• BIST 97.713
  • Altın 143,932
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • Ankara 12 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Konya 9 °C
  • Antalya 16 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Erzurum 5 °C
  • İzmir 13 °C
  • Rize 11 °C

Fasığın Her Haberi Batıl mıdır?

İbrahim Küçük

 

 

Kur"an"ın kastettiği manaya aykırı mana vererek görüşlerin, fikirlerin, fillerin yine Kur"an"a dayandırılarak icra edilme oranın en çok boy gösterdiği bir coğrafyada ve asırda yaşıyoruz. Bu illetin en başlıca sebebi; bilgi zannede geldiğimiz verileri, ayet, hadis veya fıkhi hüküm ve ibareleri birincil kaynaktan değil de sloganik el kitaplarından veya ders kürsilerinden değil de vaaz kürsülerinden elde etmiş olmaklığımızdandır. Zira tez, iddia, fikir, sunum sahibi bir aydın, kalem sahibi, vaiz o an fikirlerini, sunumunu, vaazını daha etkili ve delilli sunma adına dolaylı yollardan konusuyla ilintili ayet, hadis, fıkhi hüküm gibi verilere göndermeler yaparak işini icra ederken, okuyucu, dinleyici insanlarda o anki konu açısıyla öğrendikleri tefsir, şerh, fetva gibi verileri belleklerine kaydederler. Sonrasında bu mesned-konu ilişkili veri, alakalı alakasız her konuda dayanak olarak kullanılmaya başlar. Oysa bellekteki herhangi bir ayetin tefsiri, nüzul sebebi, varsa ahkam tefsirine muracat edilse ya da bellekteki bir Hadisi-i şerif"in vurud (söyleniş) sebebi, varsa nebevi şerhi veya o hadis ile ilgili fakih sahabi ve tabiinin şerhleri bilinmeye yönelik gayretler edilse bilgilerimizi daha maksadına uygun kullanarak istikamet ve hidayet yönünde daha esaslı adımlar atarız. Aynı zamanda “aydın saptırmaları"nın da önüne geçmiş oluruz.

Verileri maksada uygun işletmemenin diğer bir sebebi ise; suikast esaslıdır. Hiç de masum olmayan bu illet sahibi ayet, hadis, fetva gibi istikamet belirleyici verileri kendi ideolojisi doğrultusunda kısmen ya da küllen saptırarak anlamaya veya anlaşılmasını sağlamaya yönelik adımlar atar. Bu bazen müşrikler eliyle olduğu gibi bazen de heyecanı ve benimsediği mezhebi, ideolojisi imanına galebe çalmaya başlamış henüz akaidi sınırların dışına çıkmamış ama imanını riske sokmaya başlamış mü"min denilebilecek taife eliyle de olabilir.

Yukarıdaki kısa izahtan sonra yazı başlığındaki derdimize gelecek olursak; günümüz şartlarında en küçük bir gündem uyarısının peşi sırasında gelen “Fasığın haberine itibar edilmez”  ayet dayanaklı itiraz cevabı şöhret derecesini çoktan geçmiştir. Delil olarak sunulan mâlum Ayet-i Kerim"e “  Ey iman edenler! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da sonra yaptığınızdan pişman olursunuz.”(Hucurat-6) dır.

Ayet"te geçen "nebe" ibaresi her nekadar da haber olarak tercüme edilse de haber ifadesi "nebe" ibaresini tam olarak meallendirememiştir."Nebe", gündelik olağan haber veya bilginin üstünde, doğruluğu ya da yanlışlığı önemli bir netice değişikliğine sebebiyet verecek olan haberdir. Hal böyle olunca "nebe" ağırlığındaki bir haber alelade kabul edilecek veya hemencecik reddedilecek bir haber olmayıp haberi getirenle paralel olarak neticesi önem arz ettiği için tahkik edilmesi gereken önemli bir haberdir. Ulema nebe ağırlığında olmayan haberlerde tahkikin şart olmayacağını belirtir. Misal; misafirliğe giden birine, kapıyı açanın “buyurun” demesini “buyurun” diyenin gerçekte ev sahibi olup olmadığını tahkik etmenin vacib olmayacağıdır.

Konuyla ilgili güncel sıkıntımıza gelince; İslâm üzerinde ve İslâmi guruplar üzerinde gerek küresel gerekse bölgesel entrikaların hızla döndüğü sancılı bir dönemde yaşıyoruz. Küresel ve bölgesel derin eller kan dökerek ve entrikalar çevirerek kendi iktidarlarının devamını sürdürmek isterken biliyoruz ki en çok İslâm ve müslümanlar üzerinden bu hilelerini icra ediyorlar. Fasık medya bazen haber türünde bazen de nebe türünde bilgilerle kamuoyunu bilgilendirme adı altında yönlendiriyor. Bu durumda entrikaya kurban olmuş veya samimi ve istikametli olunduğu halde entrikaya kurban gidilmişlik ithamı mü"minler arasında derin yaralara sebebiyet vermektedir. Çevrilen entrikalardan her haberdar edilişte “fasığın haberi” diyerek kulak tıkamak ya da birilerinin sırf o İslâmi gruptan olmadığı için o grup aleyhine verilen her haberi entrikaya kurban gitmişlik olarak görmesi hem fasık ve zorbaların ekmeğine yağ sürmekte hem de mü"minler arasında fitneye sebebiyet vermektedir. Bu çamurlu çukurdan çıkabilmek için birçok şey lazım olsa da en elzemi Hucurat-6 ayetini iyi okumak, doğru anlamak ve neticesi önem arz eden nebe konumundaki haberleri gereği gibi tahkik etmektir. Nebe, bir diğer manayla; neticesi birilerinin aleyhine, birilerinin lehine sonuçlanacak kıymetli haberdir. Bu durumda fasıklar eliyle bize ulaşan haberleri kimin lehine olur sorgusu ile tahkik etmemiz taşı gediğine oturtma bağlamında daha isabetli neticeye ulaşmamıza vesile olacaktır. Zira bazen haberi sunan fasığın asıl istediği; haberin yalanlanıp reddedilerek dikkate alınmamasıdır.

Yukarıda ifade ettiklerimize binaen kendimize doğru bir bakış açısı ve neticeye varış yolu için Hucurat-6 Ayet"i gölgesine varmadan aşağıdaki sorgu ve zaviyeleri başta tutmak tavsiyemizdir.

Ey iman edenler! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da sonra yaptığınızdan pişman olursunuz.”(Hucurat-6)

1-      Fasık, adil"in zıddı olup, müşrik içinde mü"min içinde kullanılabilir bir ifadedir.

2-      Ayet-i Kerime"de “fasığın haberini tahkik edin” denildiği halde mü"minler üzerinde çevrilen bir entrikayı deşifre edici bir bilgi aktarıldığında haberi tahkik edip esaslı neticeye varmak yerine aidiyet psikolojisi ile savunmaya geçip “fasığın haberine itibar edilmez” ifadesiyle hareket ederek yanlış tutumu Kur"an"la mesnedlendirmek ne kadar istikametlidir?

3-      Fasığın haberi diye tahkik etmeyip elimizin tersiyle ittiğimiz bir “nebe” mü"minlerin entrikaya kurban edilişinin devamiyetine katkı sağlıyorsa, derin ellere farkında olmadan hizmet ediyorsa bu ehl-i imana mesuliyet yüklemez mi?

4-      Derin ellere hizmet etmeyen bir gruba ait olmuşluğumuz gelen her haberi “fasığın haberi illa yalan olcak diye bir kaide yok” diyerek geleni sepete koymanın da ayrı bir sorumluluk olduğunu düşünmek zorunda değil miyiz?

5-      Küresel Firavunun haber yayıcıları “falan eylemi falan örgüt yaptı” dediğinde sırf o örgüte sempati beslediği için mevcut haberi “fasığın haberi” statüsünde değerlendirmeyen mü"min aynı örgütün aslında sanal bir örgüt olduğunu da belgelemeye çalışan bir araştırma haberini de “fasığın haberi” diyerek dikkate almadığında kendi içerisinde çelişkiye düşmüş olmaz mı?

6-      Kesin neticeden endişe duyup, mevcudun üzerine bina edilen tezler, fikirler göçecek korkusu ile ha bire reddeden konumunda olmak yerine mü"min de kandırılabileceği aldatılabileceği hadisler ile sabitken aklı selim bir mü"min olarak “kandırılmış, kullanılmış olabilirim” diyerek arada kişinin kendi konumunu muhasebe etmesi gerekmez mi? Kandırılmışlık, kullanılmışlık asla samimiyetsizlik yada nifak alameti olamayacağı halde yanlışta ısrar etmek entrikacıların ekmeğine yağ sürmeye devam edilebilme ihtimali olan konumda kalmak asıl yanlış duruş noktası değil midir?

Netice olarak mü"minler farklı düşünseler de, farklı yerlere kendilerini atfetseler de zalim kâfirler tüm mü"minleri aynı çuvala tıkıp denize atmak istemektedirler. Kardeş olduğumuzu unutmadan yanılabileceğimizi, yanıltılabileceğimizi bilerek yanılmışları suçlamadan yanılmamışları büyüklemeden saflarımızı sık ve kavi tutmamızın ilahi bir sevgi sebebi ve istek olduğunu idrak etmeliyiz.

 

Vuslat Dergisi

Bu yazı toplam 18968 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim