• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Ankara 6 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Konya 7 °C
  • Antalya 11 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Erzurum -5 °C
  • İzmir 12 °C
  • Rize 7 °C

DAVET YOLUNDA TAHAMMÜLLÜ OLMAK

Abdullah Dai

İlk insan, ilk Peygamber ve ilk Medeniyet kurucusu Âdem (a.s.), eşi Havva (r.anha) ile birlikte cennetten yeryüzüne indiler… Yeryüzüne inişleri ânından itibaren vefat edinceye kadar yeryüzünde kalacak ve onlardan doğup çoğalan nesilleri, kıyamet kopuncaya kadar yeryüzünde kalacaklardır… Yerden, yani topraktan yaratıldılar, yer üzerinde yaşayacaklar, ölünce toprağa gömülecekler ve tekrar oradan dirilip haşredileceklerdir…

 “(Allah) dedi ki: "Kiminiz, kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşim ve metâ (geçim) vardır."

Dedi ki: "Orada ( yeryüzünde) yaşayacak, orda ölecek ve oradan çıkarılacaksınız.”1           

“Sizi, ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız.”2           


 

Yegâne yaratan, yegâne İlâh ve Rabb Allah Teâlâ, yeryüzüne indirdiği ve birbirinden türettiği insan kullarına “hidayet” göndermiş, hidayetine tâbi olunmayı emretmiştir… Rabbimiz Allah"ın gönderdiği hidayetine itaat edip gereği olan ameli yapanlar, dünyada da, ahirette de kurtulanlardan olmuş, kendilerine korku olmadığı gibi mahzun da olmayacaklardır…

 “Dedik ki: "Oradan hepiniz inin. Bundan sonra size, Benden bir hidayet geldiğinde, kim Benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.”3            

“Buradaki iki hidayetten de ne kasdedildiği hususunda iki görüş vardır:

Birincisi: O, Rasulullah"dır. Bunu, İbn Abbas ile Mukatil demişlerdir.

İkincisi: Kitab"dır. Bunu da, bazı müfessirler aktarmışlardır.”4            

 Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, yalnızca kendisine ibadet etsinler diye yarattığı insan kullarına, hidayeti olan Rasullerini göndermiş ve Rasullerle beraber hak kitablarını indirmiştir…

Şöyle buyurur Rabbimiz Allah Azze ve Celle:

 “İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak Peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak kitablar indirdi.”5

Meşhur İslâm âlimlerinden Ebu"l-Leys Semerkandî, “Tefsiru"l-Kur"ân” adlı eserinde bu ayetin tefsirinde şunları beyan eder:

“Bu insanların hepsi, Nuh (a.s.) zamanında bir din ve bir ümmet üzere idiler. Allah"a iman etmeyip, Nuh (a.s.) ile gemiye binmeyenlerin tamamı helâk olmuştu. Yeryüzünde tek bir kâfir bile kalmamıştı. Sadece kurtulanlar, gemiye binenler olmuştu. Nuh tufanından sonra gemiye binip kurtulanların zürriyetleri çoğaldı, dinleri ayrıldı. Çeşitli kabilelere bölündüler. Birçoğu hak dinden uzaklaştı. Yüce Allah, tekrar onlara Peygamberler gönderdi, hak yola davet etti.

Bir kısım âlimler, bu mevzuda şöyle demişlerdir:

Nuh (a.s.) zamanında bütün insanlar kâfir idi. Bu bakımdan bir din üzere idiler. Allah Teâlâ, bunları hak yola davet etmek için Nuh  (a.s.)"ı ve diğer Peygamberleri gönderdi. Gönderilen Peygamberler, Allah"a itaat edenleri cennetle müjdelediler, isyan edenleri ise ebedî azaba uğrayacaklarını bildirdiler. Yüce Allah, Peygamberler vasıtasıyla Kitablar gönderdi ki, ibadet şekillerini öğrensinler ve aralarında ihtilafa düştükleri meselelerde onunla hükmetsinler diye…

Yüce Allah"ın, Peygamberler ve Kitablar göndermesindeki hikmet, kulların dünyada ve ahirette ebedî saadete ve mutluluğa ulaştırmaktır.”6                 

“Her ümmetin bir Rasulü vardır. Onlara Rasulleri geldiği zaman, aralarında adâletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar.”7 diye buyuran Rabbimiz Allah her kavme bir Rasul gönderdiğini beyan etmiştir:

 “Andolsun, senden önce geçmiş topluluklara da Rasuller gönderdik”8

 “Hiçbir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın.”9                  

“Biz hiçbir Rasulü, kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara apaçık anlatsın.”10                  

Yeryüzündeki insan topluluklarına, kendi aralarında ve onların diliyle konuşan Nebîler ve Rasuller gönderen Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, onları şu vazife ile vazifeli kılmıştır:

 “Andolsun, Biz, her ümmete: "Allah"a kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir Rasul gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.”11

Rasullerin vazifesi: Allah"dan başka hüküm koyucu hâle gelmiş egemen tağutlara kul olmuş insanları, kula kul olmaktan kurtarıp Allah"a kul etmektir!.. Kendilerine hakkı, doğruyu ve hakikatı tebliğ eden Rasullere iman edip onlara itaat etmek de, Rasulün tebliğ ettiği toplumun vazifesidir…

Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Biz, Rasullerden hiç kimseyi ancak Allah"ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik.”12

Allah Teâlâ"nın kendilerine vahyettiği İslâm Dini"ni, insanlara tebliğ edip anlatan ve onları Allah"a davet eden, böylece dünya ve ahiret mutluluğunun davetçileri olan Rasullere karşı kâfir ve müşrik kavimler nasıl davrandılar?.. Kendilerini kurtuluşa, saadete, iyiliğe ve hayra davet edip, dosdoğru olan hak yoluna rehberlik eden Nebîlere karşı hangi tavrı takındılar?..

Rabbimiz Allah, bu konuyu şöyle beyan buyurur:

 “Sonra birbiri peşi sıra Rasullerimizi gönderdik. Her ümmete kendi Rasulü geldiğinde, onu yalanladılar.”13                

“Eğer seni yalanlarlarsa, senden önce apaçık belgeler, Zeburlar ve aydınlık Kitaba gelen Rasulleri de yalanlamışlardır.”14

“Andolsun, onlara kendi içlerinden bir Rasul gelmişti, fakat onu yalanladılar. Böylece onlar, zulümlerine devam etmektelerken azab onları yakalayıverdi.”15               

 

Rabbimiz Allah"ın, kendilerine rahmet olarak gönderdiği hidayet rehberleri Rasulleri yalanlayan kâfir ve müşrik toplumlar, bununla beraber onlara zulümler etmiş hattâ Rasulleri öldürmüşlerdi!.. Rasullerin şehid edilişi, hak dâvâsının davetçilerine en güzel örnek olmuştur… Onlar için tahammül ve sabır örnekliğini oluşturmuştur…

 “Onlar, Allah"dan bir gazaba uğradılar da üzerlerine aşağılanma (damgası) vuruldu. Bu, Allah"ın ayetlerini inkâr etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri nedeniyledir. (Yine) bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları dolayısıyladır.”16               

 Abdullah ibn Mes"ud (r.a.) şöyle der:

— İsrailoğulları, bir günde üç yüz peygamber öldürürler, ardından o günün sonunda sebze pazarlarını kurarlardı!17                

İsrailoğulları, bu konuda en bâriz bir örnektir… Yoksa bütün şirk ve cahilî toplumlar, Âlemlerin Rabbi Allah"ın kendilerine rahmet ve hidayet olarak gönderdiği Rasullere karşı aynı tavrı takınmış, aynı zulmü yapmış, aynı işkencelerde bulunmuş, ya şehid ederek ortadan kaldırmış ya da bulundukları yerlerden kovarak toplumlarından uzaklaştırmışlardır…

                

Nebîler ve Rasuller, şirk ve cehâlet içinde olan toplumların hidayet bulmaları, Tevhid ile tanışmaları, iman etmeleri, vahyi kabul edip cehâletten kurtulmaları için uğraşırken, müşrik ve cahiller tarafından dışlanıyor, hakaret ediliyor ve zulme uğruyorlardı… Onlar, akıllarını kullanmaz, akletmez ve hakikatı kavrama konusunda zorlanan tiplerle karşı karşıya olduklarının idrakinde oldukları için, cahil toplumun bu tepkilerine tahammül ediyor, onların bütün eziyetlerine katlanarak tebliğ ve davet vazifelerini yapmaya gayret ediyorlardı… Zulme uğramak, işkenceler görmek ve hakaret sözlerini işitmek, onları yollarından alıkoymadı… Kendilerine karşı bu kötülükleri yapanlara yumuşak davranıp, onların hidayet bulmalarına vesile olmaya çalıştılar… Çünkü onlar, gaflet ve cehâlet içindeydiler… Çünkü onlar, bilmiyorlardı!..

Abdullah ibn Mes"ud (r.a.) anlatıyor:

Şimdi ben, Rasulullah (s.a.s.)"in yüzüne bakıyor gibiyim. O, Peygamberlerden bir Peygamberi hikaye ediyordu ki, kavmi O"nu dövmüşte kan içinde bırakmışlardı. Fakat O, yüzünden hem kanı siliyor, hem de:

“Ya Rabbi, kavmimi mağfiret eyle, çünkü onlar bilmiyorlar!” diyordu.18              

Şirk toplumunun cahil müşriklerinin yaptıklarına bakın, bir de Allah"ın onlar için gönderdiği Rasulün merhametli tavrına bakın!.. Bilmez, akletmez, idraksiz ve şuursuz bir kavim! Küfür, şirk, fısk, fücûr ve cehâlet içinde olmaları, onları böyle bir duruma düşürmüş, pisliğe alıştıkları için temizliğin kıymetini bilmez, bâtılı hayat tarzı edinenler, hakkın değerine takdir edemezler…

 “İnsanların çoğu bilmezler.”19 buyuran Rabbimiz Allah, Musa (a.s.) ve Harun (a.s.)"a buyurdukları, bütün muvahhid mü"minler için geçerlidir:

“Dosdoğru yoldan devam edin ve bilgisizlerin yoluna uymayın!”20               

Bilgisizler, bilmezler ve insanların çoğunluğu!..

Mü"min müslümanlar, bilmez, idrak etmez ve inanmaz olanların yollarına uymayacak, aksine, onları dosdoğru olan hak yola davet edecek, İslâm"ı tebliğ edip hidayetlerine vesile olmaya gayret edeceklerdir…

Rabbimiz Allah Azze ve Celle uyarıyor:

“Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah"ın yolundan şaşırtıp saptırırlar. Onlar, ancak zanna uyarlar ve onlar ancak zann ve tahminle yalan söylerler.”21

Nebîler ve Rasuller, Allah"ın kendilerine vahyettiği hakka uydular ve insanları hakka davet ettiler… İnsanların yaratılış gayesi olan “yalnızca Allah"a ibadet etmek” hakikatını anlattılar… Onların iyiliğini, hayrını istediler… Kendilerini kötülükten ve şerrden alıkoymaya gayret ettiler… Bunun karşılığında kendilerinden hiçbir ücret istemediler… Bütün bu iyiliklere karşılık şirk ve cahilî toplumun akıl etmeleri, bilmezleri, onlara yapmadıkları kötülük, eziyet, işkence ve zulüm bırakmadılar…

İmam Nevevî (rh.a.), Allah"ın kendilerine gönderdiği hidayet rehberi Nebîlerine karşı düşmanca davranan ve O"na zulümler eden bilmezler toplumundan çektikleri eziyetlerden dolayı şunları beyan eder:

 “Hadiste hâli bildirilen Peygamber, geçmiş olan ilk Peygamberlerdendir. Öyle bir hâl, Uhud savaşı günü Peygamberimiz (s.a.s.)"in başına da geldi.

Bu hadis, Peygamberlerin güzel huylarından hilim, sabır, af edicilik, kendi kavimlerine şefkat ve onlar için hidayet ile mağfiret dilemek hasletlerine delâlet eder. Ayrıca kavimlerini cehâletlerinden dolayı mazur görüp kendilerine revâ görülen saldırganlığı bile hoşgörü ile karşıladıklarını gösterir.”22

Allâme İbn Hacer el-Askalânî (rh.a.), “Sahih-i Buhârî Şerhi”nde şöyle der:

 “Peygamberler de yaralamalar, acı ve ızdırap veren hâller ve hastalıklar gibi dünyevî birtakım arızî musibetlerle karşı karşıya kalabilirler. Böylelikle onların ecirlerinin artması ve derecelerinin daha da yükselmesine sebeb olunur. Diğer taraftan bunlar, hoşa gitmeyen hâllere karşı sabır hususunda Onlara tâbi olanların da uyması içindir. Güzel akibet, takva sahiblerinindir.”23              

Şirk ve cahilî toplumlar, yani Allah"ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyen, hevâlarını ilâhlaştıran, birbirlerinin rableri ve birbirlerinin kulları olan toplumlar kendilerini Allah"a, Allah"ın hükümleriyle hükmetmeye davet eden Nebîlere ve Rasullere zulmettikleri gibi, Nebîlerin varisleri olan muvahhid mü"minlere de zulmetmişlerdir…

Rabbimiz Allah Teâlâ, her şirk ve küfür toplumunun böyle davrandığını, iyiliklerini isteyen, kendilerini hakka, doğruya, hayra çağıranları düşman gördüklerini beyan buyurmaktadır:

 “Ha, Mîm. Bu kitabın indirilmesi, Azîz, Alîm olan Allah"dandır. Günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, cezası pek şiddetli olan ve lütûf sahibi (Allah"dan) O"ndan başka ilâh yoktur. Dönüş O"nadır.                

Allah"ın ayetleri konusunda inkâr edenlerden başkası mücadele etmez. Öyleyse onların şehirlerde dönüp dolaşması seni aldatmasın.

 

Kendilerinden önce Nuh Kavmi de yalanladı ve kendilerinden sonra (sayısı çok) fırkalar da. Her ümmet, kendi elçilerini (susturmak için) yakalamaya yeltendi. Hakkı, onunla yürürlükten kaldırmak için bâtıla dayanarak mücadeleye giriştiler. Ben de, onları yakalayıverdim. Artık Benim cezalandırmam nasılmış?”24

 

Allâme İbn Hacer el-Askalânî (rh.a.), şunu anlatır:

“A"meş"in bu hadisin isnadına ilaveten kendi isnadıyla yaptığı ve İbn Asakir"in rivayet ettiği hadisi gördüm. Hz. Nuh (a.s.)"ın hayat hikâyesini konu alan bu hadiste şöyle bir cümle geçmekteydi:

Kavmi, Nuh (a.s.)"ı bayılıncaya kadar dövdü Nuh (a.s.), sonra ayılıp kendine geldiğinde:

 “Ya Rabbi, kavmime hidayet eyle! Çünkü onlar bilmiyorlar.” Dedi.25

Şirk ve cehâlet içinde olan toplumlar, onların Allah"ın izniyle karanlıklardan nûra çıkmalarına rehberlik eden Allah"ın Nebîlerine ve Rasullerine karşı tavırları tarih boyu hiç değişmemiştir… Bugün bile, Peygamberlerin varisleri olan muvahhid mü"minlere karşı aynı tavrı sürdürmektedirler… Âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasulullah (s.a.s.)"e karşı o günün müşrik ve kâfirleri, nasıl acımasız ve düşman olarak davranıp eziyet etmişse, onların izinde giden günün tağutî düzeninin müşrikleri de, Rasulullah (s.a.s.)"in izinden giden mü"min müslümanlara benzeri zulüm ve işkenceler yapmaktadırlar…  

Şirk ve küfür cephesinde değişen hiçbir şey yok… Karakter, aynı karekter!..

Rabbimiz Allah Teâlâ, en son Nebî ve en son Rasul olan Rasulullah Muhammed (s.a.s.) için şöyle buyurur:

 “Biz seni, âlemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.”26               

“Andolsun ki, Allah mü"minlere, içlerinden kendilerinden onlara bir Rasul göndermekle lütûfta bulunmuştur. (Ki O,) onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise, onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler.”27                

Kendileri ve âlemler için rahmet olan bir Rasul"e karşı nasıl davrandılar? Mekke şirk toplumunun müşrikleri, gerek Rasulullah (s.a.s.)"e, gerekse katıksız iman eden ve en hayırlı nesil olan Ashab-ı Kiram"a karşı en şiddetli düşmanlıkla zulüm, işkence ve eziyet ettiler… Sahabe"den bazılarını şahid ettiler, bazıları deniz aşırı hicret etti, bazıları da işkencelerden dolayı yaralanıp sakat kaldılar…

Kendilerine Rahmet olan Rasulullah (s.a.s.)"i savaş meydanında yaraladılar, kanlar içinde bıraktılar ve Ashabından 70 kişiyi şehid ettiler…          

Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), Uhud Günü rabâiye (yan) dişini işaret ederek:

“Peygamberine şu cinayeti işleyen bir kavim hakkında Allah"ın intikamı şiddetli oldu.” Buyurdu.28

Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor:

Uhud Günü"nde, Rasulullah (s.a.s.)"in yan dişi kırılmış, başı da yarılmıştı. Artık hem yaradan kanı silmeye başlamış, hem de:

 “Peygamberinin başını yarıp yan dişini kıran bir kavim, nasıl felâh bulur? Hâlbuki O, kendilerini Allah"a davet ediyordu.” Buyurmuştu.

               

Bunun üzerine Allah Azze ve Celle:

“(Allah"ın) onların tevbelerini kabul etmesi veya zalim olduklarından dolayı azablandırması işinden sana bir şey ( sorumluluk ve görev) yoktur.” (Âl-i İmrân, 3/128) ayetini indirdi.29             

O, Tağuta tâbi olan ve nûrdan kaçıp karanlıklara gömülen müşrik kâfirler, Âlemlere rahmet olan Rasulullah (s.a.s.)"e karşı böyle davranırken, Rasulullah (s.a.s.)"in tavrına dikkat edin!..

Sehl b. Sa"d es-Saîdî (r.a.) anlatıyor:

Uhud Günü, Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştu:

 “Allahım, kavmimi bağışla. Çünkü onlar bilmiyorlar!”30            

Emiru"l- mü"minin İmam Ömer (r.a.), Rasulullah (s.a.s.)"e hitaben şöyle demiş:

— Anam- babam sana fedâ olsun ya Rasulallah!

Nuh (s.a.), kavmine bedduâ ederek şöyle dedi:

 “Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma.” (Nuh, 71/26)

Sen de bize bedduâ etsen, kökten helâk oluruz. Sırtına (kesilmiş, devenin pislikleri) kondu, yüzün kanatıldı, azı dişin kırıldığı hâlde sen, sadece hayır duâ etmeye devam ettin ve:

 “Allahım, kavmimi affeyle. Zira onlar bilmiyorlar!” buyurdun.31            

Muvahhid mü"minler için en güzel örnek olan32 Rasulullah (s.a.s.) böyle davranmıştı… O"nun varisleri olan Muvahhid mü"minler de,33 O"nun Sünneti üzere hareket etmeli, tebliğ, davet ve irşâd cihadında çok sabırlı davranıp, sıkıntılara tahammül etmelidirler… İslâm dâvâsı uğrunda ve Allah"ın hükümlerinin yeniden hayata hâkim olması yolunda hiç bıkmadan cehd ve gayrete devam etmelidirler… Çünkü yüz yıldan beridir işgal edilen İslâm topraklarında egemen olan tağutlar, şirk ve cehâlet kültürüyle nesilleri ifsâd edip “bilmez” bir hâle getirdiler…

Muvahhid mü"minler, günün, şartlarını göz önünde bulundurarak imandan ve İslâm"dan hiçbir taviz vermeden, önderleri Rasulullah (s.a.s.) gibi davranarak insanları uyandırmaya, Allah"a davet etmeye devam etmelidirler…

Dipnotlar:

1-       A"râf, 7/24-25.

 

2-       Taha, 20/55.

 

3-       Bakara, 2/38.

 

4-       İmam Ebu"l-Ferec Cemâleddin Abdurrahman Ali ibn Muhammed Cevzî,  Zadül"l- Mesir Fi İlmi"t- Tefsir, Çev. Doç. Dr.Abdulvehhab Öztürk, İst. 2009, C.1, Sh. 73.

 

5-       Bakara, 2/213.

 

6-       Ebu"l- Leys Semerkandî, Tefsiru"l-Kur"ân, Sadeleştiren: Mehmet Karadeniz, İst. 1993, C.1, Sh.238- 239.

 

7-       Yunus, 10/47.

 

8-       Hicr, 15/10. Rum, 30/47.

 

9-       Fatır, 35/24.

 

10-  İbrahim, 14/4.

 

11-  Nahl, 16/36.

 

12-  Nisa, 4/64.

 

13-  Mü"minun, 23/44.

 

14-  Âl-i İmrân, 3/184.

 

15-  Nahl, 16/113.

 

16-  Âl-i İmrân, 3/112-181.

 

17-  İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri- Tefsiru"l-Kur"ânu"l-Azîm, Çev. Dr. Savaş Kocabaş, İst. 2010, C.2, Sh, 495. İbn Ebi Hâtim"den.

 

18-  Sahih-i Buhârî, Kitabu İstitabeti"l- Mürtedin, B.4, Hds.11

 

Kitabu"l-Enbiya, B. 56, Hds. 144.

 

Sahih-i Müslim, Kitabu"l- Cihad ve"s- Siyer, B. 37, Hds. 105

 

Sünen-i İbn Mace, Kitabu"l- Fiten, B. 23, Hds. 4025.

 

Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.1, Sh. 380, 432, 441. 

 

19-  Nahl, 16/38. Zümer, 39/49. En"âm, 6/37.

 

20-  Yunus, 10/89.

 

21-  En"âm, 6/116.

 

22-  Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbn Mace Tercemesi ve Şerhi, İst. 1983, C.10, Sh. 250.

 

23-  İbn Hacer el-Askalânî, Fethu"l-Bârî- Muhtasar, Çev. M. Beşir Eryarsoy- Halil Aldemir, İst. 2007, C. 8, Sh. 131-132.

 

24-  Mü"min, 40/1-5.

 

25-  İbn Hacer- Askalânî, A.g.e. C. 13, Sh. 515.

 

26-  Enbiye, 21/107.

 

27-  Âl-i İmrân, 3/164.

 

28-  Sahih-i Buhâri, Kitabu"l-Mağâzî, B.25, Hds. 111.     Sahih-i Müslim, Kitabu"l- Cihad ve"s-Siyer, B. 38, Hds. 106.    

 

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau"z-Zavâid ve Menbau"l-Fevâid, çev. İlker Mermer, İst. 2011, C.10, Sh. 280, Hds. 10098. Ebu Ya"lâ Müsned"den.

 

Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.2, Sh. 317.

 

29-  Sahih-i Müslim, Kitabu"l- Cihad ve"s-Siyer, B. 37, Hds. 104.

 

Sahih-i Buhârî, Kitabu"l- Mağâzî, B. 22 (Bab başlığında)

 

Sünen-i İbn Mace, Kitabu"l- Fiten, B. 23, Hds. 4027.

 

Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru"l- Kur"ân, B.4, Hds. 3187-3188.

 

Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.3, Sh. 99, 178, 201, 253.

 

30- Nûreddin el- Heysemî, A.g.e. C.10, Sh. 208, Hds. 10097.

 

Not: Hadisi Taberânî. (Mu"cemu"l- Kebîr, Hds. 5694) rivayet etmiş olup ravileri, Sahih"in ravileridir.

 

31- Kadı Iyaz, Şifâ-i Şerif, çev. Halil İbrahim sunar, İst. 2009, C.1, Sh.81. (Arapça metni ile)

 

32-  Bkz. Ahzab, 33/21.

 

33-  Bkz. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu"l-İlm, B.1, Hds. 3641.

 

Sünen-i Tirmizî, Kitabu"l- İlm, B. 19, Hds. 2822.

vuslat

Bu yazı toplam 4555 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim