• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • Ankara -3 °C
  • İstanbul 4 °C
  • Konya 4 °C
  • Antalya 10 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Erzurum 1 °C
  • İzmir 7 °C
  • Rize 7 °C

Cenevre’de su dövmek

Ahmet Varol

II. Cenevre Görüşmeleri başlığıyla İsviçre’de yürütülen son görüşmelerden Suriye meselesinin çözümü için bir ilerleme kaydedilemese de bundan Baas rejimi her yönüyle kârlı çıkmıştır.

Baas’ın kârlı çıkmasının tek sebebi bundan önceki yazımızda dile getirdiğimiz üzere BM ve Arap Birliği Suriye Özel Temsilcisi el-Ahdar el-İbrahimi’nin aynen Baas ağzını kullanarak, zulme karşı direnen oluşumları “terör örgütleri” olarak tanımlarken, Baas vahşeti hesabına korkunç katliamlar yapan Şebbiha çetelerini doğrudan hedefe yerleştiren açık tavır ortaya koymaktan bile çekinmesinden ileri gelmiyor. BM’nin ve onu temsil eden el-İbrahimi’nin taraflı tutumu ve Baas’ı kurtarma çabaları her aşamada karşımıza çıktı.

Fakat ondan önce, esasta savaş suçlusu sıfatıyla mahkemeye sevk edilmeleri gereken işkencecilerin, katliamcıların, sivil toplulukları kimyasal silahlarla ve varil bombalarıyla imha ederek saltanatlarını korumaya çalışanların diplomatik taraf olarak muhatap alınmaları her yönden Baas’ın yararına olmuştur.

II. Cenevre Görüşmeleri’nin başlamasından hemen önce, bu rejimin on bir bin insanı korkunç işkencelerle katlettiğinin fotoğraflarla belgelenmesine rağmen görüşmeleri organize edenlerin bu belgeleri pek dikkate almak istemedikleri, görüşmeleri uzaktan kumanda eden güçlerin de sadece vaziyeti kurtarma amaçlı göstermelik tepki ve kınamalarla yetindikleri gözlemlendi. Çünkü bu belgelerin dikkate alınması ve rapor edilerek failler hakkında soruşturma başlatılması durumunda Baas yetkililerinin savaş suçlusu sayılmaları gerekecekti. Savaş suçlularının da diplomatik taraf kabul edilip masaya oturtulmaları mümkün olmayacaktı.

Suriye direnişi açısından ise bütün bu zulüm ve katliamların sorumlusunun diplomatik taraf kabul edildiği bir süreç başlatılması hiçbir şekilde kazanım sayılmaz. Suriye halkı ve direnişi açısından diplomatik alanda bir kazanım sağlanabilmesi en başta Baas’ın suçlu kabul edilip formülden kesin çıkarılması, çözümün ise onunla birlikte değil onun yer almayacağı ve sadece Suriye halkını temsil konumunda olan siyasi oluşumların iştirak edeceği bir süreç başlatılmasıyla mümkün olabilecektir.

Yürütülen görüşmelerden veya aynı strateji üzere başlatılması muhtemel yeni bir süreçten çözüm çıkarılması pek mümkün görünmüyor. Bunun birkaç sebebi var.

Birinci olarak, katılan tarafların her birinin amacı farklıdır. Baas’ın amacı kısa vadede ve kan dökülmesine son verecek bir çözüm üretilmesinin önünü açmak değil, kendinin diplomatik alanda taraf ve muhatap kabul edilmesini ve suçluluğunun üzerinin örtülmesini sağlamak, “halkla değil terörle savaştığı” iddiasında kullandığı üslûbu diplomatik alana taşımak ve arkasındaki desteği halkı biraz daha yıpratmada kullanmak için zaman kazanmaktı. Ne yazık ki bu konuda arzuladığını da elde etmiştir ve daha fazlası için çaba sarf edeceğini sanmıyoruz. Muhalif taraf sorunun uluslararası alanda ele alınmasını ve  kan dökülmesinin durdurulmasını arzuluyordu. Ama global güçlerin önceliğinin bu olmadığı, asıl önceliklerinin yeni yapılanmada İslâmî direnişin önünün kapatılması olduğu artık bütün açıklığıyla ortaya çıkmıştır.

İkinci olarak, fiili mücadeleyi yürüten oluşumlar görüşmeleri prensipte reddediyor ve çıkacak sonuçlara da uymayacaklarını söylüyorlar. Dolayısıyla görüşmelerde bir ittifak sağlansa da bunun uygulamaya geçirilmesi mümkün olmayacaktır. Bunu Baas ve arkasında duran global güçler de biliyor. Ama siyasi bir ittifak sonrasında direnişi “terör” olarak tanımlamayı muhalif tarafa da kabul ettirmeyi ve direniş gruplarını kıskaca almayı umuyorlar. Fakat böyle bir şeyin bu aşamada mümkün olmadığını bildiklerinden Filistin’deki Oslo sürecine benzer yeni bir süreç başlatma hevesindeler.

Üçüncü olarak, Baas rejimi İslâmi direnişin siyasi iktidarda etkili olmasını istemeyen global güçlerin kendisine ihtiyaç duyduklarını ve desteklerini sürdürmek zorunda olduklarını düşünüyor. Saldırılarında bu derece cüretkâr davranırken siyasi pazarlıklarda kendi isteklerinin kabul edilmesi için kabadayıca davranabilmesi ve çekilme tehditlerinde bulunması da bu yüzdendir. Oysa çekilmek onun lehine değil aleyhine sonuç doğuracaktır. Asıl çekilmekten kârlı çıkacak taraf muhalif taraftır.

yeniakit

Bu yazı toplam 669 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim