• BIST 97.713
  • Altın 143,932
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • Ankara 12 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Konya 11 °C
  • Antalya 16 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Erzurum 4 °C
  • İzmir 15 °C
  • Rize 12 °C

Bilenlerin Sorumluluğu

Abdullah Dai

Gerçekleri bilen kişiler, bildiklerinden sorumludurlar… Bildikleriyle amel etmeli ve bildiklerinin gereğini yapmalıdırlar… Bilenler, kendilerine, toplumlarına ve çağlarına karşı sorumludurlar…
Kendilerine karşı sorumludurlar, çünkü gerçeği bilmek onlara nasib olmuş ve böyle bir nimet ellerine geçmiştir… Kendilerine nasib olan bu nimeti, diğer insanlarla paylaşmak zorundadırlar… Diğer insanları ilgilendirdiği için, onlarında bu gerçekten payları vardır… Onlara aid olan bu payı, kendilerinden gizlemek başlı başına bir ihanettir… Bu emanetin yerine ve ehline teslim edilmesi gerekir!..
Toplumlarına karşı sorumludurlar, çünkü bozulmuş, ifsâd edilmiş bir toplumun nasıl düzeltileceğini biliyorlar… Onlardaki bu bilgi, yaralı toplumun yarasını sarabilir, hastalıklarını tedavi edebilir… Maddî ve mânevî yıkıma uğratılan toplumun, yeniden inşâsı projesini bilenler, bu bildikleriyle amel etmez ve yıkılanı tamir etmezlerse, elbette imkânları var iken yapmadıkları ve ihmal ettikleri bu vazifelerinden dolayı sorumludurlar… Eğer bu sorumluluklarını, egemen tağutlara yaranmak için yerine getirmiyorlarsa, korkunç bir ihanetin içinde bulunmaktadırlar… Bu ihanetin vebâlinden kurtulmak için, bildikleri gerçekleri saklamadan ortaya koymalı ve onunla amel etmelidirler…
Çağlarına karşı sorumludurlar, çünkü onları şirk koşmadan yalnız ve yalnız kendisine ibadet etsinler diye yaratan,(1) yaratma ve emir yalnızca kendisine aid olan(2) Allah Teâlâ, onları bu çağda dünyaya getirdi ve kendilerine gerçeği bilmek imkânını nasib etti… İçinde yaşadıkları çağın problemlerini ve çözüm yollarını bilir oldular… Kendilerine Rabbleri Allah Azze ve Celle tarafından verilen bunca bilgi nimetini, çağın insanlığıyla paylaşmalı, onlara gerçekleri anlatmalı, kendilerini hakka davet edip iyiliği emr ve kötülüklerden nehyetmelidirler…
Bilenler, üzerlerine düşen "gerçekleri bilmek" sorumluluğunun gereğini hakkıyla yerine getirirken, kendilerini yaratan ve şirk koşmadan ibadet etmelerini emreden Rabbleri Allah''dan başkasından korkmamalı, O''na güvenip dayanmalıdırlar…
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ:
"Öyleyse insanlardan korkmayın, Benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah''ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar, kâfir olanların tâ kendileridir." (3)
"(Yakub dedi ki:) "Hüküm yalnızca Allah''ındır. Ben, O''na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de, yalnızca O''na tevekkül etmelidirler." (4)
"Artık mü''minler, yalnızca Allah''a tevekkül etsinler." (5)
"De ki: O (Allah) Rahmân olandır. Biz, O''na iman ettik ve O''na tevekkül ettik." (6)
Kendisinden, toplumundan ve çağından sorumlu olan bilenler, yani âlimler, yalnızca Allah''dan korkacak, O''na tevekkül edecek, yani güvenip dayanacaktır… Allah''ın kendisine verdiği ilim imkânını, Allah''ın emrettiği şekilde kullanacak, onunla amel edip edilmesini sağlayacaktır… Çünkü âlimler, peygamberlerin varisleri olan ve Allah''dan en çok korkan muvahhid mü''minler ve muttakî Müslümanlardır…
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ:
"Kulları içinde ise, Allah''dan ancak âlim olanlar içleri titreyerek korkar. Şübhesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır." (7)
Ebu''d-Derdâ (r.a.)''ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Muhakkak âlimler, peygamberlerin varisleridirler." (8)
Peygamberlerin varisleri olan gerçek âlimler, yani Allah''a şirk koşmadan ibadet edip, yalnızca Allah''dan korkan muvahhid mü''min şahsiyetler, Allah''ın kendilerine nasib ettiği ilmi, önderleri ve örnekleri olan peygamberlerin izinden giderek değerlendirmelidirler… Nasıl ki Allah Teâlâ, Nebî ve Rasul kullarına vahyederek onları bilgilendirdi ve tebliğ ile davet vazifesini verdiyse, peygamberlerin varisleri olan âlimler de, peygamberlere, hasseden son Nebî ve son Rasul olan Rasulullah Muhammed (s.a.s.)''e indirilmiş olan vahyin varisleridirler… Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), Allah Teâlâ''nın kendisine vahyettiği Kur''ân''ı, nasıl anlamış, nasıl anlatmış, nasıl tebliğ etmiş nasıl yaşamış ve insanlar tarafından inanılarak yaşanmasını nasıl sağlamış ise, O''nun varisleri olan ümmetinin âlimleri de, önderleri gibi davranmalı ve O''nu takib etmelidirler…
Şu apaçık bir gerçektir ki her muvahhid mü''min âlimdir!.. Âlemlerin Rabbi Allah''dan korkan, âkîde ve amelle ilgili ilmi elde edip onunla emrolunduğu gibi ibadet eden her muvahhid mü''min âlimdir ve Rasulullah (s.a.s.)''in varisi olduğu gibi, yeryüzünün de varislerindendir… Hâl böyle olunca, her muvahhid mü''min kul, önderi ve hayat örneği olan Rasulullah (s.a.s.)''i takib etmeli, O''nun bırakmış olduğu miras olan ilim ile amel etmeli, Kur''ân-ı Kerim''e ve Sünnet-i Seniyye''ye sımsıkı sarılmalıdır…
Muvahhid mü''min Müslümanlar, kendi çaplarınca ilim sahibi, üzerlerine düşen kulluk vazifelerini yapmak için kâfî derecede bilgiyi elde etmiş, bundan dolayı sorumlu bir konuma gelmişlerdir… Kendinden, toplumundan ve çağından sorumlu olan mü''min Müslümanlar, sorumluluklarını yerine getirirken, yegâne önder ve örnekleri Rasulullah (s.a.s.) dir… O''nun Sünneti üzere yaşamalı, böylece hayat kitabımız Kur''ân-ı Kerim''in hayata hâkimiyeti sağlanmalıdır…
Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Biz, senden evvel kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka (peygamberler) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.
(Onları) apaçık deliller ve kitablarla (gönderdik). Sana da zikr''i (Kur''ân''ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler diye." (9)
"Ey Rasul, Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer böyle yapmazsan, O''nun risâletini tebliğ etmemiş olursun. Allah, seni insanlardan koruyacaktır. Şübhesiz Allah, kâfirler topluluğuna hidayet vermez." (10)
Abdullah ibn Abbas (r. anhuma), bu ayetin tefsirinde şunları söyler:
"Buyruğun anlamı şudur:
Rabbinden sana indirilenlerin tümünü tebliğ et. Eğer ondan herhangi bir şey gizleyecek olursan, O''nun risâletini tebliğ etmemiş olursun. Bu, hem peygamber (s.a.s.)''e, hem de O''nun Ümmeti arasında ilim taşıyıcılarına, peygamber''in şeriatı ile ilgili hiçbir şeyi gizlememelerine dair bir direktiftir. Yüce Allah, peygamberinin kendisine bildirmiş olduğu vahiyden hiçbir şey gizleyemeyeceğini bilmiştir." (11)
Mesrûk (rh.a.) anlatıyor:
Mü''minlerin annesi Aişe (r.anha), Mesrûk''a şöyle demiştir:
-Her kim sana, "Muhammed, kendisine indirilenlerden herhangi bir şeyi sakladı (tebliğ etmedi)" derse, muhakkak ki, yalan söylemiştir. Çünkü Allah şöyle buyuruyor:
"Ey Rasul, Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer böyle yapmazsan, O''nun risâletini tebliğ etmemiş olursun. Allah, seni insanlardan koruyacaktır. Şübhesiz Allah, kâfirler topluluğuna hidayet vermez." (Mâide, 5/67)(12)
Rabbimiz Allah Teâlâ, ayetlerinde beyan buyurduğu gibi, önderimiz Rasulullah (s.a.s.)''e Kur''ân indirildi ki, insanlara apaçık izah edilsin diye… Rasulullah (s.a.s.), vahyin hem tebliğ edeni, hem de Allah''ın muradı doğrultusunda açıklayanı idi… O, üzerine düşen sorumluluğu hakkıyla yaptı… Tebliğ etti… Davet etti… Davetine icabet edip katıksız iman edenlere, Allah''ın emrettiklerini nasıl yapacaklarını öğretti… Onları, hem bilgilendirdi, hem de o bilgiyi nasıl uygulayacaklarını tek tek gösterdi… İman eden mü''min Müslümanları vahiy ile eğitti, öğretti ve bir araya getirip cemaat etti… Mü''min Müslümanlar, iman ve salih amel üzere cemaat oldular… Bir vücûdun organları, bir duvarın birbirini sımsıkı tutan taşları hâline geldiler… Safları netleşti… Müşrik ve kâfir düşmanlara karşı sıkılmış yumruk hâline geldiler… Bir yürek, bir bilek oldular!.. Önderleri ve örnekleri Rasulullah (s.a.s)''in imametinde saf tuttular, omuz omuza, gönül gönüle!.. İmamlarına uydular… Hem kaline hem hâline itaat ettiler…
Allah''a ve Rasulü (s.a.s.)''e itaat eden mü''min Müslüman kullarını yeryüzünün halifeleri ve varisleri(13) kılan Rabbimiz Allah:
"Rasul, size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa, artık ondan sakının ve Allah''dan korkun. Şübhesiz Allah, cezası (ikabı) pek şiddetli olandır." (14) buyurur.
Rasulullah (s.a.s.), Ümmetine gerçekleri apaçık anlattı, onları bilgilendirdi, öğretti ve eğitti… Sonra kıyamete kadar gelecek Ümmetinin her ferdine bir de görev verdi: İslâm''ı tebliğ ve İslâm''a davet!..
Abdullah b. Amr (r.a.)''ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
“Benim tarafımdan (tebliğ edilen Kur''ân''dan) bir ayet bile olsa (başkalarına) tebliğ edip ulaştırın." (15)
Ebu Hürr er-Rekâşî amcasından nakleder.
Rasulullah (s.a.s.), (Vedâ hutbesinde) şöyle buyurur:
"Burada bulunan kişi, bulunmayana aktarsın. Nice aktarılan kişi vardır ki, duyandan daha iyi kavrar." (16)
Zeyd b. Sabit (r.a.)''dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Allah, benden bir hadisi işitip de onu (güzelce) ezberleyip başkasına (noksansız) aktaran kimsenin yüzünü ak etsin. Nice fıkıh ilmine (esas teşkil eden hadislere) sahib olup da onu, kendisinden daha anlayışlı bir kişiye aktaran kimseler vardır. (Bu bilgiyi aktardığı kimseler de onun inceliklerini kavrayıp halka açıklar.) Nice fıkıh ilmine (esas teşkil eden hadislere) sahib olup da (O hadislerin inceliklerine nüfuz edecek şekilde) anlayışlı olmayan kişiler de vardır." (17)
Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), miras olarak ilim bıraktı…(18) Rasulullah (s.a.s.), sımsıkı sarıldığımız zaman asla sapmayacağımız iki şey bıraktı: Allah''ın kitabı ve Nebîsinin Sünneti…(19) Miras bırakılan ilim, Kur''ân''ı Kerim ve Rasulullah (s.a.s.)''in Sünneti''dir… Kur'' ân''ı ve Sünneti gereği gibi öğrenilecek ve emrolunduğu gibi amel edilecektir… Öğrenilip amel edinilen gerçekler, diğer insanlara tebliğ edilip onların hidayetine vesile olunmaya çalışılacak, insanlar için örnek şahsiyetler oluşacaktır…
Bir öğretici ve eğitici olan Rasulullah (s.a.s.),(20) miras bıraktığı ilme sahib olan her mü''min Müslüman''ın sorumluluk altında bulunduğunu, öğrendiklerini diğer insanlara öğretmesinin vazifelisi olduğunu beyan buyurmaktadır… Rasulullah (s.a.s.)''in nakledilen hadislerinden apaçık anlaşıldığı gibi, bilen ve aydın her mü''min Müslüman Rasulullah (s.a.s.)''den işittikleri ayetleri ve hadisleri, diğer insanlara ulaştırmakla görevlidirler… İnsanları, akîde konusunda, amel konusunda, siyaset konusunda, ekonomi ve ticaret konusunda aydınlatmalı, bilgilendirmelidirler… Kur''ân ve Sünneti, onlara öğretmeli, izah etmeli ve nasıl uygulayacakları konusunda kendilerini eğitmelidirler…
Rasulullah (s.a.s.)''in bıraktığı ilme varis olan muvahhid mü''minler, Rasulullah (s.a.s.)''in izinden giderek, insanlardan değil, yalnızca Allah''dan korkarak insanlara gerçekleri anlatmalıdırlar… Hiç İslâm''a girmemiş olanları, İslâm''a davet ederken, İslâm Dini''ni kabul ettikleri hâlde yanlış anlayıp uygulayanları uyararak doğrusunu öğretmelidirler… İslâm adına ortaya atılan ve kendisine inanılarak amel edilen bid''at ve hurafelere karşı Müslümanları bilgilendirmeli, İslâm''a sokuşturulan bid''at ve hurafelerden, İslâm''a iman edenleri arındırmalı, onlara saf ve temiz İslâm''ı izah edip kabul ettirmeli…
"Yeniden İslâm''a" hareketi başlamalı, dinin tamamlandığı ve Onun dışındaki hiçbir şeyin kendisine karıştırılmadığı güne dönülmelidir…
Şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah Teâlâ:
"Bugün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm''ı seçip beğendim." (21)
Dinin kemâle erdirildiği gün, üzerimizdeki nimetin tamamlandığı gün ve din olarak İslâm''ın, Rabbimiz Allah tarafından seçilip beğenildiği gün… Muvahhid mü''minlerin akîde ve amel olarak görmesi gereken gün, o gündür!..
Ali b. Ebu Talha (rh.a.) anlatıyor:
Abdullah ibn Abbas (r. anhuma) şöyle demiş:
-"Bugün size dininizi kemâle erdirdim…" kavlinden maksad, İslâm''dır!
İmam ibn Kesîr (rh.a.) şunları söyler:
"Bu ayet ile Allah Teâlâ, peygamberine ve mü''minlere imanlarını kemâle erdirdiğini haber vermiştir. Bir daha hiçbir zaman için arttırmaya gerek duymayacaklarını ve Allah''ın tamamladığı şeyi, başka hiçbir şeyin eksiltmeyeceğini, Allah''ın beğendiğini hiçbir şeyin kötülemeyeceğini ifâde etmektedir." (22)
Din, yani İslâm kemâle erdirildi… Onda herhangi bir noksanlık kalmadı ki, birileri onu tamamlasın ve herhangi bir fazlalık yok ki, birileri onu çıkarsın!..
"Yeniden İslâm''a hareketi" bu tertemiz kâmil, kendisinden bir şey çıkarılmamış ve herhangi bir şey eklenmemiş İslâm''a dönüş hareketi… Rasulullah (s.a.s.)''in varisleri olarak bize bıraktığı iki mirasa sahip çıkıp sımsıkı sarılmak bu mukaddes emaneti koruma hareketidir, İslâm''a dönüş hareketi… Kitab ve Sünnet tarafından kabul edileni kabul, reddedileni redd, dinin kemâle erdirildiği güne dönüş demektir… O güne dönüş, bugünün gerçeklerini göz ardı etmek demek değildir… Çağın gereklerini, Kur''ân ve Sünnet ölçüsünce değerlendirmek, Allah Azze ve Celle''nin hükmüne göre kabul ve reddetmek gerek… Çağı, İslâm''a tabi kılmak ve İslâm''a göre düzenlemek, bilenlerin, aydın Müslümanların, kanaat önderlerinin vazifesidir…
Yegâne hayat nizamı İslâm, kıyamete kadar bütün çağların ihtiyaçlarına, Allah''ın rızasına ve insan fıtratına uygun cevab veren bir dindir… İslâm''ı çağa uydurmak değil, çağı İslâm''a itaatkâr kılmak gerekir…
Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
"Hiç şübhesiz din, Allah katında İslâm''dır." (23)
"Kim İslâm''dan başka bir din ararsa, asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba uğrayanlardandır." (24)
Yaşadığımız çağı ve kıyamete kadar gelecek çağları, İslâm''ın emrine teslim etmek, İslâm''a boyun büktürmek için çalışmak, gayret, birlik-beraberlik ve hak üzere direnmede sabır gerekir… İslâm''a sokuşturulmuş bid''at ve hurafeleri ayıklamak ve İslâm''ı onlardan temizleyerek, "Kemâle erdirildiği" güne döndürmek için var gücüyle mücadele etmek, sorumluluk sahibi âlimlerin ve onlarla beraber bu mücadeleyi yürütmeleri kulluk vazifeleri olan her ferdin görevidir… Bu görev ertelenemez, ihmal edilemez ânın vâcibidir!..
Rabbimiz Allah Azze ve Celle söyle buyurur:
"Hani Kitab verilenlerden: "Onu, mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diye kesin söz almıştı. Fakat onlar bunu, arkalarına attılar. Ve ona karşılık az bir değeri satın aldılar. O aldıkları şey ne kötüdür." (25)
Apaçık ayetleri gizleyenler veya yanlış anlam yükleyip yorumlayanlar, çağın egemen zalim tağutlarına yaranmak ve bu ihanetle dünyalık elde etmeye çalışanlar, Allah''a verilen sözlerinden cayanlar, bu hâlleriyle Rabbleri Allah''a isyan ettikleri gibi, merhamet olunmuş vasat ümmete de ihanet etmişlerdir… Bildikleriyle hayırdan yana amel etmemiş, o bilgilerini şerrde kullanmış, mustaz''af ve mazlum İslâm Milleti''nin yanında yer almamış, tağutların saflarında, onlara hizmet etmeyi görev bilip yapmaya devam etmiştir… Çağı, İslâm''a tabi kılmayı değil, İslâm''ı çağa uydurmaya gayret etmiş, böylece egemen tağutların şirk hükümlerini meşru'' göstermeye çaba harcamışlardır…
Rabbimiz Allah Teâlâ, böyle davranan bilenler için şöyle buyurur:
"Allah''ın indirdiği Kitab''dan bir şeyi göz ardı edip saklayanlar ve onunla değeri az (bir şeyi) satın alanlar, onların yedikleri, karınlarında ateşten başkası değildir. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azab vardır.
Onlar, hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık azabı satın almışlardır. Ateşe karşı ne kadar dayanıklıdırlar." (26)
Peygamberlerin bıraktığı ilme varis olanlar, bu mukaddes görevlerini kötüye kullandıkları takdirde, düştükleri durumu ve ulaşacakları sonucu böylece beyan buyuruyor Rabbimiz Allah Teâlâ!..
Kendilerine, toplumlarına ve çağlarına karşı sorumlu olan âlimler ve aydın Müslümanlar, sorumluluklarını hakkıyla yerine getirdikleri zaman, Allah''ın izniyle birçok olumsuz olan şeyler, olumlu hâle gelecek ve bozulanlar düzelecektir!.. Bir kavim, kötü durumunu ve yanlışını, iyilikler ve doğrular ile değiştirdiği takdirde Allah, onun durumunu değiştirecektir…(27) İman ettikten sonra dosdoğru olanlar, bildikleriyle amel edip sorumluluğunu yerine getirenler kurtulmuşlardır…
Yezid b. Seleme el- Cu''fî (r.a.) anlatıyor:
Yezid b. Seleme (kendisini kasdediyor:
-Ya Rasûlallah, senden bir çok hadisler işittim. Sonraki hadisin, öncekini unutturmasından endişe ediyorum. Bana (içinde birçok hususları) toplayan bir tabirle konuşunuz! Dedi.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Bildiğin hususlarda Allah''ın emirlerine muhalefet etmekten sakın!" (28)
Bu emir, her bilen içindir!.. Bilip de sorumlu olanlara!..

-------------------------------------
1)Bkz. Zariyat, 51/56. Kehf, 18/110
2)Bkz. A''râf, 7/54
3)Mâide, 5/44
4)Yusuf, 12/67
5)Âl-i İmrân, 3/122
6)Mülk, 67/29
7)Fatır, 35/28
8)Sünen-i ibn Mace, Mukaddime, B.17, Hds. 223
Sünen-i Tirmizî, Kitabu''l-İlm, B.19, Hds. 2822
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu''l-İlm, B.1, Hds. 3641
Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 32, Hds. 349
Sahih-i Buhârî, Kitabu''l-İlm, B. 11 (Bab başlığında)
Kuzâî, Şihâbü''l-Ahbâr Tercümesi, çev. Prof. Dr. Ali Yardım, İst. 1999, sh. 190, Hds. 626
Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 5, sh.196
9)Nahl, 16/43-44
10)Mâide, 5/67
11)İmam Kurtubî, el-Câmiu Li Ahkâmi''l-Kur''ân, çev. M. Beşir Eryarsoy, ist. 1998, C. 6, sh. 319
12)Sahih-i Buhârî, Kitabu''t-Tefsir, B. 106, Hbr. 134
Kitabu''t-Tevhid, B. 47, 157
Sahih-i Müslim, Kitabu''l-İman, B. 77, Hbr. 287
13)Bkz. En''âm, 6/165. Kasas, 28/5-6. Nur, 24/55
14)Haşr, 59/7
15)Sahih-i Buhârî, Kitabu''l- Enbiya, B. 52, Hds.128
Sünen-i Tirmizî, Kitabu''l-İlm, B. 13, Hds. 2806
16)Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 5, sh. 74
Ayrıca bkz. Rıfat Oral, Hz. Peygamber''in Vedâ Haccı, Konya, 2006, sh. 242
17)Sünen-i Ebu Davud, Kitabu''l-İlm, B. 10, Hds. 3660
Sünen-i ibn Mace, Mukaddime, B. 18, Hds. 230
Kitabu''l-Menasik, B. 76, Hds. 3056
Sünen-i Tirmizî, Kitabu''l-İlm, B. 7, Hds. 2794
Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 24, Hds. 233-236
Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 4, sh. 80, 82 C. 5, sh. 183
18)Bkz. Sünen-i ibn Mace, Mukaddime, B. 17, Hds. 223
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu''l-İlm, B. 1, Hds. 3641
19)Bkz. İmam Malik, Muvatta, Kitabu''l-Kader, Hds. 3.
İmam Hafız el- Munzirî, Hadislerle İslâm-Terğib ve Terhib, çev. A. Muhtar Büyükçınar, Vdğ. İst. T.Y. C. 1, sh. 99, Hds. 6 Hakim''den sahih.
el-Hafız Şihabeddin Ahmed b. Ali b. İbn Hacer el-Askalânî, Terğib ve Terhib, çev. Abdulvehhab Öztürk, ist. 1982, sh. 27, Hds. 16
20)Bkz. Sünen-i ibn Mace, Mukaddime, B. 17, Hds. 229
Abdullah ibnü''l-Mübarek, Kitabü''z-Zühd, çev. M. Adil Teymur, ist. 1992, sh. 308, Hds. 1388
21)Mâide, 5/3
22)İbn Kesîr, Hadislerle Kur''ân-ı Kerim Tefsiri, çev. Dr. Bekir Karlığa-Dr. Bedrettin Çetiner, İst. 1984, C. 5, sh. 2103
23)Âl-i İmrân, 3/19
24)Âl-i İmrân, 3/85
25)Âl-i İmrân, 3/187
26)Bakara, 2/174-175
27)Bkz. Ra''d, 13/11
28)Sünen-i Tirmizî, Kitabu''l-İlm, B. 19, Hds. 2823

Vuslat dergisi

Bu yazı toplam 9042 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim