• BIST 97.726
  • Altın 145,637
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • Ankara 15 °C
  • İstanbul 20 °C
  • Konya 19 °C
  • Antalya 20 °C
  • Diyarbakır 21 °C
  • Erzurum 15 °C
  • İzmir 18 °C
  • Rize 18 °C

Değişim bir zaruret

Ahmet Varol

Gerçekte bütün âlem sürekli ve kesintisiz bir değişim içindedir. Çünkü değişim bir zarurettir. İnsan bedeninden, içinde bulunduğu âleme kadar bütün her şey sürekli değişim içindedir. 

İçinde bulunduğumuz âlemin sürekli hareket halinde olduğu, dünyanın ve içinde bulunduğu galaksinin bir yörünge etrafında döndüğü bilimsel olarak yakın zamanda detaylı bir şekilde açıklığa kavuşturuldu. Bilimsel izahının yapılmasından önce filozoflar üzerinde tartışıyorlardı. Farklı farklı fikirler ortaya atılıyordu. 

Kur’an-ı Kerim ise bu cisimlerin tümünün hareket halinde olduğunu ve belli bir yörünge etrafında döndüklerini haber vermiştir: 

“Allah O’dur ki; gökleri görmekte olduğunuz şekilde direksiz yükseltti, sonra Arş üzerine istiva etti; güneşi ve ayı da buyruğu altına aldı. (Bunların) hepsi belli bir süre için akıp gitmektedir. İşleri O idare ediyor ve belki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanırsınız diye ayetleri açıklıyor.” (Ra’d, 13/2)

Güneşin hareket halinde olduğu ve belli bir yörünge üzerinde akıp gittiği bilimsel olarak daha yakın zamanlarda ispat edilmiş, ancak Kur’an-ı Kerim’de asırlar önce uzaydaki cisimlerle ilgili herhangi bir araştırması olmadığı bilinen bir zat vasıtasıyla bildirilmiştir: 

“Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu güçlü olan ve bilen (Allah)’ın takdiridir.” (Yasin, 36/38)

Dağların hareket halinde olduğunu bundan on beş asır önce bilimin ortaya çıkarmış olduğunu kim söyleyebilir? Ama Kur’an-ı Kerim çok açık bir şekilde gözler önüne serer: 

“Dağları görür onları yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutların yürümesi gibi yürümektedir. Bu, her şeyi özenle yapan Allah’ın yapısıdır. Şüphesiz O, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Neml, 27/77)

Bunun gibi daha birçok önemli vurgu değişimin bir zaruret olduğunu gösteriyor. İşte bu zaruret İslâm âlemindeki siyasi ve sosyal yapılar için de söz konusudur. 

İslâm âleminde halkların değerleriyle barışık olmayan siyasi anlayışlar sosyal patlamaların zeminini hazırladı. Ancak bu patlamaların kapsamlı bir değişimi beraberinde getirememesi uzun süreli çalkantılara ve istikrarsızlıklara neden oldu. 

Bu istikrarsızlıklardan kurtulması için her ne şekilde olursa olsun bir değişim gerçekleştirmesi, halkların değerleriyle barışık olmayan siyasi yapıları düzenli ve istikrarlı bir değişim sürecine sokması gerekiyor. 

Bugün İslâm âlemi, birlik ve bütünlüğünü kaybedip de etnik yahut coğrafi ayrılıklara göre parçalara bölünmüş olmanın ızdırabını yaşıyor. Yıllardan beri bu dağınıklığın doğurduğu zaaf ve acziyetten dolayı emperyalist güçlerin ve onların yönlendirdiği kuklaların zulümlerine maruz kaldı. İslâmî değerler ayaklar altına alındı, Müslümanca yaşamak suç sayıldı, İslâmî miras tahrip edilerek İslâm coğrafyasının gerçek kimliği imha edildi. 

Bugün dünyada yaşanan değişim sürecinde İslâm âleminde bir arayış içinde olduğu gözlemleniyor. Fakat bu arayıştan başarılı ve olumlu sonuçlar çıkarılabilmesi için Müslüman toplumların öncelikle kendi kimliklerine ve değerlerine dönmeleri gerekir. Arayışı bu toplumlara izzetini kazandırmış olan ve vahiyle bildirilmiş ilahî değerlerde, Allah’ın bildirdiği, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in tebliğ ettiği mutlak doğrularda aramak gerekir. Bu doğrultuda, bağımsız ve özgür düşünebilmek, başkalarının dayatmalarından etkilenmeden rahat adım atabilmek için Müslüman üst kimliği etrafında geniş tabanlı bir dayanışma ve ittifak oluşturmak gerekir. 

Değişim süreciyle başlayan arayışta İslâm âleminde ittifak ve güç birliği oluşturulması için bazı önemli adımlar atıldığını söyleyebiliriz. Fakat Müslüman toplumların kimliğinin temelini oluşturan değerlere dönüş konusunda henüz göz doldurur bir şey yapıldığı da söylenemez. Atak ve planların sonuç vermesi Müslüman halkları ortak zeminde buluşturan değerlere gereğince sahip çıkmaya bağlıdır. Zaten İslâm âleminde parçalanma ve çöküş de bu değerlerden uzaklaşmayla başlamıştır.

Kitlesel başkaldırılar haklıydı, çünkü zulme karşı mazlumların meşru haklarının alınmasını amaçlıyordu. Ama ne yazık ki hedefine ulaşamadı. Yine de bu değişim sürecinin yarıda bırakılması mümkün değildir. Mutlaka sürdürülmesi ve bunun için kültürel, siyasi ve sosyal faaliyetlerle halkların meşru haklarının kazanılması gerekir. Bu bir zarurettir.

yeniakit

Bu yazı toplam 253 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim