• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Ankara 13 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Konya 12 °C
  • Antalya 17 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Erzurum 4 °C
  • İzmir 12 °C
  • Rize 11 °C

Camp David’deki Körfez-ABD Zirvesi

Ahmet Varol

ABD’nin özellikle yönetici kadrosunun tatil ve dinlenme yeri olarak bilinen Camp David aynı zamanda uluslararası görüşmeler, anlaşmalar, toplantılar ve buluşmalar ile de epey ismini duyurdu. Arap dünyasındaki zulüm yönetimlerinin Filistin davasına açıktan ihanet ettikleri ilk anlaşmanın imzalandığı yer olması sebebiyle de bu anlaşmayla birlikte ismi çokça anıldı. O yüzden Mısır’ın yirminci asır Firavunlarından Enver Sâdât’ın işgalci siyonistlerle imzaladığı Camp David Anlaşması’nın Camp David’in kendisinden daha ünlü olduğunu söyleyebiliriz. 

Bu tatil beldesinde geçtiğimiz günlerde önemli bir uluslararası toplantı gerçekleştirildi. Türkiye’de seçim çalışmalarının zihinleri meşgul etmesi sebebiyle pek gündeme gelmeyen bu toplantı Arap dünyasında son günlerde gündemin ana konularından biriydi. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi Arap ülkelerinin liderleriyle ABD Başkanı Obama’yı bir araya getiren toplantının amacı bu ülkeler arasındaki ilişkileri yeniden düzenlemek ve aralarındaki işbirliğini güçlendirmekti. 

Özellikle son dönemde Yemen’de meydana gelen olaylar sonrasında ortaya çıkan durum Camp David’deki KİK-ABD Zirvesi’nin biraz daha önem kazanmasına neden olmuştu. Çünkü daha önce muhtelif yazılarımızda da dile getirdiğimiz üzere bu ülkede halkın zulüm rejimine karşı elde ettiği zaferin geri alınması amacıyla başlatılan fitne savaşında hesaplar ortaktı. Ama sonrasında güç kavgası başladı. Bu kavgada ABD, perdenin önünde Arap ülkelerinin yanında saf tutmasına rağmen izlediği denge politikası gereği perdenin arkasında İran’a destek verdi. İnsansız hava araçlarıyla yaptığı saldırılarda sürekli İran’ın beslediği Husi militanları rahatsız edenlere ait hedefleri vururken, BM vasıtasıyla tayin edilen sözde Yemen özel temsilcisinin de Husi postacılığını yapması bunu gösteriyordu. ABD, İran’ın bileğini güçlendiren tutumunu sadece Yemen’de değil Irak ve Suriye’ye dönük politikalarında da belli etti. IŞİD’i bahane ederek Bağdat yönetimini ve Baas rejimini rahatlatan strateji izlemesi dikkatlerden kaçmadı. 

Başlarını Suudi Arabistan’ın çektiği KİK ülkeleri IŞİD bahanesiyle oluşturulan koalisyonda yer almalarına rağmen İran’ın Husiler vasıtasıyla Yemen’e yerleşmesinden rahatsız olduklarından orada kontrolü kaybetmemek için çözümü askerî müdahalede aradılar. Fakat izledikleri tutum böyle bir atağı ABD’ye rağmen değil onunla birlikte yürütmek istediklerini gösteriyor. 

Diğer yandan ABD de her ne kadar İran’ı bölge ülkelerine karşı bir tehdit gerekçesi olarak değerlendirmek için bir yere kadar önünü açmak istiyorsa da çok fazla güçlenmesine fırsat verme yanlısı değil. O durumda dengelerin kendi çıkarları ve hesapları aleyhine bozulması ihtimali var. Arap yarımadası ülkeleriyle çıkar ilişkilerinin zarar görmesini ve hesapların bozulmasını da istemiyor. 

Camp David’deki son KİK-ABD Zirvesi’nde sergilenen tutum orada masaya oturan her iki tarafın da böyle bir denge politikası sergilemeye çalıştığını gösteriyor. 

ABD’nin şimdi çok farklı tellerde oynamaya çalıştığı ve geçmişe nispetle daha hassas hesaplara göre bir siyaset sergileme ihtiyacı duyduğu anlaşılıyor. Bunda tabii tek merkezli dünya teorisinin tamamen çökmesinin dolayısıyla küresel ve diplomatik şartların büyük ölçüde değişmesinin önemli rolü var. Bölgesel güçler de ellerindeki avantajları masaya koyabiliyor ve çıkar hesaplarıyla ilgili pazarlıklarda değerlendirebiliyorlar. Ama karşılarına aldıkları tarafların hesaplarını da tamamen yok sayamıyor, avantajlarını gözardı edemiyorlar. 

Yerel güçlerin henüz küresel güçler karşısında kendilerini epey zayıf hissetmelerinin en önemli sebebi ise hâlâ kendi halklarıyla barışık olmamalarıdır. Suudi Arabistan’da Kral Selman’ın tahta oturmasından sonra biraz daha bağımsız politika geliştirmeye çalıştığı sanılıyor. Ama hâla çok sayıda ilim adamı sırf düşüncesinden ve siyasi çizgisinden dolayı ya hapiste veya izleme altındadır. Körfez’deki devletçiklerde ise Arap dünyasındaki halk ayaklanmalarından sonra artan resmi terör ve baskı hiçbir yumuşama söz konusu olmadan sürüyor. Dolayısıyla geçmişte yaşananlardan ders çıkarmamız ve çıkar hesaplarına dayalı strateji oyunlarına aldanarak zulüm gerçeğini gözardı etmememiz gerekir. 

yeniakit

Bu yazı toplam 480 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim