• BIST 107.229
  • Altın 142,587
  • Dolar 3,5512
  • Euro 4,1287
  • Ankara 34 °C
  • İstanbul 34 °C
  • Konya 35 °C
  • Antalya 31 °C
  • Diyarbakır 38 °C
  • Erzurum 29 °C
  • İzmir 36 °C
  • Rize 30 °C

Direniş Yine Kazandı

Ahmet Varol

Siyonist politikacılar dünya kamuoyuna hep zeki ve kurnaz olarak lanse edilir. Özellikle uluslararası siyonizmin dünyadaki ileri gelen politikacıların para ve makama kulluk etmelerinden yararlanarak onları kendilerine köle yapmaları bu iddialara dayanak oluşturuyor. Oysa uzun süredir koma hayatı yaşayan Ariel Şaron'un sadece Hitler gibi gözü kapalı bir ırkçı değil aynı zamanda Kaddafi'den çok daha dengesiz biri olduğu belliydi.
 
Buna rağmen ırkçı söylemleriyle siyonist kalabalığı dolduruşa getirerek bayağı oy toplayıp iktidarı ele geçirmeyi başarmıştı. Oysa ırkçı söylemleri kendisine bir şey kazandırmamış, bütün tehditlerine rağmen 2005'te Gazze'deki tüm yahudi yerleşim merkezlerini boşaltıp aynen Medine yahudilerinin yaptığı gibi lüks köşklerini kendi elleriyle yıkarak kuyruğunu toplayıp çekilmek zorunda kalan o olmuştu. 
Ehud Olmert'in Şaron'a göre daha aklı başında biri olduğu sanılıyordu.
 
Ama Şaron'un ırkçı ve saldırgan söylemlerle oy kazanması onu yanılttı ve siyonist toplumun suyuna giderek oy kazanma taktiği uygulamak amacıyla 2008 sonu saldırısını başlattı. Oysa 2005'te Şaron gibi nazi ruhlu birini Gazze'den çıkaran direniş 2008'de daha tecrübeli ve daha hazırlıklıydı. İşgale karşı yılgınlık göstermeme konusunda da kesin kararlıydı. Olmert başlangıçta siyonist ırkçı kalabalığı dolduruşa getirecek büyük hedefler belirledi. Ama geniş çaplı operasyonun sonu onun için tam bir hüsran oldu. Bu olay onun da birkaç tahtasının eksik olduğunu gösterdi.

Çünkü aklı başında biri delinin izinden gitmez. Özellikle onun izlediği yolda çamura saplandığını görünce!
Netanyahu'nun tahtalarının Olmert'inkine nispetle daha az olduğu zaten belliydi. Mavi Marmara saldırısı sonrasında başına gelenler, gözü dönmüş bir siyonist ırkçı olmasının yanı sıra biraz da tahtalarının eksik olmasından kaynaklandı. Kafadan zoru olmasaydı Mavi Marmara saldırısından sonra başına gelenlerden ders alır, enine boyuna düşünmeden ateşe atlamak yerine üç kere düşünüp bir kere adım atardı.


Şimdi Netanyahu'nun askerî danışmanını görevden aldığı haber veriliyor. Demek ki onun kendisini yanılttığını, mücahitlerin karşı koyma performansı ve direniş psikolojisi hakkında yanlış bilgilendirdiğini düşünüyor. Oysa kafasını çalıştırsaydı bu konuda kendi askerî danışmanına değil bizzat Filistinli mücahitlere danışırdı. İnanıyorum ki mücahitler onu yanıltmaz, doğru bilgi verirlerdi. Çünkü Gazze'nin belini doğrultması için sükûnetin sağlanmasından, ortamın kızıştırılmamasından, tansiyonun yükseltilmemesinden yana idiler.

Netanyahu'nun Ekim'in ikinci haftasında erken seçim kararı almasından hemen sonra Gazze'ye yönelik hava saldırılarını artırmasının ardından yine Mısır'ın ara buluculuğu ile Kurban bayramı günlerinde ateşkesi kabul etmeleri de bu yüzdendi. Yoksa işgalci saldırgan karşısında direniş performanslarına güvenememekten değil. Ama maalesef ateşkesi bozan yine Netanyahu oldu. 
Netanyahu'nun Ahmed el-Ca'beri cinayetiyle kendine büyük hedef seçerek şiddeti zirveye çıkarması üzerine yazdığımız ilk yazıda "işgalci direnişi yıldıramayacak" demiştik.

Niçin böyle düşündüğümüzü de yazıda anlatmaya çalıştık. Gelişmeler Allah'ın izniyle tahmin ve tespitlerimizi doğru çıkardı. 
Siyonist işgalci "Altı Gün Savaşı" olarak da adlandırılan 1967 Haziran Savaşı'nda altı gün gibi kısa sürede, ihanetçilerin yönettiği üç Arap ülkesini bertaraf ederek geniş bir alanı işgal etmişti. Bu onun başarısı değil işbirlikçilerin ikramıydı.

Baas diktatörü Hafız Esed'in de Golan tepelerini o savaşta sunduğunu hatırlatalım. 
Bugün askerî teknoloji ve malzeme yönünden çok daha geniş imkânlara sahip olmasına, katliam ve yıkımda hiçbir sınır tanımamasına rağmen Kasım 2012'de 8 gün süren operasyonun ardından direnişin şartlarını kabul ederek ateşkese razı olmak zorunda kaldı. Şu noktaya özellikle dikkat edelim.

Ateşkes anlaşması kesinlikle işgalcinin şartlarına göre değil direnişin şartlarına göre belirlenmiştir. Düşmanın sınır tanımayan saldırganlığına karşı Filistin halkının korunaklı yerlerinin olmaması sebebiyle kaybı çok olsa da kazanan taraf Filistin direnişi, kaybeden taraf ise siyonist işgalcidir. 
Asıl meydan savaşını, seçimin yaklaştığı şu günlerde siyonist politikacılar arasında seyredin.

yeniakit

Bu yazı toplam 975 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim