• BIST 89.940
  • Altın 145,207
  • Dolar 3,6228
  • Euro 3,9026
  • Ankara 14 °C
  • İstanbul 12 °C
  • Konya 10 °C
  • Antalya 21 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Erzurum 2 °C
  • İzmir 18 °C
  • Rize 11 °C

Danışıklı dövüş olmasın!

Ahmet Varol

İki gün önce Basra Körfezi’nde bir ABD yük gemisine İran güçleri tarafından el konduğu, sonra da Bender Abbas limanına götürüldüğü haberleri yayınlandı. Haberi önce Suudi Arabistan güdümlü El-Arabiya kanalı yayınlandı. Fakat İran’ın Fars Haber Ajansı da hızlı bir şekilde doğruladı. Pentagon yani ABD’nin askerî mekanizmasının genel merkezi de resmî açıklama ile doğrulamakta gecikmedi.

Televizyon kanalları bu tür flaş haberleri ilk yayınlayan olmaktan hoşlanırlar. Dolayısıyla haberin ilk Suud politikasını desteklemesiyle tanınan El-Arabiya tarafından yayınlanması bu kanal açısından, kritik bir konuyla ilgili haberi kamuoyuna duyurma yarışında öne geçmenin ötesinde bir anlam taşımaz. Fakat haberin önce ona sızdırılması, operasyona propaganda görünümü verme politikasının üstünü kapatma taktiği olabilir. Ama haberin ilgili taraflarca hızla doğrulanması bu niyeti biraz açığa çıkarıyor.

Böyle bir operasyonun tam da kellerin ortaya çıktığı bir döneme denk getirilmesinin tesadüf olduğunu sanmıyoruz. Şimdiye kadar çoğunlukla perde arkasında yürütülen ABD - İran ilişkilerinin son dönemdeki bazı önemli ilişkilerle açığa çıktığı gözlemleniyor. Bu gözlem gerek ABD’de gerekse İslam dünyasında muhtelif siyasi yorumlara yansıdı. İlişkilerin güçlenmesi stratejik hesaplar açısından her iki tarafın da lehine olmakla birlikte henüz buna zihnen hazırlanmamış kalabalıklar karşısında fikri altyapı açısından da sorun oluşturuyor. O yüzden dönüşüm aşamasında kellerin çok hızlı bir şekilde açığa çıkması hiçbir tarafın yararına değildir. Çünkü kitlelere dönük politik tavırlarda kullanılan tüm araçların, propaganda malzemelerinin birden çöpe atılması, kullanılmaz hale getirilmesi tarafların hiçbirine yarar sağlamaz. Böyle bir şey ABD’nin Arap yarımadasına dönük olarak izlediği denge politikasının uygulanmasını ve son aşamasına gelinen “nükleer teknoloji” ile ilgili anlaşmanın perde arkasına dair kısmının kapatılmasını da zorlaştıracaktır.

Irak’ta “IŞİD’e karşı savaş” numarasıyla Bağdat yönetimini sıkıştıran kabilelere yönelik savaşta, Suriye’de yine aynı oyunla Baas rejimini köşeye sıkıştıran muhtelif direniş gruplarına dönük saldırılarda, Yemen’de de El-Kaide’ye karşı savaş oyunuyla Husi militanlarıyla çarpışma halindeki kabilelere darbe vurmak amacıyla aynı hedefleri vuran iki müttefik güçten birinin Basra Körfezi’nde “kara sularını ihlal” gerekçesiyle bir kargo gemisine önce ateş açması sonra da el koyup bir ulusal limana götürmesi samimi görünüm arz etmiyor.

Şimdiye kadar ABD savaş gemileri Basra Körfezi’nin her tarafında salvo atarken, “gidin burdan, kafamızı şişirmeyin” demeye bile kalkışmayan İran’ın, bugün nükleer teknolojiyle ilgili anlaşmanın en hassas noktasına geldiği, Irak, Suriye ve Yemen konusunda ABD’nin denge politikasına en çok ihtiyaç duyduğu bir sırada, bir kargo gemisinin birazcık kara sularını ihlal etmesi sebebiyle ona el koyması ve gerginliğe neden olması inandırıcılıktan uzak görünüyor. Aynı şey bütün bu konularda ilişkilerini sürdürmeye ve uzlaşmanın önünü açık tutmaya ihtiyaç duyan ABD için de söz konusudur. Dolayısıyla yanlışlıkla biraz sınırı aşan kargo gemisine İranlı yetkililer; “defolun gidin, burası bizim kara sularımız!” deseydi Amerikalı kaptanlar kesinlikle kuyruklarını toplayıp gitmeyi tercih ederlerdi. Eğer ki işin arka planında bir taktik ve numara olmasaydı İranlı yetkililer de ateş açıp gemiye el koymak yerine; “lütfen buradan çıkar mısınız, burası bizim kara sularımız!” demeyi tercih ederlerdi.

Irak işgali esnasında İran’la perde arkasında işbirliği yapan ABD’nin, perdenin çok fazla açılmasına ve arkasının görünmesine fırsat vermemek için İran’la bayağı gerginlik halleri yaşamıştı. Ama hepsinin balon çıktığını da unutmuş değiliz.

Bir yandan bu gerginlik yaşanırken diğer yandan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikasından Sorumlu Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’nin Tahran yönetiminden Suriye’de aktif ama “olumlu (!)” rol oynamasını istemesi de düşündürücü. Suriye’de artık Baas sultasının askeri yönden bittiği, savaşı İran’ın sürdürdüğü biliniyor. Yani savaşın iki tarafından biri durumundaki güç nasıl “olumlu aracılık” yapabilecek? Belli ki birtakım ortak hesaplara kılıf bulunmasına çalışılıyor.

yeniakit

Bu yazı toplam 310 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim