• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Ankara 14 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Konya 17 °C
  • Antalya 20 °C
  • Diyarbakır 27 °C
  • Erzurum 11 °C
  • İzmir 17 °C
  • Rize 20 °C

Bir dil bir insan

Merve Kavakçı

Yıllar önce karşılaştığım bir aile. Amerika'ya yeni gittiğim aylardaydı. Genç çiftin üç tane küçük çocuğu vardı.
 
Baba Filistinli, anne Japon üç küçük de ABD'de doğmuş. İslami yaşayan bir Müslüman aile onlarınki. Karı-koca birbirlerinin dillerini bilmiyorlar. Hanım Arapça konuşmuyor eşi de onun dili olan Japonca bilmiyor. Aralarında İngilizce anlaşıyorlar, öylece tanışmış evlenmişler, bilemiyorum belki de eğitimleri sırasında yolları kesişti ve evlendiler. Çocuklar annenin de babanın da diline hakimler. Yaşları çok küçük olmasına rağmen anne ile Japonca konuşuyorlar. Anne de buna itina gösteriyor. Şöyleki; çocuklar anne ile sadece Japonca konuşabileceklerini biliyorlar. Çok dilli ailelerde sıklıkla görülen bir sorun olarak dominant bir dilin sonunda diğer dilleri konuşma kabiliyetini yok etmesine fırsat vermiyor, anne. Yani İngilizce konuşulan bir ülkede Amerika'da yaşarken çocukları ile muhakkak surette kendi dilinde Japonca konuşuyor. Çocuklar adaptasyon kabiliyeti fazla yaratıklar, hemen kendilerini ortamın yeni şartlarına göre ayarlayabiliyorlar. Japon annenin talebi doğrultusunda onun dilini devreye sokuyorlar. Aynı çocuklar babayla da onun dili olan Arapça'da iletişim kuruyorlar. İşin ilginç tarafı bu çocuklar anne ve babaları bir arada olduğunda İngilizce konuşmaları gerektiğinin de farkındalar. Ne zaman ki anne baba birlikte birşey konuşuyorlar hemen gerekli değişimi yaparak dili İngilizce'ye çeviriyorlar. Henüz okul öncesi yıllarda üç dil birden konuşan küçük çocuklardan söz ediyoruz.
 
Bugün bu konudan bahsetmemin sebebi AK Parti ile ilgili okuduğum bir haber. Haber şöyle: "AK Parti genel başkan yardımcısı ve Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Başkanı Ekrem Erdem, 'Bizimki Türkçe Sevdası' kitabında yabancı dille eğitimin Türkçe'ye ve bireylere verdiği zarar üzerine önemli tespitlerde bulunuyor. Milli dil bilincinin olmaması, küreselleşme sürecinin yanlış algılanması, entelektüellerin sömürge aydını zihniyeti ile düşünmesi, Türkçe'nin bilim, felsefe dili olmayacağı gerekçeleriyle yabancı dille eğitim yapıldığına dikkat çeken Erdem, 'Dil bilimciler insanın en iyi biçimde kendi dilinde düşünebildiği gibi verimliliğini ve yaratıcılığını da kendi dilinde gösterir. Bütün diller sonradan gelişerek, zenginleşerek bilim olmuştur.' diyor. Ana dilde eğitim yapılmadığı takdirde yaratıcı düşünme kabiliyetinin köreldiğini ve buna bağlı olarak bilimsel gelişmelerin de yaşanmadığını vurgulayan Erdem, 'Dil düşüncenin alt yapısıdır. İnsan bir dile sahip olmadan düşünemez, iletişim kuramaz. Yabancı dille eğitim sadece Türkçe'nin gelişmesini engellemez, aynı zamanda düşünceyi de kısırlaştırır. Yaratıcı düşünce ancak ana dille mümkündür. Çağdaş ülkelerin hiçbirinde yabancı dilde eğitim yapılmıyor. Yabancı dilde eğitim sadece az gelişmiş ve sömürge altındaki ülkelerde görülen bir durumdur' ifadelerini kullanıyor. Ekrem Erdem, sömürge bölgesinde yetişen sözde entelektüeller gibi Türk düşünürlerinde de milli dil bilincinin olmadığını ve kendi dillerini tanımadıklarını belirtiyor. Yabancı dille eğitimi destekleyenlerin Türkçe'ye vakıf olmadıklarını açıklayan Erdem, fikirlerini şöyle anlatıyor: 'Türkçe fakir ve yetersiz bil dil değildir. Bünyesinde 650 bin sözcük barındırıyor. Bunu iddia edenler milli dil bilincinden yoksun. İngilizce ve Fransızca gibi dünya dillerini de bilmiyorlar. Hâlbuki İngilizce'nin yüzde 75'i yabancı sözcüklerden meydana gelmiştir. Yabancı münevverler hiçbir zaman 'Aman bu sözcükleri atalım, kullanmayalım' dememiştir. Yabancı dillerde eğitim görmüş insanlar ana dillerini yetersiz buldukları görülür. Bunlar fikri üretirler, çeşitli tartışmalara girişirler ama toplumun kültürel diliyle konuşmazlar. Başkasının dili ile düşünmek, düşünce çerçevesini benimsemektir'."
 
Sayın Erdem'in bu ülkenin sözde aydınlarıyla ilgili tesbitine katılmamak mümkün değil ancak o bahsettiği sorun bence yabancı dile kendini kapamakla aşılacak bir sorun değil. O bizatihi münevverin 'kafa yapısı' ile alakalı bir sorun. Kabahati dilde aramak niye…İslam'ın altın çağı yaşandığı yıl ve asırlarda kim tek dille kifayet ediyordu…

yeniakit

Bu yazı toplam 819 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim