• BIST 90.061
  • Altın 144,927
  • Dolar 3,6135
  • Euro 3,9003
  • Ankara 6 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Konya 7 °C
  • Antalya 17 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Erzurum -3 °C
  • İzmir 14 °C
  • Rize 8 °C

Direnen Halk ve Sürünen Devlet

Ahmet Varol

 

Bugünlerde Filistin’in yakın tarihinde vuku bulan iki önemli olayın yıl dönümünü idrak ediyoruz. Biri direnen halkı sürünen bir devlete mahkûm etmek amacıyla başlatılan siyasi oyunun, geriye dönüş hareketinin başlangıç noktasını oluşturuyor. Diğeri ise bütün baskılara, ağır kuşatmaya, abluka ve ambargoya rağmen Filistin halkına öncülük eden İslami direnişin işgal karşısında her gün biraz daha ileri gittiğini gösteren önemli bir zafere kapı açan askerî operasyonun fitilinin çekilmesi olayıdır. Birincisi yirmi beş yıl ikincisi bir yıl önce gerçekleşen bu iki olayda istikamet birbirine terstir. Birinde tabela devleti ilan edilmiş diğerinde ise henüz devlet kurma aşamasına gelinemese de gerçek bir zafer kazanılmıştır.

FKÖ’ye bağlı Filistin Ulusal Konseyi’nin 12-15 Kasım 1988’de Cezayir’de düzenlediği toplantının ardından Yasir Arafat’ın liderliğinde bir “sürgünde devlet” ilan edilmişti. O zaman bu devlet ilanı Filistin davasına ilgi duyan ama olayın arka planını tam göremeyen kesimleri bayağı heyecanlandırmıştı. Türkiye’de özellikle İslâmî kesimde bu duygunun etkili olduğunu görünce Hakyol Vakfı’nın organizasyonuyla 12 Aralık 1988’de “Filistin’de Yeni Dönem” başlıklı bir konferans vermiş ve reel karşılığı olmayan bu devlet ilanının Filistin davası açısından ne anlama geldiği hakkında ayrıntılı bilgi vermeye çalışmıştım. Allah’ın izniyle bu konferansın olayın tahlili ve arka planının görülmesi açısından önemli katkısının olduğunu düşünüyorum.

Cezayir’deki “sürgünde devlet” ilanının anlamı, Filistin halkının meşru haklarından vazgeçmek ve gayri meşru siyonist işgali meşrulaştırmak suretiyle, işgal edilmiş toprakların sadece bir bölümünde işgale mahkûm bir “sürünen devlet” kurulmasına izin verilmesi talebiydi. Bu yönüyle FKÖ’nün artık işgale karşı direniş çizgisini terk ederek masa başı pazarlığa giden çizgiye dönmesi anlamına geldiği için tamamen bir “U” dönüşü noktasını oluşturuyordu.

FKÖ’nün böyle bir “U” dönüşüne ihtiyaç duymasının sebebi ise 8 Aralık 1987’de patlak veren intifadada kitlesel mücadelenin başını İslâmi hareketin çekmesi, işgal altındaki topraklarda eylemleri artık bu hareketin organize etmesi, FKÖ bünyesindeki ulusçu ve sol grupların etkinliğini gittikçe kaybetmesiydi.

İşgalci, FKÖ’nün silahlı kanadının Kral Hüseyin’le yapılan kirli işbirliği sonucu gerçekleştirilen Kara Eylül Harekâtı’yla Ürdün’ün, 1982 Lübnan işgaliyle de Lübnan’ın dışına çıkarılarak ABD’nin de oyunlarıyla Kuzey Afrika’ya kadar uzaklaştırılması üzerine Filistin’in silahlı direnişinin artık bayağı uzağa atıldığını düşünüyordu. Ama 1987 intifadası, onun hiç ummadığı şekilde direniş ateşinin ortasında kalmasına yol açtı.

Aslında FKÖ ve başını çeken Fetih hareketi siyasi çıkarları ve ideolojik hesapları değil işgal altındaki vatanın özgürlüğüne kavuşturulmasını önceleseydi belki gerçek ve bağımsız bir devlete giden yolda birlikte, omuz omuza ilerlenmesi mümkün olacaktı. Ama özellikle işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinliler arasında İslâmi direnişin etkin olması onu rahatsız etti ve bu hareketin etkin olduğu direnişin kazanacağı zaferde sözün de ona ait olacağından korktu. O yüzden direniş çizgisini terk ederek siyasi pazarlık çizgisine yöneldiğini göstermek için 1948’de işgal edilmiş Filistin topraklarına çekilecek İsrail’i meşru kabul edeceğini ve FKÖ’nün bunu reddeden ilkelerini iptal etmeye hazır olduğunu duyuran tabela devleti ilan etti. Gerçekte ortada bir devlet yoktu ama işgali meşrulaştırma vardı. Bu aynı zamanda İslâmî direnişi arkadan vurma anlamına geliyordu.
Aradan yirmi beş yıl geçtikten sonra, pazarlık çizgisinin izlenmesiyle henüz bir “sürünen devlet” dahi kurulamamıştır. İşgalciye güvenlik ve istihbarat hizmeti verme zilletini izzet sanan bir “sürünen özerk yönetim”le devam ediliyor.

14 Kasım 2012’de Hamas’ın askerî kanadı İzzettin Kassam Birlikleri’nin Genel Komutan yardımcısı Ahmed el-Ca’beri’nin şehit edilmesi ile başlatılan saldırıya karşı verilen kararlı mücadeleyle ise Filistin halkına onur ve izzet kazandıran önemli bir zafer elde edilmişti. Bu zaferi kazanan İslâmî hareket Allah’ın izniyle işgale ve zulme karşı mücadelede ilerleyişini herhangi bir taviz vermeden, kararlılıkla sürdürüyor.

yeniakit

 

Bu yazı toplam 589 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim