• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • Ankara 10 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Konya 8 °C
  • Antalya 16 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Erzurum 3 °C
  • İzmir 15 °C
  • Rize 14 °C

George Galloway Hepimize Unutulmaz Bir Ders Verdi...

Nureddin Şirin

George Galloway Hepimize Unutulmaz Bir Ders Verdi, Bu Dersi Alanımız Var Mı..?

 

“Viva Paletsine” adı altında Avrupa"dan yola çıkıp Türkiye üzerinden Gazze"ye doğru gitmekte olan ve ülkemizde “Filistin"e Özgürlük Konvoyu” olarak adlandırılan araç konvoyu İpsala sınır kapısından ülkemize girdikten sonra İstanbul"da unutulmaz izler bıraktı...

Öncelikle, Sayın George Galloway başkanlığındaki bu konvoyda yer alan herkese insani, vicdani ve İslami bütün duygularımızla tebrik ve şükranlarımızı sunarken, bu anlamlı ve şerefli seferin Türkiye organizasyonunu üslenen ve bu vazifeyi başarılı bir şekilde yerine getiren Bülent Yıldırım kardeşimizin şahsında bütün İHH emekçilerine sevgi ve saygılarımızı sunmak istiyorum.

Konvoy İstanbul Feshane"de öğle öncesinde bir basın açıklamasıyla, organizasyonun amacını dile getirirken, Türkiyeli Müslümanlara yönelik unutulmaz dersler de verdi...

İnsani amaçlı bu organizasyonun her türlü takdiri hak ettiğini belirtmenin yanı sıra, konvoy başkanı İngiliz Parlamenter Sayın George Galloway hem Feshane"deki basın açıklamasında, hem Saadet Partisi İstanbul İl teşkilatı tarafından başlatılan "Kudüs Nöbeti" eyleminde, son olarak da Taksim"de düzenlenen uğurlama programında bizlere ışık tutan, sorumluluklarımızı hatırlatan, aynı zamanda "vefa" duygularımızla birlikte öfke damarlarımızı kabartan yüklü bir mesaj verdi...

George Galloway Gazze için başlattıkları bu seferin amacının Gazze"ye uygulanan insanlık dışı ambargonun kırılması, üç yılı aşkın bir zamandır zalimce ve barbarca bir kuşatma altında yaşayan mazlum Gazze"lilerin, özellikle de siyonist saldırılarda yakınlarını kaybetmiş Filistinli yetim çocukların yalnız olmadıklarının gösterilmesi ve Filistin"in Siyonist işgalden kurtarılıp "Özgür Filistin" kuruluncaya kadar mücadeleye destek verilmesi olduğunu vurguladı.

George Galloway" “Bismillahirrahmanirrahim” diye başladığı konuşmasında şunları söylüyor:

“Bizim bu seferimizin üç temel amacı var; birincisi, Gazze"de geçen sene yaşanan o büyük trajediyi hiçbir zaman unutmadığımızı ve bunun insanlığa karşı işlenmiş büyük bir suç olduğunu göstermek istiyoruz. Bunun sorumlusu olan herkesin de bunun hesabını vermeleri gerektiğini söylüyoruz. Nitekim girişimlerimiz sonucunda bir İngiliz mahkemesi Olmert hükümetinde ve Gazze savaşı sırasında dışişleri bakanlığı yapan cinayetkar Tzibi Livni hakkında Gazze halkına yönelik savaş suçu işlediği için bir tutuklama kararı çıkardı. Livni şimdi kaçıyor. Ne kadar kaçarlarsa kaçsınlar biz hep bunların peşinde olacağız. İster Livni, ister Olmert, isterse bu insanlık suçunu işleyen diğer generallar. Bu yaptıklarının hesabını mutlaka vereceklerdir, onlara yaptıkları suçun bedelini ödettireceğiz. İnşallah bir gün onları yakalayacağız.

İkinci amacımız ise, 1.5 milyon insanı kuşatma altında tutan ambargoyu kırmak. Bu insanlar üç yıldır yaptıkları seçimden dolayı cezalandırılıyor, en temel ihtiyaçlarından bile mahrum bırakılıyor. Bu nasıl demokrasi böyle? Babalarının ve annelerinin verdikleri oydan dolayı çocukları öldürmeyi onaylayan bir demokrasi bu...!

Ben Hamaslı değilim, ömrüm boyunca Arafat"ın yanında oldum, Arafat Paris"te öldüğünde de başucundaydım. Ben Hamaslı değilim ama demokrasiden yanayım. ben Filistin halkının kendi yöneticilerini seçmesine saygı duyuyorum. Gazze"ye uygulanan ambargo sadece İsrail ambargosu değildir. Bu ambargoya katılan birçok taraf vardır. Başkalarının ne yaptığına değil, kendimizin ne yaptığına bakalım. Eğer biz bugün bu ambargo karşısında sorumluluklarımızı yerine getirmezsek, yarın Allah bizden bunu soracak. Hesap ve adalet gününde bu sorulacak bize. Allah"ın verdiği her nefeste Filistin"in ve Gazze"nin kurtuluşu için bir şeyler yapmamız gerekiyor.

Kurban bayramı döneminde de Gazze"deydim. Gazze"de herkes fakirlik ve yoksulluk içerisinde. Hiçbir inanç sahibi bunu kabul edemez.

Son olarak da biz bu konvoyla bir örnek oluşturmak istiyoruz. Sadece bizim konvoyumuz yeterli değil. Dünyanın her ülkesi bu konuda bir örnek olmalı, yılın her haftasında konvoylar yola çıkıp Gazze sınırına gitmeli ve bu zalimce ambargo kırılmalıdır.

Özellikle Arap dünyasına sesleniyorum;

Filistin sizindir. Sizin vücudunuzun bir parçasıdır. Filistin işgal altında. Arapların ayağa kalkma zamanı gelmiştir artık. Biz Filistin"e dışardan geliyoruz. Geçen yıl Gazze"nin arkasında sadece Erdoğan, Ahmedinejad ve Chavez durmuştu, biz onların yolundan gidiyoruz. Filistin Venezuella"ya o kadar uzak ki. Filistin size daha yakın. Arap devletlerinin bu komadan artık uyanması gerekiyor. Filistin halkının birliği için çalışın. İsrail zindanlarındaki Filistinli esirlerin özgürlüğünü sağlayın…!”

Şu ifadelere bakınız: 10 dakikalık bir konuşmaya ne denli bir enginlik sığdırılıyor. İnsanlık onuru, ahiret bilinci, mazlumlarla dayanışma sorumluluğu ve suçluları cezalandırma çabası...!

Allah için soralım kendimize, camilere gittiğimizde minberlerden bu sözleri duyabiliyor muyuz? Hocalarımızın, alimlerimizin, vaizlerimizin, aydınlarımızın, hatiplerimizin kaçta kaçı böylesi onurlu feryadı yükseltebiliyor?

İşgal altındaki mübarek İslam toprakları Filistin, kuşatma altında İslam yurdu Gazze ve mazlum Müslümanlar için bir sefere çıkma irade ve azmini kaç tanesi gösterebiliyor? Onlar bir taraftan “Allah korkusu”ndan, “Peygamber sevgisi”nden, “takva”dan, “ahlak”tan, “Edep”ten "nefis terbiyesi"nden "zikrullah"tan söz ederlerken, acaba Müslüman olmayan bir İngiliz vatandaşı kadar Allah"tan korkuyorlar mı? Onlar Galloway"dan daha mı ahlaklı, daha mı edepli..? Nefisleri daha mı arınmış?

George Galloway"un verdiği mesajda unutulmaması ve göz ardı edilmemesi gereken en önemli bir bir noktada, “vefa” ve “kadirşinaslık”tı.

Siyonist işgal güçleri Gazze"ye yönelik soykırım saldırılarını başlattığında, Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün gibi ülkelerin başını çektiği Arap rejimleri İsrail saldırganlığı karşısında sessiz kalıp hatta dolaylı bir şekilde siyonist rejime destek verirlerken, İran ve Türkiye"nin yanı sıra Müslüman olmayan Venezuella"nın çok uzaklardan Gazze"nin yanında durduğuna dikkat çeken Galloway, "Filistin'e Özgürlük Konvoyu"nun da bu yolda yürüdüğünü vurguluyor...

Ambargonun kırılması için üçüncü Gazze seferine liderlik eden bu insan Müslüman değil. İslam ahlakında “vefa” ve “kadirşinaslık” olarak yazılanları okumamış, ya da Müslüman alim ve mürşidlerden bunun dersini de almamış. Ama görülüyor ki, pörsümemiş bir vicdanı temiz ve özgür bir ruhu var…

Galloway"daki bu temiz ruh kendisini Saadet Partisi"nin "Kudüs Nöbeti" çadırında da gösteriyor. Yaptığı kısa ve göz yaşartan duygu dolu konuşmasında Selahaddin Eyyubi"nin Kudüs"ü işgalden kurtarmasına atıfta bulunarak, sözü Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş"a bırakırken “benden bu kadar yeter, şimdi söz sırası Türkiye"nin Selahaddini"nde” diyerek onu kucaklıyor…

Galloway sözlerinin başında şöyle demişti:

“Bacılar, kardeşler, esselamu aleykum. Gazze savaşı sırasında dünyada en büyük ve en güçlü tepkiyi gösteren ve kendisini Filistin"i savunmaya adayan Saadet Partisi"nin sayın genel başkanını selamlıyorum..."

Sayın Numan Kurtulmuş ne yapmıştı da böylesi bir iltifat ve takdir görmüştü?

Siyonist İsrail güçleri Gazze"ye yönelik o barbarca saldırılarını, soykırım ve katliamlarını başlattığında, Türkiye"de Saadet Partisi tarafından Çağlayan meydanında düzenlenen o milyonluk “Gazze ile Dayanışma Mitingi”nin önem ve etkisini vurguluyor bu mitingin “Filistin halkı ile dayanışma” noktasında ne denli olumlu bir rol üslendiğine dikkat çekiyordu...

Bir Filistin dostu, insanlık vicdanın bu kükreyen volkanı Galloway, bir İngiliz vatandaşı olarak Çağlayan"da düzenlenen mitinge büyük bir şükran duyuyor ve bu şükranını konuşmasının sonunda bir cümleyle özetliyordu: “buyurun söz sizde, Türkiye"nin Selahaddini…”

Onu böylesine vefalı, asil ve kadirşinas kılan da yüreğindeki Filistinli mazlumların, Gazze"deki çocukların derdiydi…

Buna da şu ifadeleriyle yansıtıyordu:

“Gazze"de yaşanan katliam o kadar içler acısıydı ki. 1500"ten fazla insan öldürüldü. Onlar kuşatma altındaydı, bu kurbanların kaçacakları, sığınacakları bir yerleri de yoktu. Amerika tarafından verilen en gelişmiş silahlarla katledilmişlerdi. Uçaklar geldi, onları yakaladı ve bombaladı. Gaz bombaları, kimyasal bombalar, yasaklanmış silahlar kullanıldı.

Biz Flistin halkını öldüren ambargoyu kırmaya çalışıyoruz. Gazze halkı kuşatma altında ve büyük açlık çekiyor.


Kendi gözlerimle gördüğüm bir gerçeği sizinle paylaşmak istiyorum. Filistinli bir kadın çocuğuyla birlikte bir çöplüğe tırmanıyordu, çöplük içinden kendisine yiyecek bir şey bulmak için. Filistinliler için bundan daha zor olanı, dünyada kendileri için dertlenenlerin olup olmadığını bilmemeleridir.

Geçen Mart ayında Gazze"de 9 yaşındaki Filistinli bir çocukla konuşmuştum, annesini, babasını, kardeşlerini ve tüm yakınlarını İsrail saldırılarında kaybetmiş, büyükannesi ile yaşıyordu.

Bu küçük kız bana bir soru sormuştu, ben de aynı soruyu size soruyorum: “Okullarda bize öğretilen Ümmet nerede? Nerede bu ümmet, niçin bizi yalnız bıraktı? Ne yaptık biz, bütün bunlarla karşılaşırken niçin yalnız bırakıldık böyle?”

Ümmet sizsiniz. Ben o çocuğa o zaman bir söz vermiştim; “sana dünyanın her tarafından, her ülkesinden kardeşler getireceğim” diye. Dünyanın her yerinden o mazlum, mahrum ve yetimlere kardeşler bulacağız…

Bazıları soruyorlar, Amerika ne yapıyor, Avrupa ne yapıyor, İngiltere ne yapıyor. Onların ne yaptığına değil, kendimizin ne yaptığına bakalım. Hesap gününde Allah bize ne yaptığımızı soracak. Bu zulümlerden bu insanları kurtarmak için ne yaptığımız önemli.

Selahaddin Kudüs"u kurtarmak için dışardan gelmişti. Biz de dışardan geliyoruz. Arap dünyası uyuyor. Biz de Selahaddin"in yaptığı gibi dışardan gelmeliyiz.


Bütün benliğimle ve nefesimle Arap halkına sesleniyorum, onlardan rica ediyorum; Bahreyn"den Fas"e, ey Araplar uyanın artık! Ayağa kalkın ve Filistin"in özgürlük mücadelesine katılın…”

Filistin ve Gazze"ye yardımcı olanlara Galloway"i vefalı kılan işte böylesi tertemiz bir yürek ve böylesi asil duygulardı. Filistin onun dünyasında öylesine bir acıydı ki, bu acıyı dindirmek için çabalayanlara karşı büyük bir kadirşinaslık örneği gösteriyor, “vefa” denilen melekeyi dağlar gibi gözler önüne seriyordu…

Vefalı ve kadirşinas olmak ahlakın, edebin, erdemin ve dürüstlüğün zirvesi olsa gerek. Çünkü bu zirveye çok az kişi çıkabiliyor...

Bizler ayetlerden, hadislerden, İslam alimlerinin ve ariflerin derslerinden “vefa” ve “kadirşinaslık”ın ne anlama geldiğini, Müslüman ahlakının en temel özelliklerinden biri olduğunu öğrendik hep. Atasözlerimizde de bunun birçok örneği var; “bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olur” gibi nice atasözümüz hep bize vefalı olmamızı öğütler durur…

Hamas lideri Halid Meşal son Tahran ziyareti sırasında Üniversite öğrencilerine yaptığı konuşmada bu “vefa”ya dikkat çekerek şunları söylüyor:

Hamas"taki, Batı Şeria"daki Gazze"deki ve Filistin"deki kardeşleriniz, İran"ın desteğini takdir etmektedir. Filistin halkı, asil bir halktır. Yanında duranları ve destekleyenleri asla unutmaz. Vefalı adamlar, vefalı olmaları gerekenlere karşı vefalıdırlar. Biz, İran"a karşı vefalıyız. Biz, tüm ümmetimize karşı vefalıyız. Arap ve İslam ülkelerinden kim yanımızda durduysa ona karşı vefalıyız. Yardımını ve desteğini bizlerden esirgemeyen bu yüce ümmete karşı vefalıyız.”

Halid Meşal her zaman bu vefayı gösterdi; her vesileyle, İmam Hamanei ile, Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ve diğer yetkililerle görüşmeleri sırasında, yaptığı basın açıklamalarında ve konuşmalarında şükran ve minnettarlığını her zaman dile getirdi. Zira kendisinin de vurguladığı gibi “Vefa duygusuna sahip olanlar, vefa göstermesi gerekenlere her zaman vefalı olurlar” Yani eğer bir insanın içinde böyle bir duygu var ise veya bu melekesini yitirmemişse ya da kadirşinaslığın ne denli ahlaki bir erdem olduğu hakikatinden gafil değilse…

İran İslam Cumhuriyeti"nin "Filistin davası"na verdiği desteğın manevi bir destekten öte ne anlama geldiğini en iyi bilen Halid Meşal gibilerdi kuşkusuz. Canı yananlar da, silah elde direnenler de onlardı öncelikle. Namluya sürülen merminin, ateşlenen füzenin, patlatılan bombanın, fırlatılan roketin anlamını herkesten önce direnişçiler anlardı kuşkusuz. Bugün maslahata uygun olmadığı için bazı şeyler konuşulmuyor; ama bir gün gelip de buzdağının altı herkese ayan olduğunda, o zaman Halid Meşal'in sözünü ettiği "vefa"nın nedenleri çok iyi farkedilmiş olacak...!

Kısacası Galloway hepimize öncelikle büyük bir ders verdi: vefayı ve kadirşinaslığı anlattı... Çok şeyler öğretti gitti...

Artık bundan sonra “vefa” ve “kadirşinaslık”ın ne anlama geldiğini ne hocalardan ne de “dava adamı” görünümlü ve de "Filistin savunucu"su vefasızlardan öğrenmeyeceğiz… Varsın bu vefasızlığın dayanılmaz hafifliği etrafta ese dursun, Galloway gibi insanlar var oldukça "vefa" da ilelebet var olacaktır…

Şimdilik iç çekerek yazımıza burada son verirken, birkaç gün sonra “Aşura” dolayısıyla yazacağımız yazıda içimizi hepten dökeceğiz, bunun zamanı geldi çünkü…

nureddin@velfecr.com

Bu yazı toplam 3063 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim