• BIST 90.040
  • Altın 146,366
  • Dolar 3,6184
  • Euro 3,9314
  • Ankara 12 °C
  • İstanbul 16 °C
  • Konya 10 °C
  • Antalya 19 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Erzurum 5 °C
  • İzmir 17 °C
  • Rize 12 °C

Emperyalizmin Kavram Sömürüsü

Ahmet Varol

Kavramlar insanların düşünce rotalarını belirleyen işaret levhaları gibidir. Özellikle tartışmadan uzak, iyiliği veya kötülüğü onaylanmış eylemliliği ifade eden kavramların bu doğrultuda etkisi güçlüdür. Toplumun çoğunluğu bu kavramları kabullenmiştir ve değerlendirmesini onların çizdiği çerçeve içinde yapar.

Örneğin “terör” kavramı kesin kötüye delalet eder ve birilerinin onunla irtibatlandırılması “istenmeyen” durumuna sokulmaları için yeterlidir. Belki bu irtibatlandırma ispat edilmemiş ve suçlanan taraf iddiayı reddetmiştir. Ama medya ve siyasi lobiler yoluyla “terör” kavramı üzerinde hâkimiyet kurmuş olanlar, hukuki ispata ve töhmet altına sokulan tarafın kabul veya reddine bakmaksızın birilerini en azından “şüpheli” durumuna sokmak için bu kavramdan yararlanırlar. İşte bu bir kavram sömürüsüdür.
Aynı sömürü iyi içerikli kavramlar için de söz konusudur. Bunların başında da insan hakları, özgürlük ve demokrasi kavramlarını anabiliriz.
Çağdaş emperyalist güçler, karşılarına aldıklarını kötü içerikli kavramlarla töhmet altına alarak yıpratmaya çalışırken, iyi içerikli kavramları da tamamen kendilerine tapuluyorlar. Onun da ötesinde kendilerini bu kavramlarla ilgili notları vermeye, rapor hazırlamaya, karne çıkarmaya yetkili görüyorlar. Oysa işin gerçeğinde onlar bu kavramları tamamen siyasi amaçlarla ve istedikleri yöne çekerek kullanıyorlar. Dolayısıyla kendileriyle ilgili iddialarında çoğu zaman yalancı ve sahtekâr, başkalarına çıkardıkları karnelerde de genellikle haksız ve zalimdirler.
Bazen kavram sömürüsünü siyasi baskı aracı olarak da kullanıyorlar. Örneğin kendilerinin haksız yönlendirmelerini ve hükümlerini dünya kamuoyuna mal etmek için “uluslararası toplum” kavramından yararlanıyorlar. “Uluslararası toplum şunu istiyor, buna karşı çıkıyor, şunu bekliyor, şundan rahatsız” tarzında beyanatlarda bulunuyorlar. Oysa sözünü ettikleri şeyleri isteyenler veya reddedenler tüm dünyaya hükmetme, global diktatörlük kurma çabası içindeki çağdaş sömürgeci güçlerdir. Onlar “uluslararası toplum” kavramını kendi haksız ve zalim taleplerine yahut itirazlarına meşruiyet kazandırmak, kitlesel irade tarafından onaylanmış göstermek amacıyla bu kavramı istismar ediyorlar.
Kavram sömürüsünün ekonomik ve siyasi sömürüden daha tehlikeli sonuçlar doğurduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bu yolla geniş halk kitlelerinin düşünce alanlarına girilmekte, zihniyetleri şekillendirilmekte, bakış açıları yönlendirilmektedir. Haksızlıklara ve zulümlere meşruiyet, yasallık kazandırılırken, haksız bir şekilde töhmet altına sokulanlar kalabalık kitlelerin zihin dünyalarında da mahkûm ediliyorlar. Hatta yapılanın haksızlık olduğunu bilenler bile karşılaşacakları tepki ve aşağılamayı göze alamadıklarından itirazda bulunma cesareti gösteremiyorlar. Örneğin Batı dünyasında Filistin"deki İslâmî hareketin haklı ve meşru bir mücadele içinde olduğunu kabul edenler arasında bunu açık yüreklilikle dile getirebilenlerin, kitlelere taşıma cesareti gösterebilenlerin sayısı çok azdır. Çünkü o toplumlarda gerek siyasi mekanizmanın ve gerekse medya organlarının zihinleri abluka altına alma amacıyla ördüğü duvarlar buna izin vermez. Aynı şey siyonist işgalin zalim ve korsan yapısını kamuoyuna yansıtma cesaretinin gösterilememesi konusunda da geçerlidir. Bu gerçek kavram sömürüsünün nasıl bir medya şiddetine ve düşünce diktatörlüğüne dönüştüğünü ortaya koyması açısından dikkat çekicidir.

Kavram sömürüsü aynı zamanda çağdaş sömürgeci güçlerin insan hakları, özgürlük ve demokrasi konusundaki iddialarında, bütün bu kavramları kendilerine tapulamada ne derece yalancı ve sahtekâr olduklarını da gözler önüne seriyor. Çünkü kavram sömürüsü vasıtasıyla kurdukları saltanat düşünce özgürlüğünün önüne bir bakıma onaylanmış duvarlar örüyor. Onaylanmış duvarlar ise reddedilen duvarlardan tehlikelidir. Çünkü kitleler reddedilen duvarları yıkmak için çaba harcar ve bir gün o duvarlar yıkılır. Ama onaylanmış duvarların yıkılması için bir çaba harcanmaz. Zihinler o duvarları onaylamaya devam ettiği sürece o duvarlar da kalıcı olacaktır. Bu sebeple insanların o duvarları görmesi, düşünce özgürlüklerinin önünün bu setlerle kapatıldığını ve aldatıldıklarını fark etmeleri gerekir.

yeniakit

Bu yazı toplam 611 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim