• BIST 110.248
  • Altın 155,602
  • Dolar 3,8262
  • Euro 4,5259
  • Ankara 7 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Konya 10 °C
  • Antalya 18 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Erzurum 0 °C
  • İzmir 11 °C
  • Rize 13 °C

“Benim başım-gözüm üstüne”

Hakan Albayrak

Mustafa İslamoğlu hocamız, infak eden insan için “cennet gibi bir insan” diyor; “içinde bulunduğu eve cennet kokusu verir, onunla beraberliğiniz adeta cennetten bir an yaşamak gibidir”.

Kürt, işte böyle bir insan. Onun misafiri olmak, cennetten bir an yaşamaya benzer. “Benim başım-gözüm üstüne” dedi mi, hiç şüpheniz olmasın, başının üstünde gerçekten yeriniz vardır. Kim olursanız olun, nereden geliyor olursanız olun, sizi baş tacı eder. Sizi izzet ve ikrama boğmak için varını-yoğunu ortaya koyar. Her istirhamınızı emir telakki eder. Her kıpırdayışınızda ayağa fırlayıp “Bir emrin mi var?” diye sorar. Gözünüz masadaki sürahiye değdiği anda bir bardak su veya ayran doldurup size uzatır, hafif bir yorgunluk belirtisi gösterdiğiniz anda “hemen yatağı hazırlatayım” der. Emrinize verilmiş, sınırsız rahatınızdan sorumlu bir melektir sanki. Yanından ayrılıp gittiğinizde de onun başı-gözü üstüne olmaya devam edersiniz. Diyelim ki Bingöl'den Diyarbakır'a geçtiniz; artık başka bir evin misafirisinizdir, ama Bingöl'deki dostlarınız sizi mütemadiyen arayıp sıhhat ve afiyetinizi kontrol eder, bir ihtiyacınızın olup olmadığını sorar, “başım gözüm üstüne” deyip dururlar. Diyarbakır'dan Mardin'e geçersiniz; bu sefer hem Bingöl'den hem de Diyarbakır'dan “başım-gözüm üstüne” telefonları gelir. Mardin'den Batman'a geçersiniz; bu sefer hem Bingöl'den hem Diyarbakır'dan hem de Mardin'den ararlar. Bu böyle çoğala çoğala devam eder. Sağ salim evinize dönünceye kadar bir melekler ordusu gibi takip ederler sizi. Halbuki çoğu zaman yeni tanışmışsınızdır. Bir daha görüşmeniz de çoğu zaman uzak bir ihtimaldir. Size bir borçları yoktur, sizden temin edecekleri bir menfaat yoktur, ortada hiçbir hesap-kitap yoktur; ama insan olmanın ve bilhassa din kardeşi olmanın hatırı ve hukuku vardır işte. Kürt, bu hatır ve hukuku itina ile gözetir.

Ortadoğu dediğimiz coğrafyanın bütün Müslüman halkları ehl-i muhabbettir, fakat Kürtlerin “başım-gözüm üstüne”si bambaşka bir güzellik. Bu güzellikten herkes gibi devlet de istifade edebilir. Kürtler devlete de “başım-gözüm üstüne” diyebilirler. Unutmayalım ki, Osmanlı devleti milliyetçilik hareketleriyle çalkalanırken ve Frenklerle işbirliği yapanların Osmanlı'dan toprak koparacağına kesin gözüyle bakılırken Kürtler “Millet-i İslam” prensibine ısrarla bağlı kalmış ve bölücülüğün “b”sine tevessül etmemişlerdir. “Millet-i İslam” prensibi terk edilip Ergenekon'lu-Bozkurt'lu “Türk” kimliği dayatılınca bir travma yaşadılar, ama, 1920'li-30'lu-40'lı yıllarda 16 kere isyan ettikleri halde, sırf Ezan-ı Muhammedi'ye saygı gösterdiği ve Şeyh Said'in torununu milletvekili yaparak 'geçmişe sünger çekelim' mesajını verdiği için Demokrat Parti'nin 10 yıllık iktidarında silahlarını toprağa gömüp umutlu bir bekleyiş içine girdiler. Ne oldu? Umutlu bekleyiş boşa çıktı. Devlete itiraz sesleri yeniden yükselmeye başladı. Bu seslerin gereği yapılacağı yerde, ağzını açanın ağzı-burnu dağıtıldı. Kürt'ün “K”sini telaffuz edenin canına okundu. Öyle bir devlet baskısı uygulandı ki, dünyanın en dindar Müslüman halklarından biri olan Kürtlerin önemli bir kısmı, İslam'a açıkça cephe alan PKK'dan medet umar hale geldi. Bunda bizim de sorumluluğumuz var. İslamcılar ve genelde sivil toplum olarak, devletin Kürt'e bakışını ve Doğu-Güneydoğu'daki yanlış uygulamalarını görmezden gelerek, kardeşlerimizi derin bir yalnızlık hissine sevkettik. Onları kırdık, incittik. Yine de, Batı'dan gelen her misafiri baş tacı ediyorlar. 'Değil mi ki geldi? Hoş geldi' diye düşünüyorlar, ille de “Başım-gözüm üstüne” diyorlar. Bu bize bir şeyler ilham etmeli!

Durumu düzeltmek için geç kalmış değiliz. Bu toprakların insanlarının ilginç bir özelliği var: Kendilerinden içtenlikle özür dileyen, suçunu kabul edip hatasını düzeltme iradesini gösteren kimseye müthiş bir şefkat duyarlar. Onun yüreğini daraltmamak için geçmişteki sorunu konuşmaktan imtina eder, o konuştuğu zaman da “geçti gitti” diyerek sıkıntılı havayı dağıtmaya çalışırlar. Sonrası: “Eee? Daha daha nasılsın? Bir isteğin-arzun var mı? Benim başım-gözüm üstüne.” Mesele hal yoluna girdiği anda (ama adaletli bir hal yoluna girdiği anda) bağırlara taş basılır, geçmişe sünger çekilir, yaşanan acılar unutulur ve dostluk, barış, esenlik ihya olur.

Kürt meselesini doğuran sebeplerden ötürü özür dilenmesi ve bu meselenin çözümü yolunda azim gösterilmesi gerektiğini söylediğimizde “teröre taviz verilmez” yahut “elimizi verirsek kolumuzu kaptırırız, ülke bölünür” gibi tepkiler gösterenler, terörü ve bölünme temayüllerini asıl kendilerinin beslediğini ne zaman fark edecekler? Kürtlerin arz-ı halini can kulağıyla dinleyip “başım-gözüm üstüne” diyenlerin –ve dediklerini de yapanların- Kürtlerden aynı şekilde mukabele görmemeleri ihtimali yüzde sıfırdır. Bu basit gerçeği idrak edemeyip Kürtleri binbir kanlı komployla 'yola getirmeye' çalışan derin devlet stratejistlerinin stratejilerine tüküreyim.

Konuya önümüzdeki günlerde devam edeceğiz inşaallah.



Bu yazı toplam 2305 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
akbulutbahar
22 Temmuz 2008 Salı 14:55
istanbul
kaleminize sağlık... kürtlerin özellikle batıdan gelen misafirlere değer vermesi konusunda tamamen hemfikirim..fakat bilinçli bir kürdünde PKKdan medet umar duruma geldiğini düşünmüyorum... saygılar...
85.102.10.123
m.fatih
19 Temmuz 2008 Cumartesi 20:21
Sanliurfadan selamlar,
Sevgili hakkan,aynen katiliyorum.sizin bu kadar guzel makalenizden sonra bir seyler yazma geregi duymuyorum.zira kurt halkinin portresini cok guzel cizmissiniz.kalemine saglik.rabbim hayirli,bereketli ve uzun omurler nasip eylesin.
70.80.235.205
muhammed musab
19 Temmuz 2008 Cumartesi 18:24
mardinden selam...
selamun aleykum...
mardinden yazıyorum içten bir yazı yazılmış çok teşekkür ederiz...
''Öyle bir devlet baskısı uygulandı ki, dünyanın en dindar Müslüman halklarından biri olan Kürtlerin önemli bir kısmı, İslam'a açıkça cephe alan PKK'dan medet umar hale geldi.'' diye yazmışsınız...
ben bu düşüncenize kesinlikle katılmıyorum...
çünkü pkk ya teveccüh gösteren ırkçı kürtlerden başkası değil bilinçli hiçbir kürt pkk ya teveccüh göstermez...
fakat maalesef asimine ediliyoruz ve bizde başka insanlardan faşizmi öğreniyoruz...
ben bu ırkçılara kürtlerin taife-i laicusu diyorum...
her bir müslümanın başımızın gözümüzün üzerinde yeri vardır...
85.105.62.174
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim