• BIST 102.270
  • Altın 149,304
  • Dolar 3,5481
  • Euro 4,2028
  • Ankara 23 °C
  • İstanbul 24 °C
  • Konya 24 °C
  • Antalya 27 °C
  • Diyarbakır 29 °C
  • Erzurum 22 °C
  • İzmir 25 °C
  • Rize 24 °C

Dilemma

Merve Kavakçı

 

 


Global ekonomik krizin belki de en az etkilediği ülke Çin desek genel manada hatalı bir ifade olmaz. Çin bir önceki çeyreği ekonomik büyüme listesinin en tepesinde kapattı.

Sözde süper güç Amerika bile kriz ile kavrulurken Çin hiç etkilenmemişçesine adeta krize meydan okuyordu. Büyümesine ivme kazandıran Çin listenin başına oturdu. 
Şimdi bu bilgiyi bir köşede tutalım ve demokrasi teorisinden söz edelim:

Bir ülkenin demokrasi olarak kabul edilmesi için belli şartları yerine getirir bir sisteminin olması gerekir. Bunların birincisi bir çoğumuzun bildiği gibi çoğulcu ve katılımcı siyasi sistemin tesisini içerir. Katılımcı özelliği önemlidir ancak bu çoğulcu bir katılımcılık olmalıdır ki toplumun bütün katmanları bir şekilde seslerini duyurabilsin ihtiyaçlarına cevap alabilsinler. 

 
Diğer maddeler sıra ile hukuk devleti, şeffaflık ve hesapverilebilirlik gibi değerlerin toplumun bütün katmanları için hiçbir istisnai durum düşünmeksizin inşa edilmesi ve haklar diskurunun layıkı ile gerçekleşmesidir. Liste burada tamamlanmış gibi gözükse de bir madde daha belki de en önemli parça olarak listede yerini alıyor son onyıllarda.

O da serbest piyasa ekonomisi. Hızla küreselleşen ve küçülen dünyada serbest piyasa demokratik yönetim mekanizmasının olmazsa olmaz değeri durumundadır. 
Her ne kadar bazı teorisyenler serbest piyasa ile kapitalist sistem arasında bir fark gözetseler de bunların çoğunluk tarafından kullanımı eşanlamlı olmuştur.

Demokrasi demek kapitalizm demek anlamına gelmiştir.

Burada bunun ne kadar doğru olduğunu tartışmıyoruz, sadece bir tesbitte bulunuyoruz. Hatta sözel kısaltmadan da nasibini alarak kısaca piyasa olarak adlandırılandan kastın kapitalist piyasa olduğu içteki diskurlarda kolayca anlaşılır.
Bunun böyle olmasında dünya ölçeğinde demokrasilerin başını çeken ABD'nin konumu hiç şüphesiz rol oynamıştır.

Şöyle ki Amerika dış işleri siyasetinin önemli bir parçası olarak küresel anlamda bir demokratikleşme furyası başlatmış, kendi müdahaleci dış politikasını dünyayı demokrasiye kavuşturma anlamına gelecek siyasetlerin arkasına gizlemiştir. Kah Afganistan demiş oraya girmiş kah Irak'ı işgal etmiştir. Ne adına? Resmi retoriğine bakınız hep demokrasi hep demokrasi...adına.
 
Adeta kendi halkı için layık gördüğünü başka halklara da transfer etmek, ihraç etmek adına. 
Biz en güzeli bulduk, bakın siz de bundan nasiplenin dercesine bunu yapmıştır. Ancak burada bir sorun vardır. O da karşısındaki muhatap halkın ne istediği ve de daha doğrusu ne istemediği ile hiç ilgilenmeden biz bunu size uygun gördük babında bir tavır ve davranış içinde hükmetmesidir.

Yani son derece 21. yüzyıl çerçevesinde yaşatılan bir müstemleke zihniyeti ile biz sizin için ne iyidir bilir ve uygun görüleni getiririz dercesine. Bunun yerel anlamda karşılığı da bu ülkeye komünizm getirilecekse onu da biz getiririz mentalitesidir.
 

Allah izin verirse devam edeceğiz...

yeniakit

Bu yazı toplam 841 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim