• BIST 89.113
  • Altın 146,730
  • Dolar 3,6439
  • Euro 3,9308
  • Ankara 15 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Konya 13 °C
  • Antalya 19 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Erzurum 8 °C
  • İzmir 20 °C
  • Rize 11 °C

Boş Vakit mi Dediniz? O da Ne ki!?

Ahmed Kalkan

Yaz geldi, cehennemi hatırlatan sıcaklarla birlikte çocuklar için ve çocuk kafalılar için tatil başladı. Zorlukların yerini kolaylığın alması, yorgunluğun giderilmesi için en güzel yol, bir başka güzel işe geçip o faâliyetle dinlenmek ve Rabbe rağbet etmektir (bkz. 94/İnşirâh 7-8). Müslüman açısından “boş kalmak, işlevsiz olmak” anlamında “tatil”, sığınak değil; şeytânî bir tuzaktır. Şuurlu bir mü"min, “din”lenmeden dinlenemeyeceğini bilir.

 “Boş zaman” kavramı, aynen “tatil” gibi, modern çağın zihnimize ve oradan da tüm organlarımıza bulaştırdığı bir virüstür. İslâm kültüründe “boş vakit” kavramına yer yoktur. Çünkü dinimiz, zamanlarımızı her ânından hesaba çekileceğimiz bilinciyle hep dolu dolu geçirmemizi ister. Hayatımızın her dakikasını planlayan İslâm adlı bir disiplinden vazgeçmenin acılarını her alanda yaşıyoruz. Düğünlerin, programların belirtilen saatte başladığı pek nâdirdir. Zamanında gelenler, uzunca boşa bekletilerek cezalandırılırken, program geciktirilerek gecikenler ödüllendirilir. Randevu saatlerine pek uyulmaz; beş-on dakikalık gecikmenin üzerinde bile durulmaz. Suçlu da bellidir zaten : Trafik ve yoğunluk. Günümüzde roller o kadar değişmiş ki… Batılılar bütün zamanlarını planlarken Doğulu insanların vakitleri hep beklemekle geçer. Batılı bir üniversitede profesörün biri derste Doğu ile Batının farklarını uzun uzun anlatırken, öğrencinin biri soruyor: “Hocam, dünya yuvarlak, kuzeyle güney arasında da bir çizgi yok. Neresi Batıdır, neresi Doğu? Sınır nereden başlar, nerede biter?” Hoca, kısa bir müddet durup düşündükten sonra cevap veriyor: “Doğuya doğru gidin; otogarlarda, istasyonlarda, hava meydanlarında, otobüs duraklarında insanların uzun müddet beklediğini gördüğünüz, kahvehane ve benzeri yerlerde saatlerce boş boş oturulup vakit öldürüldüğüne şahit olduğunuz yerler Doğudur” diyor. Bu, kendini beğenmiş Batılının yanıldığını söylemek isterdik, ama günümüz gerçekliğine bakarak söyleyemiyoruz; inşaallah yarın tam tersini ispatlayacağız; boş vakti hoş vakte çevirerek. Gelecek, zamanlarını programlı ve verimli kullananların olacak. Düzenli çalışan “az”lar, tembel “çok”lara galip gelecek.

 

Boşvermiş İnsanların Boşluğa Atılıp Boşa Geçirdikleri Kayıp Zaman: Boş Vakit

Vakit öldürmek ne demektir? Bir şahıs vardır 40–50 yıllık ömrüne o kadar çok eser ve güzellikler sığdırmıştır ki sayamazsınız. Bir şahıs da vardır, hayatı tümüyle boşa geçmiştir, ot gibi yaşamış, ot gibi kuruyup toprak olmuş, unutulup gitmiştir. İnsan vardır, 24 saatini dolu dolu değerlendirir, bir aylık bereketli netice alır. Bir insan vardır, hep vakit yokluğundan, yoğunluktan şikâyet eder, tembelliğine zaman yokluğu bahanesini gerekçe gösterir. Biz hangi insan tipindeniz? Hepimiz bunu vicdanımıza ve ortaya koyduğumuz eserlere bakarak cevaplayalım. Güzelim vakti, öldürmeye değil, ihyâ etmeye çalışalım. Boş geçmeye ayrılan ölü vakitleri diriltelim, böylece kendimiz de canlanıp dirilelim. 

Helâl işlemler yapmak üzere kurulmuş fâizsiz bir İslâmî Bankada bir hesap sahibi olduğunuzu düşünün, hesabınıza her sabah 86.400 lira para yatırılıyor, fakat bu paranın hepsini akşama kadar harcamak zorundasınız, ertesi güne transfer edemiyorsunuz. Paranızı kullansanız da kullanmasanız da hesap her akşam sıfırlanıyor. Ne yaparsınız? Tabii ki hepsini harcamaya çalışırsınız. Hepimiz “zaman” adlı bu bankanın müşterileriyiz. Her sabah 86.400 saniyeye sahip oluyoruz, her akşam, gün boyunca kullanmadığımız saniyelerimiz kadar zarara girmiş oluyoruz, yarına transfer edemiyoruz. Her sabah hesabımız sonuna kadar eksiksiz dolar, her akşam boşalır. Geri dönüş yok, saniyelerimizi “şu ân”ı yaşayarak harcamalıyız. Hayır! Ne harcamalı, ne harcanmalıyız; zamanımızı, zamanın en küçük dilimi olan her ânı, en iyi şekilde değerlendirmeli ve zaman adlı bu zenginlikle değerlenmeliyiz. Zaman denilen nimeti çok iyi bir yatırıma dönüştürebiliriz. İbâdet, sâlih amel, cihad ve Allah"a yaklaşma için! Zaman kaçıyor. Her ân Allah"a kulluğun en güzelini sergilemeliyiz. Her gün işimizin en iyisini yapmalıyız ki mirasyedi savurganlığıyla sarhoş olmayalım, ayık ve uyanık olalım. Sermayesi olmadığını sanan gâfil insan, ne şikâyet edip duruyorsun? Değerlendirilecek zamandan daha büyük sermaye mi olur?

 

Zaman Denilen Hazine

Bu hazineyle neler alınmaz ki? Sağlık, mutluluk, başarı… Bu varlığın kıymetini bilmeyenler, en büyük nimetin farkında olmayanlardır. Zaman kaçıyor. Zaman bir av, hepimiz de bir avcıyız, dünya da bir avlanma alanı. Biz onu avlamazsak o bizi avlayacak. Ne demişler: “Ava giden avlanır.” Ya avını tutarak veya av sandıklarının avı olarak avlanır. Yani avlanırken özne olmak da mümkün, nesne olmak da. Bir taraftan “vakit nakittir” derken, yani “değerlendirilen zaman paradır, en az para kadar kıymetlidir” demek isterken, diğer taraftan “zaman öldürmek” istiyoruz. Katilliğin (intiharın mı demeli?) bu kadar trajikomiğine gülünmez, olsa olsa ağlanır. Ama Mehmed Âkif"in de dediği gibi, “bırakın gülmeyi, ağlamaya bile vaktimiz yok.” “Felekten bir gün çalmak” da benzer kapıya çıkıyor. Gayrı meşrû eğlenmeye bu ad verilirken, feleğe (daha doğrusu şeytana) gününü çaldırdığını fark etmiyor insan.

Vakit nakittir dense de, zaman nakit değildir. Öyle olsaydı çarşıda, pazarda alınıp satılırdı. Ama nakit zamandır, kazandığımız ve harcadığımız her liranın arkasında, onun uğrunda harcanılan hayatımız vardır. Çarşıdaki her mal ve pazardaki her hizmetin temel ölçüsü, o mal ve hizmet üretilirken harcanan yaşam süreleridir. Nakit/para, o hayat sürelerine biçtiğimiz değerdir. Ve her şey böyle olunca hayat denilen mûcize ne kadar ucuza gider yâ Rabbi! Bir Arap atasözü şöyledir: Yakutlar vakitlerle satın alınabilir, ama vakitler yakutlarla satın alınamaz. Diğer bir Arap atasözüne göre, zaman bir kılıçtır; kendisini kullanmayı bilmeyeni kesen bir kılıç...

Aslında, ahmaklar zamanı nasıl öldüreceğini, akıllılar ise nasıl kazanacağını düşünür. İnsan, zamanı öldürüyorum derken, aslında zaman da onu öldürüyor, ölüme yaklaştırıyor. Basit bir insan zamanını nasıl öldüreceğini, değerli bir in­san da nasıl kazanacağını düşünür. Evet, zamanı öldürmekten söz ederiz, ama bizi öldüren zamandır. Onun görevi seni öldürmek diyerek; ondan aceleci davranıp sen de onu öldürme. Çünkü zaman senin katilin olabileceği gibi, seni mânen dirilten de olabilir. Seni ölümsüzleştirecek de, öldükten sonra güzel yaşatacak da zamandır. Yeter ki zamane çocuğu olma, zamanın çocuğu olacağına, zaman adlı ele avuca sığmaz mâcera düşkünü varlığı iyi yönet, onunla güzel geçin.

Zamanı nasıl kullanmalıyız? Hayatımız boyunca başucumuzda, daha doğrusu başımızın içinde duran bir sorumuz olmalı ve davranışımızla vereceğimiz güzel cevabımız. Çünkü her nefes alıp verdiğimizde ömür hazinemizden biraz daha kaybediyoruz. Vaktini en güzel şekilde değerlendiren ashâb-ı kirâmın hayatlarının en zevkli ve anlamlı anları insanlara tevhid mesajını ilettikleri zamanlar idi… Bizim hayatımızın en zevkli anları keyfimiz doğrultusunda oluyorsa, onları örnek alamadığımız ortaya çıkar. Hayatı seviyorsak, zamanımızı boş geçirmemek zorundayız; çünkü zaman, hayatın ta kendisidir. Sabahleyin kaybedeceğimiz bir saatin, hatta bir dakikanın bütün gün zararını çekeriz.

 

Boş Vakit de Ne Demek?

Müslüman, her dakikasına varıncaya dek zamanını nasıl kullandığının Allah"ın huzurunda hesabı sorulacağının bilinciyle kendisine bir zaman planlaması yapmalıdır. Allah"ın biz Müslümanlardan zaman konusunda istediği nedir? Zaman denilen emaneti bize niçin vermiştir? Bu emanete ihânet nasıl ortaya çıkıyor? Allah için zamanımızı nasıl kullanmalıyız? Zamanımızı boşa harcamanın bu sorularla ne gibi bir ilişkisi vardır? Bunları iyi değerlendirmeliyiz.

 

“Boş zaman” kavramının açılımını doğru yapmalı, bu ifadeyi kullandığımızda zamana ve dünyaya bakış açımızı göstermiş olduğumuzu hatırdan çıkarmamalıyız. Gerçekten, nedir boş zaman?  Ekmek parası için sabahtan akşama kadar uğraşıp akşam evimize geldiğimizde ailemizle dolu dolu geçireceğimiz o güzelim zamanlara mı “boş” denilir? İşten arta kalan zamana “boş” dersek, sadece işi dolu kabul eden, hayatı işten ibaret sayan bir makineden farkımız olur mu? Yoksa, hayata, Allah"a kulluk ve ibadet için geldiğimize göre, ibadetlerimizden arta kalan zamana mı demeli boş zaman diye? İyi de, hayatımızın her ânını ibadet şeklinde geçireceğimize göre, boşa geçen, boş zaman kalır mı dersiniz hayatımızda? Yoksa “boş zaman diye bir şey yoktur, boşa geçirilen zaman vardır” mı demeliyiz? Ya da dünya ve âhirette karşılığını alacağımız bir hayır için, yani Allah için, O"nun rızâsını kazanma amacıyla yaptıklarımızın dışındaki her şey midir boşa geçirilen zaman?

 

Zamanımızı Boş ve Yararsız Eylemlerden Uzak Tutmalıyız

İçi boş şeyleri yüceltmenin, boş şeyler peşinde koşmanın tipik bir örneğidir futbol. Ve boş şeylerle avutulup boşluk içinde bırakılan boş vermişlerin afyonudur müzik, eğlence ve her tür tembellik. Her biri usta birer illüzyonist olan egemen güçler; futbol, müzik, chat ve benzeri eğlencelerle halkı hipnoz ediyorlar. Gözleri bağlanmış, başka bir şeyi görüp düşünemeyen gençler sürüleşsin, çoban rolündeki kurtları fark edemesin diye. Meşhurdur: İspanya"yı 1935-1975 yıllarında tam 40 yıl yönetmiş olan General Franco; “bu kadar uzun yıllar iktidarda nasıl kaldın?” diyenlere bu işin sırrını şöyle açıklamıştı: “Üç F sayesinde; halkı üç F ile meşgul ettim…” Üç F dediği şeyler: Futbol, Fiesta (eğlence), Femenino (kadın).

Evet, çağdaş yönetimler iktidarlarını halkı müzikle, sinema ile, TV., internet, atari, playstation türü eğlencelerle gütmenin dayanılmaz hafifliğini sergiliyor. Bunlara, at yarışları ve başına milli kelimesini bile eklemekten çekinmedikleri piyango diye adlandırdıkları her çeşit kumarı da eklemek gerekiyor. Bir namaz vaktinde bir büyük câmide kaç kişi Allah"a ibâdet için toplanabiliyor, bir de maç zamanında stadyum denilen bir tapınakta kaç kişi bir araya geliyor? Maça gidemeyen yüz binlerin (hayır, milyonların) TV.lerin içine girecekmiş gibi kendini kaptırarak izlemeleri… “Bu nasıl sevgidir, nasıl huşûdur, nasıl gönül verip bağlılık sergilemedir?” gibi soruları “ibâdet/tapınma” kelimeleriyle ancak açıklayabilirsiniz. Modern gençlik, hayatı bir futbol topunun ya da bilgisayar monitörünün içine sığdırmaya çalışmakta… Oyun ve eğlenceyi en önemli, en hayatî şeyleri de oyun saymakta. Bu tabloda, haklarını yemeyelim; düzenin ve medyanın büyük katkısı var, övünebilirler istedikleri kadar. İnsanların acılarını geçici olarak dindirir uyuşturucular; ama kalıcı hasarları varmış, insanın geleceğini harap edermiş kimin umurunda? Câmilerden daha büyük müzikhollerde kalabalıklar şarkılarla, on binlik beşiklerde kitleler futbol ninnisiyle, milyonlar TV. karşısında dizi dizi dizilerle nasıl uyutulmaktadır, uyumayan insan bunu rahatlıkla görür. “Bütün zamanını alıp insanın enerjisini israf ettiren ve boş şeyler uğruna bu kadar paralar harcatan ne varsa gençlerimiz baş tacı edinmiş” dedirtmemeli şuurlu gençler. Delikanlı, delicesine akan kanını, enerjisini kendini ve toplumunu hayra doğru değiştirmeye vermeli. Kendine sahip ve hâkim olamayan genç neye sahip olabilir ki…

Düşünsenize akşam yorgun-argın evinize gelmişsiniz. Evinize, mutluluk yuvanıza… Oğlunuz, her akşam, her gece olduğu gibi yine internetin başında kendisine hiçbir fayda vermeyecek boş bir işle uğraşıyor. Kızınız kulağına aypotunu almış bir köşeye çekilmiş, arada elini oynatarak belini kıvırtarak müzik dinliyor. Eşiniz gün boyunca televizyonun karşısından kalkmamış ve hâlâ izlemeye devam ediyor… Siz de sadece geçimi düşünüyor, başka şeylere önem ver(e)miyorsunuz. Bütün bunları ve buna benzer hususları “boş(a geçirilen) zaman” konusuyla beraber değerlendirin. Ve ülkenin geleceğinin nasıl olacağını tahmin edin…

 

Hayatın Amacı Kulluk, Kulluğun Aracı Zaman

Zaman nimetini bizlere bahşeden Allah: “Ben insanları ve cinleri ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım” (51/Zâriyât, 56) diyor. Yaratılış amacına ancak zaman adlı araçla ulaşabileceğimizi unutmayalım. Biraz da zaman adlı büyük nimete dikkat çekmek için olacak; dinimizde hemen tüm ibâdetler zamanla bağlantılı. İslâm"da tüm ibâdetler, gün gibi kısa ve sene gibi uzun zaman dilimlerine göre ayar­lanmış. Meselâ; yılda belirli bir ayda tutulan oruca bir-kaç dakika geç başlayıp orucu birkaç dakika erken açmanın bu ibadeti bozacağı bilinir. Bir vaktin zamanı girmeden o vaktin namazının kılınmayacağını ve vakti çıkınca sevabın da kaçıp gideceğini hepimiz biliriz. İbadetlerin zamanla bağlantısının bir amacı da, insanların vakitlerini düzene koymalarını sağlamak olmalıdır. Orucu tam vaktinde açan insan bir dakikanın önemini çok iyi bilir. O yüzden mü"minler boşa geçirdikleri her vakitten, her dakikadan, yani halkın boş vakit dediği şeyden hesaba çekileceklerini bilmek zorundadır: “Onlar ki, lağvdan (boş ve yararsız şeylerden) yüz çevirirler.” (23/Mü"minûn, 3). Kurtuluşa erecek mü"minlerin özelliği olarak böyle buyrulur Kur"an"da. Yine, her dakikamızdan hesap sorulacağını unutmamalıyız: “Kim zerre miktarı hayır işlerse onu (karşılığını) görür, kim zerre kadar şer işlerse onu(n cezasını) görür.” (99/Zilzâl, 7-8). Ölmeden, o büyük hesaba muhâtap olmadan önce kendimizi hesaba çekmek, zamanımızın kıymetini bilmek zorundayız. Zamanımızı ibadetlerimize göre ayarlamamız gerekiyorken, namazlarımızı işten veya eğlenceden boşta kalan kısa sürelere mi sıkıştırıyoruz, yoksa başta namaz olmak üzere tüm ibadetlerimizi her şeyin önüne alarak işlerimizi ona göre mi ayarlıyoruz? Ölmeden, o büyük hesaba muhâtap olmadan önce kendimizi hesaba çekmek, zamanımızın kıymetini bilmek zorundayız. Zamanımızı ibadetlerimize göre ayarlamamız gerekiyorken, namazlarımızı işten veya eğlenceden boşta kalan kısa sürelere mi sıkıştırıyoruz, yoksa başta namaz olmak üzere tüm ibadetlerimizi her şeyin önüne alarak işlerimizi ona göre mi ayarlıyoruz?

Unutmayalım; faydasız şey, aslında zararlı olan şeydir, kayıptır. Hayır için kullanmadığımız zamanlar hayırsızdır, şerle geçmiştir. 63 yıllık ömrüne 63 asırlık iş sığdıran o yüce insan, tek önderimiz Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:“Kıyâmet gününde bir insan, şu dört şeyden sorulmadıkça hiçbir yere gidemez. 1- Ömrünü nerede tükettiğinden, 2- Gençliğini nasıl harcadığından, 3- Malını nereden kazanıp nereye sarf ettiğinden, 4- İlmiyle nasıl amel ettiğinden.” (Tirmizî, Kıyâmet 1). Zamana uymayıp zamanını Rabbinin ölçülerine uyduran ve bilgisizlik çağını her saniyesinin insana huzur verdiği mutluluk çağına çeviren Ulu Önderimiz Peygamberimiz, bir başka hadislerinde âdetâ gâfil insanın röntgenini çeker: “İnsanların çoğu iki büyük nimetten gâfildir 1- Sıhhat, 2- Boş vakit.” (Buhâri, Rikak 1; Tirmizî, Zühd 1; İbn Mace, Zühd 15).

Zamanımızı programlamayı, namazlarımıza göre ayarlamalıyız. Namaz, zamanı planlama ve doğru kullanma alışkanlığı kazandırır. Akşam evimize geldiğimizde yemeğimizi ailemizle birlikte yesek, yemekten sonra oturup faydalı konularda sohbet etmeye başlasak, güzel bir kitap açıp okuyarak beraberce tahliller yapsak... Aynen Peygamber Efendimiz"in o dar zamanda Dâru"l-Erkam"da, ashâbını yetiştirdiği gibi, Suffe"de sahabîlerini eğittiği gibi, biz de ehlimizi ateşten koruyacak şekilde yetiştirmeye çalışsak ve kendi canlılığımızı hayat veren mesajla koruyup sürdürsek... Kendimizle, eşimiz ve çocuklarımızla, akrabalarımızla, komşularımızla ilgilensek, dâvâmıza gereği gibi ve gerektiği kadar sahip çıksak, her nefes aldığımızı bizi ölümden kurtaran büyük bir nimet bilerek o oksijeni veren ve bizi ondan yararlandıran Zât"a şükretsek, O"nu tefekkür etsek, O"nun hükmüyle hayat bulsak… Evet, bunlarla vaktimizi değerlendirsek “boş zaman” diye bir boşluk kalır mı hayatımızda?

Günümüz insanı, sanki hiç ölmeyecekmiş ve hesaba çekilmeyecekmiş gibi yaşıyor. Dünyaya imtihan için değil, geçim veya seçim için geldiğini sanıyor. Dünyevîleşmenin daha dünyadayken avans cinsinden cezasını tadıyor. Zamanın bereketini yok edecek şekilde onu bozuk para gibi harcıyor. Teknolojik aygıtlar, hayatı kolaylaştırıp modern insan için bolca boş vakit ayırmayı hedeflediği halde modern insan, boş vakti olmadığından yakınıyor. Temposu çok arttığı ve nice araç-gereç kullandığı halde, insan kendini düşünecek zaman bulamıyor; çevresine, ailesine, çocuklarına zaman ayıramıyor. İbâdete ve okumaya ise zaten hiç vakit bulamayacak hale geliyor. İbâdet/kulluk için yaratılan insan, önem sırasını öylesine altüst etmiş ki, işinden, gücünden, eğlencesinden vs. vakit kalırsa, birkaç dakikasını kulluğa ve ibâdete verebiliyorsa veriyor. Kulluktan çok daha önemli sandığı şeylere öncelik tanıdığı için, Allah"a ayıracak vakitlerini, olmasa da olabilecek şekilde en gerilere bırakıyor. En verimsiz zamanlarını, yorgun-argın şekilde okumaya, sohbete veya ibâdete ayırabiliyor en iyi ihtimalle. Ha bire koşturup duruyor, ekmek parası için. Gerçekten ekmek mi bu kadar pahalı ve cennetten daha kıymetli, yoksa ekmeği bu kadar yücelten insan mı (daha doğrusu onu bu hale mecbur eden düzen mi) esas suçlu, tartışılmıyor bile. Zaman: Tersten okursanız dinin direği “Namaz” oluyor. Öyle ise, zaman namaz zamanıdır, sadece Allah"a kulluk zamanıdır. 

Mutluluk başarıya, başarı ise zamanı değerlendirmeye bağlıdır. Bak, minarelerden güzel mi güzel bir ses yükseliyor: Hayye ale"s-salâh, hayye ale"l-felâh; Haydi namaza, haydi kurtuluşa!

 

Vuslat Dergisi

Bu yazı toplam 14300 defa okunmuştur.
Yorumlar
cumhurk
26 Ekim 2009 Pazartesi 19:37
SELAMÜN ALEYKÜM
HOCAM ALLAH RAZI OLSUN YANYANADA UZAKTANDA FARK ETMİYORSUN .IŞIK HER YERDEN IŞITIR.ELHAMDULLİLLAH
88.246.235.5
HATTAB Müslim
24 Ağustos 2009 Pazartesi 16:51
ümmetin nasılsa dili yok
boşzanandan bahsediyuorsunuz halbuki bugün müslümanlar iktisadi sorunlarla boguşmaktadır nizamın müslümanlar üzerine uyguladığı kapıtalizmin iktisatıdır. müslümanlara yon ikisadi sorunu cözümü göstereceğinize sanki bütün suç müslümamlardaymış gibi kendi tenbelliğinizi korkaklığınızı uyuşukluğunuzu sanki müslümanlarda varmışta onlar ortaya koymamışlar. sizin yaptığınız vermeden almak denir hocam
78.182.153.16
tahaenes
20 Ağustos 2009 Perşembe 10:48
Teşekkür
allah razı olsun hocam. istifade ettik. gayet güzel vurgular var. şuurlu ve bilinçli yani müslümanca zaman kullanım kavramı haricindeki zaman anlayışının ebter olduğunu ve zamanın kıymetini ancak müslümanın hakkıyla idrak edebileceğini kulun yaşam kalitesinin zamanı doğru kullanımla orantılı olduğunu ahiretin en iyi kullanılacak meyvesinin zaman olduğunu zaman kaybedenin vay haline olduğunu anladık. elinize sağlık.
85.105.150.115
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim