• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Ankara 10 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Konya 11 °C
  • Antalya 18 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Erzurum 6 °C
  • İzmir 16 °C
  • Rize 17 °C

Fikrin Terörü Olur mu?

Ahmet Varol

Fikir, düşünce insanın zihninde oluşan kabul ve retlerdir. Bunlara dışarıdan müdahale, kabul ve retleri belirlemek için icbar ve ilzam mümkün değildir. Allah insanı düşünce ve inanç yönünden tamamen özgür yaratmış, ama ona doğruları seçmesi konusunda yol göstermiştir. O yüzden Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:  “Biz ona yolu gösterdik; artık ya şükredici olur, ya da nankör.” (İnsan, 76/3) Bundan dolayı düşüncenin dile getirilmesinden önceki aşamasına kuvvet kullanımı, icbar yoluyla müdahale mümkün değildir. Bu ancak ikna yoluyla ve telkin edilenlerin doğruluğunu belgelemeye yarayacak delillerin, dayanakların ortaya konmasıyla mümkün olabilir. 

Fakat düşüncenin başkalarına aktarılmasını engellemek için kuvvetin devreye sokulması mümkündür. Ama tabii ki bir şeyin mümkün olmasıyla doğru olması farklıdır. 

Normalde insanların bilgilendirilmeleri ve doğruya ulaşmada yollarını açacak seçeneklerin önlerine konabilmesi için başkalarına haksızlık içermeyen düşüncelerin ifade edilebilmesi adaletin güvence altına alması gereken bir özgürlük ve haktır. Eğer hukuk sistemi bunun tersini yapıyorsa adaleti icra ediyor olamaz. Çünkü adaletin görevi hakları korumak haksızlıkların önüne geçmektir. 

Bazı siyasi sistemlerde, hâkim sistemlerin onaylamadığı düşüncelerin ifade edilmesi ve benimsetilmesi için çalışma yapılması yasaklanmıştır. Ama başkalarına haksızlık ve toplum düzenini bozma amacı taşımayan düşüncelerin tanıtılmasının engellenmesi adaletin ilkesine aykırıdır. 

Terör kavramı bugün istismara çok açık hale getirilmiş ve asıl anlamının çok dışına çekilmiş olsa da kavram olarak haksızlığı kabul ettirme amaçlı şiddet ve tehdit içeren fiil için kullanılır. Dolayısıyla düşüncenin ifadesi, dile getirilmesi, başkalarına aktarılması ve doğruluğunun ispatı için dayanaklar ortaya konması terör değildir. Terör niteliği kazanması için şiddet ve tehdit içeren fiille irtibatlandırılması gerekir. 

Şiddete başvurmadığı kesin olan bir siyasi örgütün terörle itham edilmesi hukukun mantığına aykırıdır. Çünkü böyle bir ithamda terör kavramı yanlış tanımlanmaktadır. Böyle yapılmasına ihtiyaç duyulması da ancak ithamı haklı çıkaracak fiile rastlanmamasından ileri gelebilir. 

Fikrin kendisi veya ifade edilmesi tek başına şiddet içermeyeceğinden, şiddet içeren bir fiille irtibatlandırılamayan düşüncenin mahkûm edilmesi aslında yargıyı asıl şiddet ve terör karşısında zayıf düşürür. Çünkü haksızlığa yönelen yargı haksızlığın önüne geçme konusunda güvenilirliğini zayıflatmış olur. Şiddete temayülleri olanların da yargının bu zaaf noktasını çok iyi değerlendirdiklerini, sırf düşüncelerinden dolayı mahkûm edilenlere yapılan baskıyla kendilerine yönelik engellemeleri aynı kategoriye koyduklarını ve bu yolla baskın çıkmaya çalıştıklarını gözlemlemek mümkündür. O yüzden toplum huzurunu ve güvenliği tehdit eden şiddet karşısında yargının güçlü kalabilmesi için şiddet içeren eylemlerle irtibatlandırılamayan  düşüncelerin ifade edilmesi konusundaki özgürlüklere dokunmaması, o özgürlük alanını güvence altında tutmaya çalışması gerekir. 

Hizbu’t-tahrir adlı siyasi hareketin ileri gelenleri şiddete başvurmamalarına rağmen sadece benimsedikleri düşünceleri başkalarına da anlatmaya çalışmalarından dolayı mahkûm ediliyor ve bazen ağır cezalara çarptırılıyorlar. Hareketin şiddete başvurmadığını ortaya koyan bilgiler mensupları hakkında açılan dava dosyalarında da mevcuttur. O yüzden hareket hakkında “silahsız terör örgütü” tanımlaması yapılıyor. Böyle bir tanımlama kendi içinde çelişki oluşturur ve suçlamaların tutarsızlığını ortaya koyar. Bu tür tanımlamaya ihtiyaç duyulması ise belki Türkiye’de artık toplum düzenini tehdit etmeyen düşüncelerin yayılması, başkalarına anlatılması önündeki yasakların büyük ölçüde kaldırılmış olmasından kaynaklanıyor olabilir. 

Hareketin düşüncelerini başkalarına aktarma ve kabul ettirme amaçlı çalışmalarında zorlama ve tehdit yöntemlerine başvurduğunu iddia etmeyi haklı kılacak bir delil ortaya konması da mümkün olmadığına göre hakkında “terör örgütü” tanımlamasının tamamen zorlama ve kavramı anlamı dışına çekme olduğu ortadadır. Dolayısıyla böyle bir zorlama ve yanlış tanımlama ile yapılan itham bu örgütten önce hukuka haksızlıktır.

yeniakit

Bu yazı toplam 347 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim