’ın tanıtılması” anlamında bir “Tebliğ” faaliyeti olarak nitelenmedi.

Ama ben, orada bile bir “altyapı çalışması” olduğunu düşündüm. Bir müslüman toplumun en uç kültür ürünleri ile olsa dahi, bir tür alt yapı lojistiği gibi gördüm. Mesela Amerika’da verilen iftarlar ya da aşure günleri gibi. Ya da en azından “temsil” anlamında bir zihni alt yapı birikimi amaçlandığı kanaatinde oldum.  

Fethullah Gülen bir “Hocaefendi” idi, davası İslam olmalıydı, nitekim Hocaefendi, bir eserinde “Davalarının Rasulullah’ın nam-ı celilini kıtalar ötesine taşımak olduğu”nu ifade etmekteydi.

Öte yandan, Camianın ana okuma metinleri içinde yer alan Risale-i Nurlar, Kur’an tefsiri idi, oradan İslam’dan başka bir şey çıkmazdı.

Ayrıca Fethullah Hocaefendi’ye bağlanan insanlar, islami bir hizmet sürecine girmiş olmak için yola çıkan insanlardır. Hizmet hareketi, önemli bir mali porte ile dönmekte ve bu mali kapasiteyi hazırlayan insanlar, Cemaat’in “Gönüllüler” olarak nitelenen tabanı ise bunlar, ortaya koydukları katkının “dini bir anlamı” olduğunu düşünmektedirler. Dini bir anlam da ancak, dinin anlamlı bulduğu alanlar içinde söz konusu olabilir.

Bu konuyu neden gündemime aldım?

Çünkü şu anki Cemaat görüntüsü tam da bu konuyu tartışmalı hale getiriyor.

Önceki gün Yeni Şafak’ta Etyen Mahçupyan’la yapılan bir mülakat yayınlandı. Nil Gülsün’ün mülakatında Mahçupyan şu tespitte bulunuyor:

“Gülen’in her siyasi konuşması onu dini kimliğinden uzaklaştırıyor. Dolayısıyla kafamızda siyasi mesajlar veren bir din adamı görüntüsü oluşuyor.”

Bu cümlenin hemen yanında da şu tespiti var Mahçupyan’ın:

“Eğer Gülen dini bir lider olarak kalabilseydi, bugün daha prestifjli bir konumda olurdu.”

Mahçupyan Müslüman bir yazar değil. Dolayısıyla Müslüman olmayan bir yazarın, “dini hüviyet”ten yola çıkan bir “prestij” değerlendirmesi yapması yadırganabilir. Ama bu olaya, Uluslararası camiada at koşturan bir hareketin, dışarıdan her bakışı önemsediği gerçeğinden de yaklaşabiliriz ve o zaman Mahçupyan’ın tespiti ayrı bir önem kazanır. Kaldı ki Mahçupyan, Hizmet hareketinin önemli bir yayın organı olan Zaman’da yazmaktadır.

Tabii şu soru sorulabilir:

-Dini bir topluluk siyaset yapamaz mı?

Benim açımdan bu sorunun cevabı nettir:

-Evet, bir Müslümanın zihin dokusu açısından siyasi şuur önemli bir unsurdur.

Ben, Bediüzzaman Hazretleri’nin “Siyasetten ve şeytandan Allah’a sığınırım” sözlerini de siyasatten yalıtılma” olarak okumam, bunu da Bediüzzaman hazretlerinin siyaseti gibi okumayı doğru bulurum. Çünkü hiçbir insanın siyasetten soyutlanması mümkün değildir.

Belki sorulması gereken soru “Nasıl bir siyaset?” ya da “Kişinin dindarlığı ile bağlantılı siyasetin koordinatları nedir?” sorusudur.  

Kim ne derse desin, Türkiye’de siyasetin bir boyutunda, hatta en önemli boyutunda “Din” olgusu vardır.

Kurulu düzenin kutsallarından olan laiklik ilkesi bile siyasetin din boyutu ile ilgilidir. “Din, yani İslam ne kadar olsun?” sorusu, Türkiye siyasetinin ana hassasiyet alanlarındandır.

Türkiye’de şu anda yaşanan gerilimin ana ekseninde de, dinle bağlantılı bir damar bulunuyor: Kendini “muhafazakar” diye tanımlayan ama özde “islami toplum zemini”nden beslendiği bilinen bir siyasi iktidar ve onunla kıran kırana mücadeleye soyundurulan yine islami zeminde oluşmuş bir cemaat.

Bu gerilime bakıp, “İşte tam da din başka siyaset başka denilecek bir olay” noktasına mı gelmeliyiz? Yani siyaset alanını dini olandan arındırma söylemine?

Ama görülüyor ki o da olmuyor. Çünkü Ak Parti - Cemaat çekişmesinin toplumda böylesine travmaya yol açması, her iki Camia’da dini duyarlılığın hükümferma olmasıyla bağlantılıdır.

O zaman, laik çevreler ne der bilmem ama ben, her iki camianın, olaya bakarken, yola çıktıkları kalbi referanslarını unutmamaları gerektiğini söylerim.

Aslında o referansların hatırlanması, Türkiye’nin de hayrınadır.

star

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Tuhaf Bir Kölelik Düzeni: Kore Eğlence Endüstrisi16 Şubat 2019 Cumartesi 11:47
  • Adil el-Cübeyr Üç Maymunu Oynadı12 Şubat 2019 Salı 14:23
  • Şehid Esma'nın Annesi : Binlerce Esma Var09 Şubat 2019 Cumartesi 15:26
  • Gündemdeki İki Fotoğraf09 Şubat 2019 Cumartesi 11:12
  • Bu Nasıl Bir Adalet Anlayışı!08 Şubat 2019 Cuma 17:04
  • Vehn Bataklığı03 Şubat 2019 Pazar 08:57
  • Düriye'nin Güğümleri01 Şubat 2019 Cuma 09:27
  • Uluslararası Mafya: BAE01 Şubat 2019 Cuma 09:10
  • Maduro Sana Söylüyorum, Erdoğan Sen Dinle!01 Şubat 2019 Cuma 09:05
  • "Emperyalist Kış Oyunları"30 Ocak 2019 Çarşamba 15:56
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim