• BIST 109.050
  • Altın 153,876
  • Dolar 3,8375
  • Euro 4,5051
  • Ankara 0 °C
  • İstanbul 13 °C
  • Konya 1 °C
  • Antalya 8 °C
  • Diyarbakır 0 °C
  • Erzurum -15 °C
  • İzmir 6 °C
  • Rize 3 °C

Evet, ‘muqatele’, ‘büyük felâket /meds yeghern’ idi..

Selâhaddin Çakırgil

Evet, "Büyük Felaket" çok doğru..  Değil miydi, yoksa?

Ama, bu sözün muhtevası, bir felaketin büyüklüğünü mü anlatıyor; yoksa, özel bir facianın yalnız belli bir tarafını mı büyük felaket olarak görüyor?

Amerikan Başkanı Barack Hussein Obama, 1915 Hadiseleri"nin bir vechesini, bir cihetini, bir tarafını "Büyük Felaket" olarak niteledi ve tartışmalar bu tarif ve niteleme üzerinde şiddetlenerek sürüyor..

Halbuki, o hadiselerin  ve o savaşın tamamı, bir "Büyük Felaket"  idi..

Problem de esasen tablonun tamamını görmeyip, sadece bir parçası üzerindeki hüzün verici  görüntüler üzerine "Vah-Vah.." diyerek gidilmesinden kaynaklanıyor..

Üstelik, o kadar taraflı ki, ermenileri okşamak için, "Büyük Felaket" nitelemesini ermenice olarak telaffuz ediyor: "Meds Yeghern!"

Eğer, ermenilerin acılarını da sahiblenmek ise, evet, biz de bu ermenice deyimi telaffuz ediyoruz, işte.. Ama, o acının bir başka tarafını görmeden, o facianın ortaya durup dururken çıktığını düşünecek kadar konu hakkında bilgisiz veya ilgisiz konuşulursa, bir yaraya merhem mi sürülecektir veya tersine, yaraya tuz mu basılmış olacaktır?

*

Obama, henüz aday adaylığı günlerinde, ermeni lobisinin desteğini kazanmak için, onların hoşuna gidecek sözler edip, "Başkan seçilirse, ermeni soykırımını tanıyacağını" taahhüd ettiği 1 yıl öncesi bugünlerde, Tayyîb Erdoğan, seçim atmosferinde söylenen "bu gibi sözlerin , ilerde sahiblerini sıkıntıya sokacağını" hatırlatıyordu..

Ve Obama, Amerikan Başkanı seçildi..  Ve Kanada"ya yaptığı ilk resmî geziden sonra, ikinci resmî dışgezisini Türkiye"ye yaptığında, henüz başkanlığının 75. günündeydi.. Bu da, onun Türkiye sevgisinden değil, dünya siyasetinin kilit noktalarından olan Ortadoğu"da düzenleme yapmak isteyenlerin Türkiye"nin jeo-politik ve stratejik önemini kavramaları gerektiğini anlamış olmasından kaynaklanıyordu.. Ayrıca, geçen yıl, Başkan adaylığı günlerinde 24 Nisan"ı "ermeni soykırımı günü" olarak tanıyacağına dair sözlerini nasıl yerine getirebileceğinin hesabını da yapmak istiyordu, herhalde..

Ve, Obama, Türkiye Meclisi"nde bu konuya değinirken, görüşlerinin bilindiğini, kayıd altında olduğunu, değişmediğini hatırlatmak ihtiyacı duydu.. Ama, Türkiye"nin geçmişiyle yüzleşmekten kaçınmamasını hatırlatıyor ve de Türkiye- Ermenistan ihtilafının giderilmesi yolundaki çabalara destek verilmesi gereğini de dile getiriyordu..

Obama, bu arada muhatablarının gönlünü kazanmak için küçük atraksiyonlar yapmaktan da geri durmuyor ve onlarla gönül bağı kurabilmek için, muhatablarına kendi dilleriyle hitab etmenin getirilerini unutmuyordu.. Bunun içindir ki, Türkiye Meclisi"nde yaptığı konuşmada,

"Bana Türkiye"ye mesaj vermek için mi gidiyorsun, diye soruyorlar.." dedikten sonra, türkçe olarak "EVET!" demiş ve sözlerine, "Yes!"  diye devamla yine ingilizce sürdürmüş ve büyük alkış toplamıştı..

Bu 24 Nisan günü, Obama"nın "soykırım" sözünu kullanıp kullanmıyacağı merak ediliyordu.. Onun, bir yıl önceki sözlerini düşünerek ve Türkiye ve Ermenistan arasındaki görüşmelerin olumsuz yönde etkilememeye de çalışarak, kendine göre bir orta yol izlemeyi planladığı anlaşılıyor..

Ama, bu konuda taraf olduğunu yine de göstermeliydi.. İşte bunun için de, konuşmasının içine de  ermenice bir-iki kelime yerleştirmek taktiğinin getirilerini gözardı etmedi..

Ermenilerin "Meds Yeghern" (Büyük Felâket) diye nitelediği 1915 hadiselerine değinirken, Meds Yeghern"i aynen telaffuz etti; o hadiselerin "korkunç" olduğundan, "ermenilerin katledildiği"nden ve "ölüme yürüyüşleri"nden sözetti.. Ama, Obama, 1915"te, Birinci Dünya Savaşı"nın ortasında aynı hadiseler içinde, yüzbinlerce, milyonlarca müslümanın da can verdiğini hatırlamadı, bile..

Halbuki, hristiyan ermenilerle, Anadolu"daki müslümanlar, miladî-1060"lardan 1860"lara, 800 yıl boyunca, birbirlerine -diğer gayrimuslim unsurlara nisbetle- oldukça yakın ve güven ilişkisi içinde birlikte yaşamışlar ve hattâ bunun için, ermeniler, "qavm-i sâdıq" ve "qavm-i necîb"  (sadâkatli ve asîl kavim) diye bile nitelendirilmişlerdi..

Ama, bu durum, hele de Osmanlı"nın dağılma sürecine girdiği zehabına kapılan bazı ermenilerin silahlı mücadelelerle, bir "ermeni vatanı" (Hayistan) oluşturmak yolunda ve bilhassa Rusya ve Fransa gibi ülkelerce desteklenen Daşnaksutyun (yurtseverler)  ve Hinçak (Çan Sesi) silahlı ve kanlı mücadelele örgütlerinin estirdiği havanın etkisiyle, bir anda, yepyeni bir boyut kazandı.. Bu gibi ayrılıkçı faaliyetlere karşı olan ermeniler de sonunda, aynı kefeye konulup, toptan düşman sayılır duruma düşüldü..

Unutmayalım ki, bu gibi ayrılıkçı terör örgütlerinin mücadeleleri, Rus orduları Kafkaslar"da en hassas stratejik yerlerden, bu gibi ermeni şövenisti teşkilatların fedaîlerinin  yolgöstericiliğinde ilerlemişti.. Ve hattâ, İstanbul"daki Ermeni Patriki Nersesyan"ın da, yine o savaş sırasında, Balkanlar üzerinden ilerleyen ve taa Yeşilköy"e kadar dayanan Rus ordularını istikbale koştuğunu, Rus Başkomutanına bağlılıklarını ve hizmete hazır olduklarını bildirdiğini hatırlamadan, konunun hangi boyutlara geldiği nasıl anlaşılabilir?

Artık, ülkenin çeşitli yerlerinde kanlı ayaklanma teşebbüsleri giderek yaygınlık kazanıyordu.. Buna,  (zamanın Merkez Bankası konumundaki) Osmanlı Bankası soygunu ve hattâ Yıldız Câmii"nde Sultan Abdulhamid"e bombalı suikasd düzenlenmesini de ekleyebiliriz..

"Birinci Dünya Savaşı" patlak verdiğinde ise, Rus Orduları Kafkaslar"dan yine ilerlerken, 35 sene öncelerdeki "93 Harbi"nde yaşanan hıyanetlerin tekrar yaşanmaması için bir tedbir mahiyetinde olarak, önce Doğu Anadolu"daki ve sonra da, İstanbul hariç, bütün ülkedeki halk kitlelerinin tepkisinin kendilerine yönelmesinin önüne geçmek üzere, bütün ermenilerin ülkenin Suriye -Lübnan gibi uzak semtlerine "tehcir" / zorla göç ettirilmesi planının ortaya çıkardığı büyük facia.. Buna, "İttihad-Terakkî hükûmetleri"nin türkçü ütopyayla işledikleri hataları da ekleyebiliriz..

Ve tek taraflı bir katliâm"dan ziyade, resmî devlet güçlerinden çok,  müslüman halk kesimleriyle hristiyan ermeni kitleleri arasında, (ki Anadolu"da ermeniler, yaklaşık olarak, nüfusun onda birini oluşturuyorlardı..) bir "muqatele" (karşılıklı öldürüşme)"ye varan ve yaygın kanlı hadiseler..

Devlet"in iyice güçsüzleştiği öyle bir topyekûn savaş ânında, birbirine düşman haline getirilen ermenilerle müslüman halk kesimlerinin birbirlerini boğazlamalarında tek taraflı bir yargılama, nasıl sağlıklı olabilir?

Ve bunları Obama"nın anlamasını nasıl bekliyebiliriz?

Şu hususu da hatırlayalım ki, Hitler"in yahudilere "toplama kampı" uygulamasının, sonunda bir faciaya dönüşmesi örneği sıkça hatırlanır da, B. Amerika"nın da, 2. Dünya Savaşı sırasında, 200 yıldan beri Amerika"da yaşayan ve çekik gözlü olmaktan başka japonlar ve Japonya"ya hiç bir bağı kalmamış olan japon asıllı Amerikan vatandaşlarından yüzbinlercesini  Japonya"yla işbirliği yapabilirler korkusuyla toplama kamplarında onyıllar boyu tuttuğu pek hatırlanmaz..

 

TARİHİ, TARİHÇİLER Mİ TARTIŞMALI?

Evet, Obama bu konuları hem bilgisizlik, hem de ilgisizlik cihetinden bilemez.. O, sadece B. Amerika"da oldukça  etkili "ermeni diasporası"nın propagandalarından zihninde şekillenenlere göre bilmek durumundadır.. Ki, Obama, şimdi 1,5 milyon ermeninin katliâma uğradığından sözetmekte; soykırım demese de..  Halbuki, Obama 5-6 yaşlarındayken, Ermeniler1965"de, 1915 Hadiseleri"nin 50"nci yılını dünya çapında anıyorlar ve o zaman, ölenlerin sayısının sadece 500 bin olarak telaffuz ediyorlardı.. Şimdi ise, ölüler de çoğaltılıyor ve 1,5 milyona ulaştırılmış bulunuyor, o rakam..

Bu arada, Obama"nın açıklamasından Amerika"daki ermeni diasporası, pek memnun olmuş değil.. Çünkü, Obama, "Jenosid / soykırım" kelimesini kullanmadı..

Halbuki, onlar o kelimeyi bekliyorlardı.. O kelime telaffuz edilmiş olsaydı, bunun üzerine, uluslararası hukukun bazı imkanlarını zorlayarak, tazminat ve toprak talebi gibi bir takım yaptırımlar merhalesine geçmeyi düşünüyorlardı.. Hatırlayalım ki, Amerikan diplomasisi bu gibi uygulamalar için kapıyı açık tutuyor.. Nitekim, Amerika"nın da imzacıları arasında bulunduğu 1923- Lousanne/ Lozan Andlaşması, Amerikan Kongresi tarafından hâlâ da onanmamıştır..

Şimdi ise, "Meds Yeghern" ile, dudaklarına bir parmak bal sürülmüş gibi bir halet-i ruhiye içindeler..

İşin daha ilginç tarafı, ise, ermeni diasporası bu konuşmadan mennun olmazken, Ermenistan ve Türkiye, bu konuşmanın bir gün öncesinde, yani, Obama"nın ölçüsüz bir söz söylememesi için, birçok konularda  prensip anlaşmasına vardıklarını açıklıyorlar ve bu da Amerika"daki Ermeni Diasporası"nı kızdırıyordu.. Ancak, büyük ekonomik sıkıntılar içinde olan ve ülkeden kaçanların hergün daha bir artmasıyla, nüfusu giderek eriyen ve Türkiye"yle ilişkilerin düzelmesine umut bağlayan 3 milyonluk Ermenistan, kendi geleceklerinin diaspora tarafından esir alındığını söylerken; Türkiye de Azerbaycan tarafından benzer bir kuşatma altında tutulmak isteniyor ve başta Karabağ olmak üzere, ülkesinin yüzde 25"ini 16 yıldır ermeni işgalinden kurtaramıyan ve bu yolda tek bir mermi bile sıkmamış olan Azerbaycan yönetimi, Türkiye"yi, içerdeki türkçü unsurları tahrik ile, sıkboğaz etmeye çalışıyor..

Bu durumda, Obama"nın "jenosid" terimini söylemesinin engellenebilmesi, yine de bir kazanç olarak değerlendirilebiliyor, Türkiye"deki bazı çevrelerde.. Obama ise, gönlünün kimden yana olduğunu, yalnızca kimlerini mazlûmiyetini, acısını görmeye niyetli olduğunu, ama,  diplomasinin imkanları içinde ancak bu kadarca konuşabildiğini hissettirdi, ermenilere..

Obama"nın bu yaklaşımı, Abdullah Gül tarafından ihtiyatlı bir sertlikle karşılanıyordu.. Gül, bu arada, "1915 değerlendirilirken, türklerin, müslümanların verdiği ağır kayıpların da görülmesi" gerektiğine işaret ediyordu.. Ancak, Gül, burada "türkler"den söz edince, müslüman olan ve türk olmayan öteki kavimlerin verdiği ağır kayıpları da, kavim ismi vererek zikretmeliydi, ya da, sadece türklerden sözetmemeliydi.. Çünkü, o zaman, Osmanlı vatandaşları"nın kavim isimlerine göre bir tarifi sözkonusu değildi..

Ayrıca, bu konuda son zamanlarda Türkiye"deki bazı resmî veya yarı resmî çevrelerin,  "ermeniler öldürüldüyse  onları kürdler öldürmüştür, türkler asla katliâm yapmaz..." şeklindeki  hamâsî  türkçü söylemlerini hatırlatırsak, Gül"den beklenen hassasiyetin mahiyeti daha iyi anlaşılabilir..

Obama"nın sözlerine karşı, Tayyîb Erdoğan"ın sözleri ise,  geliştirdiği, görüşlerini muhatablarına net olarak belirtmek şeklinde geliştirmeye çalıştığı yeni diplomasi diline uygundu ve beklendiği üzere, sert idi.. Hattâ o kadar ki, muhalefet liderleri Baykal ve Bahçeli"nin sözleri bile, onun sözlerinden daha temkinli idi..

Erdoğan, "Siyasetçilerin görevi geçmişi ön yargılarla yargılamak değil, geleceği barış üzerine kurmaktır. Biz, kin ve nefret tohumları ekmek isteyenlere karşı barış ve sevgi fidanlarını yeşertmeye çalıştık.. (...) Ancak ısrarla ve inatla konunun istismar edilmesinde 1915 olayları üzerinden birçok siyasetçinin oy kazanma yarışına girmesinden büyük üzüntü duyduğumuzu da tekrar ifade etmek istiyorum. (...) Tarihin tarihçilere bırakılmasını tekrar arzu ettiğimizi ifade etmek istiyorum. Konuyla ilgisi olmayan ülkelerin durumdan vazife çıkarmaktan vazgeçmesi ilişkilerin normalleşmesini sağlayacak, tarihi aydınlığa kavuşturacağı gibi barışa da zemin hazırlayacaktır. (...) Dolayısıyla yapılan açıklamayı asla bizleri tatmin eden bir açıklama olarak görmüyoruz. Bunu bu şekilde de kabul etmiyoruz. Ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki bu açıklama sadece seçim meydanlarında verilmiş sözün adete yerine getirilmesi anlamında bir denge niteliği taşıyan bir açıklamadır. Biz her türlü ifadenin, söylemin adaletle yapılmasından yanayız. Yoksa basit bir seçim çıkarını sağlama ve yahut oyu garantiye alınmasından yana değiliz. Ve Türkiye bu noktada el bebek gül bebek okşanacak veya aldatılacak bir ülke de değildir." derken, haksız değildi..

Ancaak, tarihin, tarihçilere bırakılması şeklindeki tez"in doğruluğu tartışılmalıdır..

Tarihçiler, geçmişten kalan belgelere bakarlar ve onların gerçekleri ne kadar yansıttığı bir ayrı konudur ve keza, tarihi güçlülerin yazdırdığı; yenilenlerin tarihinin ise, gizli tarih olarak, ayrı bir kanaldan kendi seyrini izlediği gerçeği de unutulmamalıdır..

Haksöz

Bu yazı toplam 1953 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim