• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Ankara 31 °C
  • İstanbul 31 °C
  • Konya 31 °C
  • Antalya 32 °C
  • Diyarbakır 39 °C
  • Erzurum 29 °C
  • İzmir 37 °C
  • Rize 29 °C

Esed kan dökmeyi durdurmadı

Ahmet Varol

Malum olduğu üzere Cuma günleri Arap dünyasındaki diktatörlere, zalimlere, tağutlara karşı başlatılan halk direnişinde eylem motorlarına yakıt verme günleri olarak değerlendirildi. Bu açıdan Cuma'nın Arap baharı olarak adlandırılan kitlesel başkaldırı hareketinde özel yeri ve anlamı var. Her Cuma'ya ayrı bir isim verilerek kitlesel başkaldırı hareketine her hafta yeni bir enerji ve güç kazandırıldı. Bundan dolayı camiler aktivite ve eylemlerin hareket noktası olarak değerlendiriliyor.

Suriye'deki Baas rejimi de cami ve Cuma'nın fonksiyonunu gördüğü için camileri sürekli murakabe altında tutuyor, Cuma günleri ve bilhassa Cuma namazı öncesi ve sonrasında çok sıkı kuşatmaya alıyor.

Suriye direnişi, düne yani 4 Kasım 2011 Cuma'ya da "Cumu'atu Allahu Ekber ala Kulli men Tağa ve Tecebber" yani "Allah Taşkınlık Eden ve Büyüklenip İleri Giden Herkesten Yücedir Cuması" adını verdi. Kısaca "Allahu Ekber Cuması" dendi.

Dünkü Cuma'nın ayrı bir önemi daha vardı. Suriye'deki Baas diktasının Arap Birliği'nin sunduğu çözüm formülünü kabul etmesinden sonraki ilk sivil gösterilerin düzenleneceği Cuma'ydı. O yüzden Baas diktası kabul ettiği formüle ne kadar bağlı kaldığı konusunda ilk sınavdan geçiyordu ve bu sınav onun samimiyetini, inandırıcılığını gözler önüne serecekti.

Ondan dolayı biz de dünkü yazımızda "Suriye'de Sınav Cuması" başlığını kullanmıştık. Sınav Cuması derken kastımız hakim sistem açısından rolü ve anlamıydı. Yani direnişin düzenleyeceği gösteriler ve eylem açısından "Allahu Ekber Cuması", hâkim sistemin kabul ettiği anlaşmaya bağlılığını ortaya koyması açısından da bir sınav Cumasıydı.

Suriye'deki direniş özgürlüğünü elde edinceye ve totaliter dikta yönetimini dize getirinceye kadar kararlı bir şekilde ama silahla değil sivil mücadeleyle yoluna devamdan vazgeçmeyeceğini gösterdi. Dikta rejiminin sözünde durmayarak bir gün önceki Perşembe, Humus'ta 20 kişiyi katletmesine, değişik şehirlerde tutuklamalar yapmasına, Cuma namazı öncesi baskınlar düzenleyerek cinayetler gerçekleştirmesine ve camileri tanklarla kuşatmasına rağmen halk büyük kalabalıklarla Cuma namazı sonrası meydanlara döküldü. Allahu Ekber diye haykırdı.

Tağutların bugün insanları vahşice katletseler de bir gün mutlaka kaçacak delik arayacaklarını, belki de lağım fareleri gibi kanalizasyon borularına girmek zorunda kalabileceklerini seslendi. Böylece Allahu Ekber Cumasını kazandı.

Diktatör Esed ise sözünde durmadı. Arap Birliği'nin sunduğu formülü kabul ettiğini iddia etmekle aslında zaman kazanmaya çalıştığını, cinayet ve katliamlarla özgürlük mücadelesini susturma politikasından vazgeçmediğini bir kez daha ortaya koydu. Böylece sınavı kaybetti. Çünkü o özgürlüklerin önünü açması durumunda da sınavı kaybedeceğini, arkasında hiçbir halk desteği olmadığını, dolayısıyla o halka kendi tercihini yapma imkânı vermesi durumunda daha büyük başarısızlık göstereceğini çok iyi biliyor. Ondan dolayı şiddet ve zulümle elindeki tüm gücü kullanarak, arkasındaki destekten son raddesine kadar yararlanarak ayakta kalmak için uğraşıyor.

Arap Birliği'nin sunduğu formülü kabul etmesinin de sadece bir oyun ve taktik olduğu, samimi ve gerçekçi olmadığı bir kez daha açığa çıktı.

Ama öte yandan ordusunun sürekli dağılması sonunu yaklaştırıyor. Şu ana kadar ordudan ayrılanların sayısının on bini geçtiği kesin. Bazıları bu sayının on beş bine kadar ulaştığını söylüyor. Suriye rejimi bu askerlerin Türkiye'den maddi destek aldıkları için kaçtıklarını ileri sürüyor. Ama kaçanlar kesinlikle bu sebeple değil vicdanları kendilerine emredileni yapmaya müsaade etmediği için kaçtıklarını söylüyor ve sayının sürekli artacağını dile getiriyorlar. Kaçanların içinde özel birliklerden istihbarata kadar ordunun en önemli birimlerinden elemanlar var.

Başarabilenler silahlarını yanlarında götürüyor ve Özgür Suriye Ordusu çatısı altında gerilla savaşı verenler onlar. Kitlesel halk direnişi içinde yer alanlar kesinlikle silahlı çatışmaya girmiş değiller.

Ama öldürülen askerlerin hepsi çatışmalarda öldürülmüş değil. Bazıları da kaçmaya çalışırken arkadan vurularak öldürülüyor. Baas rejimi onların cenazelerini de kullanıyor ve çatışmalarda öldürülmüş gibi resmi törenlerle gömüyor.


 
akit

Bu yazı toplam 930 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim