• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • Ankara 4 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Konya 4 °C
  • Antalya 14 °C
  • Diyarbakır 6 °C
  • Erzurum -11 °C
  • İzmir 16 °C
  • Rize 9 °C

Deniz Feneri davası

Abdurrahman Dilipak

Bu konuyu yazıp yazmamak arasında gidip geldim. Ve sonunda yazmaya karar verdim..

Önce belirtmeliyim ki, davanın sanıkları benim kardeşlerim.. Normal şartlarda ayaklarına taş değsin, saçlarının teline zarar gelsin istemem..
İddia edilen şey “yetim hakkı” ile ilgili bir şey. Ancak yetim hakkı, kardeşlik hukukumdan önce gelir..
İddialar, Almanlar tarafından daha sonra da buradan belli merkezler tarafından gündeme getirildiği için iddiaların doğruluğuna hemen inanma eğiliminde değilim.. Müslümanların bu tür işler yapmaması gerekir. İslam bütün bu tür işleri yasaklar, ama sonuçta Müslüman da insandır ve Müslümanların da hali ortada..
İnşallah yapmamışlardır. İnşallah aklanırlar.. Ama eğer bir kusurları varsa da, elbette cezası neyse çekeceklerdir..
“Kimse bana ülkücüler cinayet işliyor dedirtemez” diyecek değilim..
Suç var mı, suçun niteliği ne?
Taksirli suç kapsamında mı, bireysel zimmet mi, suç örgütü ya da nitelikli dolandırıcılık mı, yargılamadan sonra belli olacak.. Umarım adil bir yargılama olur ve adalet yerini bulur..
Tutuklama kararı doğru mu?
Bilmiyorum. Çünki dosya muhteviyatından bilgi sahibi değilim. Kaçma şüphesi ya da delilleri karartma ihtimali var mı? Bu kararı eldeki deliller tayin eder..
Savcıların davadan alınması doğru mu?
O konuda da emin değilim.. Bu tür konular hep tartışma konusu olmuştur. Can sıkıcıdır..
Sonuçta savcılar da insandır, onlar da hata yapar ve suç işleyebilir. Taraflı davranabilir..
Sanık nasıl reddi hakim talebinde bulunabiliyorsa, savcılar hakkında da itirazda bulunabilir ve bu konuda karar veren de yine bir başka yargı kuruludur.. Savcıların hazırladıkları dosyada bazı belgelerin tahrif edildiğine ilişkin iddialar es geçilecek konular değildir..
Dava genel olarak bir yolsuzluk davası olmaktan çıkmış, siyasi bir davaya dönüşmüştür. Birileri iktidarı da bu işin içine çekmeye çalışmaktadır..
Hemen belirtelim ki, dava Deniz Feneri / Türkiye davası değil. Doğrudan Kanal 7 ile de bir ilgisi yok.. Almanya"da, Deniz Feneri adı ile örgütlenen paralel bir çalışma yapan bir dernekle ilgili bir davadır ve Kanal 7 bu dernek çalışmalarının tanıtımı ile ilgili ortak bir proje bağlamında bu dava ile ilişkilendirilmekte ve suçlanmaktadır..
Ana dava Almanya"da açılmış ve karara bağlanmış bir davadır..
Bu kişilerin neyle suçlandıklarını tam olarak öğrendikten sonra, savunmalarını dinleyeceğiz ve yargı kararını bekleyeceğiz..
Savcılar keşke bu davadan el çektirilmese idiler de, kusurlu işlemlerinden dolayı başka bir cezaya çarptırılsa idi. Bu davadan el çektirme işlemi, davanın selametine gölge düşürmeyecektir.. Çünki iddialar, sorular, ifadeler büyük ölçüde tamamlanmış idi.. Davanın bundan sonrası mahkemenin kontrolünde devam edecektir.. Dava kamuoyuna malolan bir dava olduğu için, yanlış ve eksik bir işlem hemen dikkat çeker.. Basında yer alan bilgileri mahkeme re"sen dikkate alacaktır.. Kaldı ki, davadan alınan savcı bir yurttaş olarak da elde ettiği, ulaştığı bilgi ve belgelerle ilgili olarak her zaman sürece müdahil olabilir..
Kanal 7 ve Deniz Feneri"ndeki iddialar bir yana, ben olayın insani yardım örgütleri açısından giderek dini bir görev bilincinden ayrılıp, salt vicdani bir harekete dönüşmesinden ciddi anlamda rahatsızlık duyuyordum.
İşin kader ve imtihan boyutu ıskalanıyor sanki! Bu vesile ile bunu belirtmem gerekir.. Vicdan kötü bir şey değil, ama bu dini sorumluluk benim açımdan daha değerlidir.. Din vicdanı da kuşatır.. Bu çerçevede insani yardım kampanyalarının iletişim diline de itirazlarım var..
İkincisi, Kanal 7"nin mülkiyeti ile ilgili serüven hep birilerinin gözünü ve sözünü üzerine çekti. O da yetmedi, yayın politikasındaki sekülerleşme bu konuya gönül vermiş insanları mahzun etti. Kanal 7 bizim ilk göz ağrımızdı.. Bugün, Kanal 7"nin bu yanlışını aynen tekrarlayan diğer “bizim” arkadaşlarımız da var.. Bunun bir bedeli olması gerekirdi.. Kimi zaman deprem nasıl bir “ilahi ikaz”a dönüşebiliyorsa, şu ya da bu şekilde ortaya çıkan bu durumun “ilahi bir ikaz” olabileceğini de düşünmek gerek.
Allah (cc) bizi görüp, duyup, bilmektedir. Her işimiz ve her sözümüz kaydedilmektedir.. Ve O, bizi mallarımız, canlarımız, sevdiklerimizle, kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir.. Eğer bu konuda bir haksızlığa uğramışsak, inşallah Yusuf"un Rabbi bir çıkış yolu gösterecektir.. Bugünler, günahlarımız için bir kefaretle birlikte, kendi nefsimizi hesaba çekmek, tevbe ve dua vesilesi olan bir itikafa dönecektir.
Şimdi sabır ve dua zamanıdır..
Selâm ve dua ile.
 
akit

Bu yazı toplam 1475 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim