• BIST 99.639
  • Altın 141,490
  • Dolar 3,5032
  • Euro 3,9191
  • Ankara 26 °C
  • İstanbul 29 °C
  • Konya 30 °C
  • Antalya 26 °C
  • Diyarbakır 31 °C
  • Erzurum 20 °C
  • İzmir 31 °C
  • Rize 24 °C

Demokrasi Müntesiplerinin Darbeler Silsilesi

Ahmet Varol

Zulmü Meşrulaştırmada Sandık Yöntemi

 

Vuslat'ın Şubat 2014 sayısında yayınlanan "Zulme Sandık Maskesi" başlıklı yazımızda zulüm rejimlerinin uygulamalarını meşrulaştırmada dayandıkları "demokrasi"lerde seçim sandığını maske olarak kullanmaları üzerinde durmuş, özellikle son dönemde bu amaçla başvurdukları bazı uygulamalardan örnekler vermiştik. Vurgulamaya çalıştığımız husus ise bu rejimlerin sandık yöntemini kullanırken dürüst olmamalarıydı.

 

Zulüm rejimlerinin sandık sahtekârlığında çeşitli yöntemleri var. Bazen halkın önüne sadece bir seçenek koyarak "yersen de bu yemezsen de!" yöntemi kullanıyorlar. Bazen farklı seçenekler koymakla birlikte kendilerinin belirlediklerini seçmeye mecbur ederek "yemezsen yediririz" yöntemi kullanıyorlar. Bazen sandıktan çıkan sonuca değil kendilerinin önceden belirledikleri sonuca itibar ederek "sen yemedin ama biz yedirdik" yöntemi kullanıyorlar. Ellerinde bunların dışında da çok sinsi yöntemler var ve hepsinde de sandık halkın iradesinin, tercihinin ortaya çıkması için değil sadece zulmün meşrulaştırılması için kullanılıyor.

 

Fakat emperyalizmin hizmetindeki sistemleri meşrulaştırmada dayanılan demokrasilerde çare tükenmediği için kullanılan tek araç da sandık değil. Sandıklı demokrasilerden istedikleri sonucu elde edemedikleri zaman silahlı demokrasiye geçmeleri zor olmuyor. Demokrasiye ayar verilmesi için icabında tanklar yürütülüyor.

 

Tanklar harekete geçmezse bu kez savcıların cübbelerini giyip harekete geçmeleri ve demokrasiye onların ayar vermeleri sağlanıyor. Onların işe yaramadığı yerlerde çeteler finanse edilerek fitne politikası devreye sokuluyor. Bütün bunların uluslararası emperyalizm ve onun yerli işbirlikçileri nezdinde geçerli sayılmasının tek şartı onların çıkarlarına hizmet ediyor olmalarıdır. Aleyhlerine işlemesi durumunda ise en geçerli yöntem olarak kabul edilen sandıklı demokrasinin bile onların nazarında hiçbir geçerliliği, meşruiyeti yoktur.

 

Sandık İşbirlikçilere Çalışmayınca Silahlı Demokrasi

 

Halkın büyük bir çoğunluğunun seçimi olsa bile onların çıkarlarının ve hesaplarının tersine olan sonuç hatalıdır, yanlış sonuçtur. Orada demokrasiye mutlaka bir ayar verilmesi, seçenlerin kulağının çekilmesi gerekir. Gerekirse ayar işlemi için sandıklar rafa kaldırılır ve silahlı demokrasi devreye girer. Çünkü onlara göre hatalı seçim yapanların seçme hakları olamaz ve hiç kimse seçme hakkını kendisine bu hakkı verenlerin aleyhine kullanamaz. Kendilerine seçme hakkı ve özgürlüğü verilmiş olanların bunu hâkim güçler aleyhine kullanmaya kalkışmaları durumunda hâkim güçlerin de kullandırmama yetkileri olacaktır. Bunun için gerek gördüklerinde tankları, silahları devreye sokmaları yani sopanın ucunu göstermeleri mümkündür ve bundan dolayı kimse onları demokrasinin çizdiği sınırların dışına çıkmakla suçlayamaz. Çünkü onlar gevşeyen vidaları sıkmak, dökülen parçaları onarmak ve böylece halkın özgür iradesinden etkilenmeyecek çelikleştirilmiş demokrasiyle onun karşısına çıkmak için ayar verme haklarını kullanmaktadırlar. 

 

"Ordu Göreve" Çağrıları Yankı Bulmazsa "Savcılar Göreve"

 

İnsanlara seçme hakkının biraz olsun dürüstçe kullandırılması durumunda sandıklardan çıkacak sonuçların kesinlikle global emperyalizmin ve onun hizmetindeki işbirlikçi rejimlerin lehine olmayacağı çok iyi bilindiği gibi yapılan deneyimlerle de görüldü. O yüzden bazı deneyimlerde açılan kapıların kullanılması suretiyle başlatılan değişim süreçlerinin aleyhlerine işlemesinden dolayı güç kaybettiklerini görenlerin derhal "ordu göreve" çağrılarıyla silahlı demokrasiye geçilmesi veya tankların harekete geçirilmesi yoluyla demokrasiye ayar yapılması taleplerinde bulundukları görüldü. Fakat bazı durumlarda şartlar bu çağrıların yankı bulmasına elverişli olmayabiliyor. Yahut değişim sürecini başlatanlar yaşanan tecrübelerden yararlanarak bu süreci önce onun önünde engel oluşturmasını muhtemel gördüklerinden dolayı askerî mekanizmadan başlatmış oluyorlar. Bu kez demokrasi bekçileri iplerin ellerinden çıkmasına fırsat vermemek için başka kurum ve araçlardan yararlanarak ayar yapma işlemini gerçekleştirmek amacıyla "savcılar göreve" çağrılarını yapmaya başlıyorlar.

 

O yüzden son dönemde İslâm âleminde yargı darbeleri dikkat çekmeye başladı. Üstelik yargı mekanizmasının kullanılması suretiyle gerçekleştirilen darbeler veya ayar verme uygulamaları aynı zamanda yasal çerçeveye oturtulduğundan meşrulaştırılması, hedefe yerleştirilenlere de suçlu muamelesi yapılması daha kolay oluyor. Son dönemde bunun bir denemesi de Türkiye'de yapıldı ve başarılı olamamasına rağmen değişim sürecinin önünü kesme amaçlı endişe verici çalkantılara neden oldu.

 

Türkiye'deki hadiselerin hemen öncesinde önemli bir yargı darbesi de Bangladeş'te gerçekleştirilmişti. Fakat oradaki darbe siyasi iktidara karşı değil siyasi iktidarın kumandasıyla ona rakip İslâmî harekete karşı gerçekleştirildi. Aynı dönemde bir başka yargı darbesi de Birleşik Arap Emirlikleri'nde, İslâmi uyanışın kitlesel ayaklanmaya dönüşmesini önleme amacıyla İslâmî hareket mensuplarına karşı dikta rejiminin kumanda ettiği yargı tarafından gerçekleştirildi.

 

Sisi Darbesi Demokrasiye Bir Ayar Vermeydi

 

İslâm âlemindeki siyasi sistemlerin sürekli kendine hizmet etmesini isteyen global emperyalizmin tanımlamalarına göre Mısır'daki halkın özgür iradesine karşı gerçekleştirilen General Sisi darbesi de gerçekte demokrasiye darbe değil ayar vermeydi. Çünkü onlara göre halk yanlış seçim yapmıştı. Emperyalizme hizmet etmeyen ve İslâm âleminin kalbine bir hançer olarak saplanmış siyonist işgale karşı tehdit oluşturan bir hareketten yana tercihini kullanan halka seçme hakkı ve özgürlüğü verilmesi gerçekte demokrasinin tehlikeye atılması demekti. O yüzden bu gibi durumlarda "demokrasi"nin geleceğini kurtarma hakkına sahip olanlar, derhal silahın gücünü kullanarak tankları yürütme ve demokrasiye ayar verme yetkilerini kullanabilmeliydiler. Sisi de işte bu yetkisini kullanmıştı. Ondan dolayı ABD, Sisi darbesini bir "askerî darbe" olarak tanımlamadı. Çünkü o durumda darbecileri reddetmesi ve ekonomik yardımlarını kesmesi gerekecekti.

 

Rejim Kalıntılarını Devreye Sokma Planı Libya'da Tutmadı

 

Mısır'da başlangıçta fitne savaşını devreye sokarak askerî darbenin önünü açan global emperyalizm ve yerli işbirlikçileri aynı stratejiyi Tunus ve Libya'da da kullanmaya çalıştılar.

 

Libya'daki fitne savaşlarında önce Kaddafi yönetimi tarafından özel olarak kollanan ve kendilerine diğerlerine nispetle daha fazla imkânlar sunulan aşiretlerin kullanılmasına çalışıldı. Onlara yeni yönetimin aynı imkânları sunmayacağı hatta Kaddafi dönemindeki ayrıcalıklı konumlarından dolayı yeni dönemde dışlanacakları mesajı vererek bağımsız devlet kurmak için çalışmaya teşvik etti. Fakat kullanılmak istenen aşiretler içinde bu mesajdan etkilenerek öne çıkanların gücü böyle bir amacı gerçekleştirmeye yetmedi.

 

Sonra Kaddafi döneminde ihmal edilmiş bölgelerin ahalilerini devreye sokmak için bir başka fitne oyununa başvurdular. Onlara geçmişte ihmal edildikleri için diğer bölgelerden geri kaldıkları, yeni dönemde Kaddafi döneminde ayrıcalıklı olan bölgelerden kısma yapılarak geri kalmış yerlere fazla kaynak aktarılması gerektiği mesajı verilerek bunu elde etmek için ayaklanmaları istendi. Bu oyunlarından yer yer sonuç aldılarsa da o bölgelerin ahalileri genelde bütünlüğün korunmasından yana tavır takındıklarından hesaplar tutmadı.

 

Bu kez eski rejim kalıntısı bazı subayları, dağıtılan istihbarat örgütlerinin elemanlarını ve mafya çetelerine dönüşen diğer bazı grupları örgütleyip Sisi darbesine benzer bir askerî darbe planlamak istediler. Bu amaçla oluşturulan çetenin başına Kaddafi döneminde orduda önemli görevlerde bulunmuş, halk ayaklanması merhalesinde ise direnişçiler safına geçmiş, ama ABD'ye yakın durduğu tahmin edilen Tümgeneral Halife Haftar geçirildi. Fakat yeni yönetimin istihbaratının yakın takibi oyunun tutmasını engelledi.

 

Darbe planı yapan altmış kişilik bir ekibin başkent Trablus'ta 11 Şubat 2014 Salı günü düzenlediği toplantı önceden tespit edildi ve gerekli tedbirler alındı. Bu tedbirler darbecilere destek verecek çetelerin Trablus'a girmelerini, Trablus içinde olanların da bir araya gelmelerini engelledi. Toplantı mekânı da belirlenerek basıldı ve hazırlanan planla ilgili bilgiler açığa çıkarıldı.

Darbe girişimi konusunda kamuoyunu bilgilendiren Savunma Bakanı Abdullah es-Sini'nin verdiği bilgilere göre aralarında eski rejim kalıntılarının, yeni askeri mekanizma mensuplarından bazı kişilerin ve sivillerin bulunduğu ekip mevcut yönetimin parlamentosu niteliğindeki Genel Ulusal Kongre'yi dağıtıp geçici askeri yönetim oluşturmayı ona da Devrimi Koruma Yüksek Konseyi adı vermeyi planlıyordu.

 

İki gün sonra Halife Haftar'ın önce bir basın toplantısı düzenleyerek sonra da Suudi Arabistan hizmetindeki el-Arabiyye kanalından "halka hitap" konuşması yaparak aynı şeyleri söylemesi yani Devrim Komuta Yüksek Konseyi'nin yönetime el koyduğunu Genel Ulusal Kongre'yi dağıttığını iddia etmesi Sini'nin verdiği bilgileri tamamen doğrular nitelikteydi. Ancak Haftar artık treni kaçırmıştı ve o yönetime el koyamadan yönetim onun adamlarına el koymuştu. Başbakan Ali Zeydan da yaptığı açıklamayla Haftar çetesinin darbe planının başarısız olduğunu duyurdu. Birkaç gün sonra çetenin başını çeken general de yakalanarak tutuklandı.

 

İlginç olan darbeci generalin "halka hitap" konuşmasını sadece Suudi Arabistan güdümünde olduğu bilinen, Mısır'daki Sisi cuntasının da sürekli sözcülüğünü yapan el-Arabiyye kanalının yayınlamasıydı. Sanki darbe planı Libya'da yürütülürken Suudi Arabistan'dan yönlendiriliyor gibiydi.

 

Suriye Direnişine IŞİD Darbesi

 

Baas zulmüne ve ona destek veren İran rejimine karşı mücadeleye darbe vurulabilmesi için şimdiye kadar çeşitli yöntemlere başvuruldu. Fakat bunların en tehlikeli ve en zararlı olanı fitnedir. Çünkü fitnenin amacı savaşı direnişin içine taşımaktır. Böylece o iki tarafıyla direnişi doğrayan bir kılıç rolü oynamaktadır. Son dönemde ne yazık ki Irak Şam İslâm Devleti (IŞİD) adlı örgüt vasıtasıyla Suriye direnişinin içine fitne sokulması ve direnişin içten yıpratılması amacıyla oldukça tehlikeli adımlar atıldı. IŞİD'in tutumu ne yazık ki Suriye direnişini imaj yönünden yıpratmaya çalışanlara da malzeme ve dayanak oluşturdu.

 

Ribat dergisinin Mart 2014 sayısı için yazdığımız "Cenevre - Fitne - Varil Üçgeni" başlıklı yazımızda Suriye halkının özgürlük mücadelesini yıpratma amacıyla uluslararası platformda diplomatik yolla, içeride ise varil bombalarıyla ve fitne yoluyla yürütülen savaşı geniş çerçevede ele almaya çalıştık. Bu yazımızı Ribat'ın Mart sayısından veya internette kişisel web sitemizden (www.vahdet.info.tr) okumanız mümkündür.

 

Orta Afrika'da Fransız İşgali Gölgesinde Antibalaka Darbesi

 

Darbelerin önemli bir boyutunu askerî işgaller ve işgalciler tarafından kullanılan insanî değerlerden soyutlanmış eşkıyaların oluşturduğu çetelerin estirdiği terör oluşturmaktadır. Bu amaçla Suriye'de Şebbiha, Mısır'da Baltacı çeteleri, Arakan'da da Budist çeteler vasıtasıyla katliamlar gerçekleştirildi. Son dönemde de Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Müslümanları katletmek veya göçe zorlamak suretiyle sayılarını azaltmak amacıyla başlatılan insanlık dışı savaşta hıristiyan Antibalaka çeteleri dehşet saçmaya başladı.

 

Fransa güya olaylara müdahale ve "çatışmaları durdurma" iddiasıyla işgal güçleri gönderdi. Fakat "barış ve istikrar sağlama" iddiasıyla gönderilen ve BM tarafından da desteklenen Fransız işgal güçleri Antibalaka çetelerine perde olmak ve onların katliamlarını daha rahat bir şekilde gerçekleştirmelerine imkân sağlamak dışında bir şey yapmadılar. Çünkü onların da amaçları olayların yaşandığı Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Müslümanların sayılarını azaltmaktı.

 

Afrika'da önemli çıkar hesapları olan Fransa başta olmak üzere yüzyıllarca bu kıtayı doğrudan sömüren, görünürde bağımsız gerçekte ise global emperyalizme eli mahkum küçük devletçiklere ayırmasından sonra da yerli işbirlikçiler vasıtasıyla sömürmeye devam eden Avrupa ülkeleri Müslümanların sayısının artmasından ve İslâmî bilincin yayılmasından son derece rahatsız. Çünkü Müslümanların ve İslâmî bilincin yayılmasının onların sömürgeci politikalarını sürdürmelerini zorlaştıracağını çok iyi biliyorlar. Orta Afrika Cumhuriyeti'nde korkunç katliamlar gerçekleştiren ve dehşet verici manzaralar oluşturan Antibalaka çetelerinin de global emperyalizmin sömürgeci politikalarından bağımsız hareket ettikleri sanılmamalı.

 

Abbas da Dahlan Darbesi Tehdidiyle Karşı Karşıya

 

Siyonist işgali himaye edebilmek için elinden gelen her şeyi yapan ABD bu sıralarda Dışişleri Bakanı Jhon Kerry vasıtasıyla "Çerçeve Anlaşması Planı" adını verdiği ve tamamen şeytan çerçevesi niteliği taşıyan kapana Filistin'i sıkıştırabilmek için yoğun çaba harcıyor. Tabii böyle bir anlaşmayı kabul ettirmek için karşısına oturttuğu kişi ise Mahmud Abbas. Ne yazık ki Filistin halkının değerlerinden tamamen uzaklaşan Abbas hâlâ kendini bu halkın meşru temsilcisi olarak kabul ettiriyor. Fakat Kerry'nin şeytanî çerçevesini kabul etmesi halinde halktan ve direnişçilerden ciddi tepki göreceğini biliyor. O yüzden tereddüt ediyor. Bu durum karşısında ABD de öbür taraftan Muhammed Dahlan sopasını gösteriyor. Bu amaçla yürütülen psikolojik savaşta ABD'nin Abbas'ın yerine Dahlan'ı hazırladığı, fitne savaşının finans ve koordinasyon merkezi BAE'de özel koruma altında tutulan Dahlan'ın Abbas'a karşı darbe planları yaptığı haberleri medyaya yansıtılıyor. 

vuslatdergisi

Bu yazı toplam 529 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim