• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Ankara 11 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Konya 11 °C
  • Antalya 18 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Erzurum 9 °C
  • İzmir 16 °C
  • Rize 14 °C

Direnişte Çeyrek Asır

Ahmet Varol

Yarın yani 14 Aralık 2012 tarihi Filistin İslâmî Direniş Hareketi (Hamas)'ın kuruluşunun resmen ilan edilmesinin yirmi beşinci yıl dönümü.
 

Ancak bu sene kuruluş yıl dönümü kutlamaları iki yönden özel bir anlam taşıdığından etkinlikler yıl dönümü tarihinin gelmesinden epey önce başlatıldı. Birinci özel anlamı siyonist işgale karşı açılan direniş cephesinde bir dönemin tamamlanmasından, geri adım atmadan ve kararlılıkla yürütülen fiili mücadelede çeyrek asrın doldurulmasından ileri geliyordu. İkinci özel anlamı ise siyonist işgalcinin bu hareketin köküne kibrit suyu dökmek amacıyla başlattığı son atağından da büyük bir hüsranla dönmek ve Filistin direnişinin ileri sürdüğü şartları kabul ederek ateşkese razı olmak zorunda kalması vesilesiyle kazanılan zaferden dolayıydı. Bazıları böyle bir ateşkesin Filistin direnişi açısından nasıl zafer olabileceğini anlamak istemediler. Ama başta Hamas'ın Siyasi Birim Başkanı Halid Meşal olmak üzere önde gelen siyasi liderlerinin Gazze halkıyla buluşmak ve kutlama törenlerine katılmak amacıyla Filistin topraklarına girebilmelerinin ateşkesin direnişin talepleri ve şartları doğrultusunda gerçekleştiğini gayet net bir şekilde ortaya koyduğunu görebilirlerse belki zafer kazananın da kimler olduğunu anlayabilirler.

Filistin'de Hamas'ın temelini oluşturan İslâmi örgütlenme tabii yirmi beş yıl önce başlamadı. Bu yapılanma ve örgütlenmenin ilk çekirdeğini aynı zamanda Müslüman Kardeşler cemaatinin kurucusu olan Hasan el-Benna'nın 1948'de siyonist işgal devletinin kuruluşunun ilan edilmesiyle patlak veren savaşta gerilla mücadelesi başlatanlara destek olmaları amacıyla gönderdiği mücahitler oluşturmuştu. Hamas'ın kuruluşunun ilan edildiği sıralarda bazıları kamuoyunu yanıltmak amacıyla bu hareketi bir kopma olarak lanse etmeye çalışmışlardı. Oysa bu hareket kopma değil işgale karşı fiili mücadeleyi yönlendirme, bir cephe mücadelesi başlatma ve organize etme amacıyla yeniden yapılanma niteliği taşıyordu ve cemaatin üst kademesinin muvafakatiyle kurulmuştu. Zaten hemen sonrasında sergilenen tavır ve izlenen siyaset de herhangi bir kopma olmadığını ortaya koyduğu için yanıltma çabaları da amacına ulaşamadı.

Hareketin kuruluşu aynı zamanda siyonist işgale karşı başlatılan intifadayla paralel bir şekilde gerçekleşti. İntifadayı başlatanlar ve hızlı bir şekilde Filistin'in her tarafına yayılmasını sağlayanlar da zaten İslâmî hareket mensupları olduğundan başlatılan fiili mücadelenin organize edilmesi için böyle bir yapılanmaya ihtiyaç vardı.

Hamas'ın intifadayla birlikte kuruluşunu ilan etmesi çok hızlı bir şekilde kitlesel tabana yayılmasını ve temelini iyi oturtmasını sağladı. Gerek intifada hadisesi ve gerekse Hamas adıyla İslâmi hareketin geniş tabanlı kanadını fiili mücadelenin içine çeken bir teşkilatın kuruluş ilanı işgalci siyonistler açısından önemli sürpriz olmuştur. Uluslararası emperyalizmin yönlendirdiği komplo teoricileri bugün olduğu gibi o zaman da iş başındaydı ve Hamas'ın FKÖ'ye karşı ve onun tabanını zayıflatmak amacıyla İsrail tarafından kurdurulduğunu iddia etmişlerdi. Oysa siyonist işgal FKÖ'yü 1967 Batı Yaka işgaliyle, Ürdün'de 1970'te Kral Hüseyin vasıtasıyla gerçekleştirilen Kara Eylül Hareketiyle ve 1982 Lübnan işgaliyle tamamen bölgeden çıkardığı için rahatladığını düşünürken, Hamas direnişi bütün halk tabanına yayan ve işgalciyi her yönden ateş gibi saran yeni bir mücadele başlatmıştı. Üstelik gerek intifadanın patlak vermesi ve gerekse Hamas'ın kuruluş ilanı işgalci açısından tamamen beklenmedik bir şekilde gerçekleşmiştir.

İşgalci siyonist Hamas'ı tasfiye edebilmek için çok farklı yöntemlere başvurdu. Toplu saldırı, sürgün, tutuklama, işkence ve nokta atışlarıyla özellikle lider kadrosunu ortadan kaldırmayı amaçlayan suikastlar bunların başta gelenleriydi. İşgalcinin bütün bu uygulamaları, baskınları ve cinayetleri direnişin azmini, kararlılığını artırmaktan başka bir sonuç doğurmadı. Şeyh Ahmed Yasin şehit edilince Prof. Abdülaziz Rantisi ölümü göze alırcasına hareketin başına geçmekten çekinmedi.
 
Aradan geçen yirmi beş yıl içinde birçok önemli liderinin şehit edilmesine rağmen bugün mücadelesinde çok daha ilerdedir ve ilkelerinden de kesinlikle taviz vermemiştir.

yeniakit

Bu yazı toplam 721 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim