• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • Ankara 11 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Konya 12 °C
  • Antalya 18 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Erzurum 12 °C
  • İzmir 15 °C
  • Rize 16 °C

Başörtüsü Eylemleri'nde Bu Hafta(FOTO)

Başörtüsü Eylemleri'nde Bu Hafta(FOTO)
Kocaeli'de 463., Sakarya'da 442., Ankara'da 421., Konya'da 338.,

17.Yılında 28 Şubat darbesi Kocaeli'nde tank üstünde protesto edildi. Alana getirilen bir tan maketi üzerinde açıklama yapan İnsan haklar Savunucuları derneği Genel Başkanı Ali Akbaş, 17 yıl önce Müslümanlara 28 şubatta yapılan zulümleri hatırlarken hala tüylerimiz diken diken oluyor dedi. Açıklamaya destek veren vatandaşlar ellerinde, “28 Şubat Kemalist Darbelerine geçit yok”, “28 şubatlara geçit yok” pankartları taşıdılar.

KOCAELİ İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU 10. YIL 463. HAFTA BASIN AÇIKLAMASI

Değerli halkımız ve basın mensupları, bundan, 17 yıl önce 28 Şubat 1997’de yaşanılan post modern Kemalist darbeyi lanetlemek için her cuma günü olduğu gibi bu günde meydanlardayız. Medeniyetsizler topluluğu olan batı emperyalizmi ortadoğu'da güçlü ve inançlı bir Türkiye asla istememektedir, kalkınmış İSLAM’ i ve İNSAN’ i değerlerine dönmüş bir Türkiye’ yi Siyonizm ve Haçlı alemi büyük bir tehdit olarak görmektedir. Müslümanların yönetim merkezi olan Hilafet İSLAM karşıtları tarafından kaldırıldıktan sonra, İslam bitti hesapları yapılırken, Refah Partisinin halkın oylarıyla iktidara gelip, merhum Necmettin Erbakan gibi anlı secdeye değen bir insanın başbakan olması Siyonizmin ve batılı emperyalist devletlerin tüm Orta Doğu planlarını alt üst etmişti.

17 Haziran 1996 yılında HABİTAT 2 toplantılarına katılmak için Türkiye’ye gelen İsrail Cumhurbaşkanı Weizman daha uçaktan inmeden önce Türkiyeli maşalarına şunları söylüyordu; “Dostumuz olanlar toparlanınız, aksi takdirde Refah Partisi iktidara gelir ve bu durum İsrail’i rahatsız eder”. Halkın Kemalist rejime tepkisi, Refah partisini iktidara taşımıştı. Sincan'da yapılan Kudüs gecesi ve Türkiye'de yükselen İslami hassasiyet, İsrail ve Türkiye’ deki uşaklarını panikletmişti. İsrail düğmeye bastı, “Orta doğu ve dünyada siyonizme ve Amerika’nın çıkarlarına muhalif bir iktidar iş başında kalamaz, derhal gereğini yapın”. Sincan'da Kemalist Yahudi sever subaylar, İsrail'den aldıkları emir üzerine tankları yürüterek Müslüman halka gözdağı vermişlerdir. Amaç halkı korumak için alınan tanklarla, Kudüs gecesinden dolayı halka ve iktidara göz dağı vermek. Merhum Necmettin Erbakan hükümeti entrikalarla istifa ettirildi ve iktidar Siyonist yahudilerin “bizim çocuklar” dedikleri ANAP ve yandaşlarına devredildi. Sözde ülkede Cumhuriyet ve demokrasi vardı. Sonuçta halk ne isterse istesin önemli değil, İsrail ve batılı şer güçlerin istediği kişiler ve partiler iktidar olacaktı !.

Ardından Müslüman halkın kuran kursları, İmam hatip okulları kapatıldı. Okullarda Atatürk ilke ve inkılâplarına ve Anayasadaki Laiklik ilkesine aykırı bahanesiyle ALLAH’ın emri olan başörtüsü yasaklandı. İkna odaları kuran Kemalistler, özgür bireylerin yaşam biçimine müdahale ederek “illa biz Kemalistlerin istediği şekilde yaşayacak, düşünecek ve giyineceksin, yoksa seni okuldan atarız” tarzındaki dayatmacı anlayışları Müslüman halkımıza silah zoruyla kabul ettirme yoluna gittiler.Yüz binlerce kız çocuğu okullarından uzaklaştırılarak eğitim hakkı ellerinden alındı. Yüz binlerce vatandaş takibata, adli kovuşturmalara uğradı, memurlar işlerinde uzaklaştırıldı, inançlı insanlar irtica brifingi almış hakimler tarafından hapse atıldı. Bu gün dahi, bu İsrail güdümlü 28 Şubat darbesini anarken bu yapılan zulümleri hatırladıkça tüylerimiz diken diken olmaktadır. 1000 yıl sürecek dediler 10 yıl dahi sürmedi. ALLAH mazlum halkımıza zulmeden bu zalimleri yerin dibine geçirdi. 
Fakat üzüldüğümüz bir nokta bir takım 28 Şubat yasaklarının hala sürmesi. Hala bu Müslüman ülkede 28 Şubatçıların dayattığı karma eğitim ile eğitim müfredatı sürdürülmektedir. Hala ilköğretim ve liselerde kız öğrencilerin başörtüyle okullara girmesi yasak. 28 Şubat mağduru başta Salih Mirzabeyoğlu, Yakup Köse ve daha yüzlerce inançlı insanın mağduriyetleri devam etmektedir. İrtica brifingi alan yargı görevlileri hakkında hiçbir işlem başlatılmadı, 28 Şubat’ın sivil darbecileri hukuk önünde hesap vermedi. 28 Şubatta darbe yapanlar ellerini kollarını sallayarak dışarıda gezmektedirler, fakat mağdur ettikleri halkımız hala demir parmaklıklar arkasın yaşam mücadelesi vermektedirler. Hükümeti acilen bunlara el atmaya davet ediyoruz.

Siyonizm ve Haçlı alemi, İslam ümmeti üzerinde sinsi planlarını devam ettirmektedir. Yahudiler tarafından değiştirilmiş Tevrat’ta, “Tüm insanlar İsrail oğullarının kölesi olacak” der. Dünya üzerinde Müslümanlarda dâhil, Siyonist yahudilerin insanlığa çizdiği rol kölelik ve hizmetkârlıktır. Halkın yükselen İslam’i ve İnsan’i hassasiyetinin önünü, 28 Şubat’ta post modern darbe ile kesemeyen Siyonizm, “dine karşı din”le ve “Amerikancı İslam” dediğimiz sapık anlayışla, 17 Aralıkta “Dost Modern” darbeyle tekrar engel olma girişiminde bulunmuştur. Tüm insanları ve Müslümanları kendine kul köle yapabileceğini zanneden batılı şer güçler, hoşgörü aldatması içinde güdümüne aldıkları Amerikancı İslam yanlılarıyla Anadolu Coğrafyasında darbe yapmasına halk olarak izin vermeyeceğiz, Şeytan ve dostları, iş birlikçileri şunu iyi bilmelidirler’ki !, kullanılmak üzere himayenize aldığınız Amerikancı İslam anlayışının mensupları, sapık anlayışları ile asla ve asla İslam ümmetini temsil etmemektedirler. Siz askeri gücünüzle, paranızla ve dünya üzerinde sağladığınız imkânlarla, belki bunları güdümünüze almış olabilir siniz fakat ümmet asla ve asla Tevrat’ta yazdığı gibi İsrail oğullarının kölesi, hizmetçisi olmayacak, Siyonizmin güdümüne giremyecektir.

Kemalistleri kullandınız olmadı, bu günde bu sapıkları kullanarak Osmanlının son kalesi Anadolu’yu güdümünüze almaya çalıyorsunuz. Sizi uyarıyoruz, maşalarınızla bu ülkede darbe yapıp halkın özgür iradesinin önüne geçebileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Adnan Menderese, Necmettin Erbakan'a oynadığınız hırsızlık, yolsuzluk senaryolarını, bu günde oynayarak halkı kandırabileceğinizi ve Müslümanların 90 senelik kazanımlarını, kolayca bir çırpıda, birkaç hırsızlık, yolsuzluk senaryosuyla sileceğinizi sanıyorsunuz yanılıyorsunuz. Her şeyin bir bedeli vardır. Müslüman halk 90 sene sonunda bu noktaya kolay ulaşmadı, çok bedel ödedi. İstekleriniz varsa, sizde bedel ödemeye hazır olun !!. Ey şeytani güçler ve iş birlikçileri, sizlerin zannettiği gibi, halkın iradesine darbe hiçte kolay olmayacak, sizlere çok pahalıya patlayacaktır. Türkiye Mısıra benzemez, sizin karşınızda 7 düvele kafa tutmuş Müslüman bir halk var. Dünyanın firavunları ve işbirlikçi maşaları, kendinizi çok güçlü zannedebilirsiniz! ama unutmayın alemlerin Rabbinin gücü hepinizin üstündedir. Bu ümmet sırtını Beyaz Saray'a, İsrail'e değil, Âlemlerin Rabbi olan Allaha dayadı. Aklınızı başınıza toplamazsanız, ihanetinizle Müslüman halka zarar verebilirsiniz ama sizde çok ağır faturalar ödeyeceksiniz ve bunun tek sorumlusu siz olacaksınız !, bunu da iyi bilin. Basın açıklamamıza katıldığınız için teşekkür ediyoruz.


İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI DERNEĞİ

1

Sakarya’daki 442. hafta adalet ve özgürlükler eyleminde, son siyasi gelişmeler karşısında İslami kamuoyuna ilke olarak benimsemeleri gereken ayet ve hadisler hatırlatıldı

442. Hafta Basın Açıklaması

Değerli Sakarya Halkı;

Türkiye, çok çalkantılı bir sürecin içinden geçiyor. İçinde bulunduğumuz günlerde ciddi bir siyasî dönemeci tecrübe ediyoruz. Göründüğü kadarıyla devlet, iktidara gelmesine izin verdiklerinin son kullanma tarihinin dolduğunu düşünüyor ve bir tasfiye sürecini başlatmış. Bu tasfiye esnasında da söz konusu kişilerin iktidarı nasıl ‘hoyratça’ kullandıkları ve nasıl bir yozlaşıyla hemhal olduklarını gösteren kimi kesitler deşifre ediliyor. Bunların ortaya çıkmasıyla beraber, ister istemez, en iyimserlerin dahi  kafası karışıyor

Yaşanılan siyasî krizle beraber çok ciddi bir ahlakî kriz de ortaya çıkmış durumda. Türkiyeli Müslümanlar, karşılarına çıkan bu kritik süreçte zor ve önemli bir sınava tabi oluyorlar. Bu sınavı verebilmek için Müslümanlar olarak üzerimize düşen; bir Müslüman açısından katiyen kabul edilemeyecek şeyleri, türlü tevil ve yorumlarla meşrulaştırmak değil; Bunun yerine, hakkı ayakta tutan şahitler olmak. Hoşumuza gitmese de, ağırımıza da gitse; hakkı söylemek, hakikate sadık olmak ve bu sadakatin gereğini yapmak.

Bu konu hakkında, bilhassa şu son süreçte unutulmaya yüz tutmuş olan kimi değerlerimizi tekrar hatırlatma gereği hissediyoruz.

Kur’an’da, Nisa Suresi’nin 135. ayetinde mealen:

“Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.” buyurulmaktadır.

Yine benzer bir şekilde, Maide Suresi’nin 8. ayetinde de mealen:

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir.” buyrulmaktadır.

Duyarlı Sakarya Halkı;

Bu ayetlerde ifade edilenler, zaman ve mekan üstü bir hakikate işaret ediyor. Müslümanın; yakınları, hatta anne babası aleyhine bile olsa hakkıyla şahitlik etmesinin İslamî ve ahlakî bir görevi olduğunu ortaya koyuyor.

Bunun yanında bizlere gelen meşhur bir rivayette, Mekke’den soylu bir kadının hırsızlık yapmasının ardından Resulullah’tan kendisine iltimas geçilmesi için aracılarla ricacı olduğu anlatılır. Bunun üzerine Peygamberin öfkelenerek:

“Sizden öncekilerin helak olması, fakirler hırsızlık yapınca had uygulayıp nüfuzlu ve zengin olanları cezadan muaf tutmalarındandır. Vallahi Muhammed’in kızı Fatıma da hırsızlık yapsa onun elini keserdim” dediği rivayet edilmiştir.

Değerli Sakarya Halkı;

Müslümanlar olarak, eğer ahirette hesap vereceğimize iman ediyorsak kimseyi kayırma ve kimseye iltimasta bulunma hakkına sahip değiliz. Bir kötülük gördüğümüzde bunu evvela elimizle, o da olmazsa dilimizle düzeltmek mecburiyetindeyiz. Bunları yapamıyorsak en azından kalbimizle o kötülükten uzaklaşmalıyız. Bu bizim insanî ve İslamî bir sorumluluğumuzdur. Bu sorumluluğumuz sadece ‘bizden olmayanların’ kötülükleriyle sınırlı bir sorumluluk değil. Bunun aksine, sınavımızı ancak bu sorumluluklarımızı kötülüğü kimin yaptığına bakmadan yerine getirdiğimizde verebiliriz.

Değerli Sakaryalılar;

Bu sebeplerden dolayı, içinde bulunduğumuz bu zor günlerde, kimi başka hesaplara girerek işlenilen ağır cürümleri görmezden gelmemek gerekir. Böyle yaptığımız takdirde, bu işin Allah katındaki karşılığı bir tarafa, toplum nezdindeki bütün inandırıcılığımız ve ciddiyetimizin de un ufak olacağını iyi görmeliyiz. Müslümanlar olarak bizim üzerimize düşen ‘yedirmeyiz!’ gibi ilanlarla açığa çıkan cürümlerin üzerini örtmek, mevcut suçları görmezden gelmek olmamalıdır. Doğru olan; bu suçların hesabını başka kimseye bırakmadan öncelikle bizlerin sormasıdır. İslamî kimliğimiz; suçların faillerinin aklanması için değil, fiillerinin bedellerini ödemeleri için çalışmamızı gerektirir.

Sakarya Dayanışma Derneği

"Hayali Selâm Örgütü bahanesi ile üç yıldır dinlendiği ortaya çıkan yedi bin kişilik telefon listesinin yanında..."

ANKARA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU’NUN
1 MART 2014 TARİH VE 421. HAFTA BASIN AÇIKLAMASI
Değerli Misafirler! Basın Açıklamamı...za Hoş Geldiniz.
28 Şubat 1997’de gerçekleştirilen post modern darbenin 17. yılı da geride kaldı. TSK içine yuvalanmış ve kendine Batı Çalışma Gurubu adını veren cuntacı bir ekip tarafından; medya, bazı sivil toplum kuruluşları ve sermaye çevreleri tarafından desteklenerek gerçekleştirilen darbenin hedefi maalesef Müslümanlardı. Merhum Başbakan Necmettin Erbakan’ın havuz sistemini kurarak, ülke kaynaklarını hortumlayanların musluklarını kısması, üniversitelerde birincilik kürsülerine başörtülü kızların çıkması bazı çevrelerin uykularını kaçırmıştı. İrtica söylemiyle Müslümanlara savaş açan darbeciler, çeşitli baskılarla hükümeti istifaya zorladılar. İmam Hatip liselerinin orta kısmı kapatıldı, mezunlarının üniversitelere girmesi engellendi. Rektörler üniversite kapılarında başörtülü öğrenci avına çıktı. Binlerce genç kızımızın eğitim hakları ve meslekleri ellerinden alındı. Ülke kaynakları çeşitli bahanelerle İsrail’e peşkeş çekildi. Yönetim kurullarına generallerin getirildiği birçok banka yağmalanarak batırıldı. 57 milyar dolar zarar milletin sırtına yüklendi.
12 Eylül Anayasa değişikliğiyle darbecilerin yargılanma ihtimali belirdi. Ancak gerek 12 Eylül darbecilerinin yargılandığı davada, gerekse 28 Şubat darbecilerinin yargılandığı davada garip gelişmeler oluyor. Daha önce darbeye teşebbüs suçlaması ile ağır hapis cezalarına çarptırılan Balyoz ve Ergenekon sanıklarının aksine, darbe suçunu teşebbüsten fiile geçirdikleri sabit olan 28 Şubat darbesi sanıklarının tutuklulukları birer birer kaldırıldı. Bazı çevrelerce Ergenekon ve Balyoz davalarına gösterilen destek ve ilgi, 28 Şubat davasından esirgenir oldu. Üstelik 28 Şubat’ın sivil ve medya ayağı üzerine hiç gidilmedi. Baklava çalan çocuklara 10 yıl hapsi reva gören yargı, 28 Şubat sürecinde bankalardan hortumlanan 57 milyar doların hesabını kimseden sormadı. 28 Şubat davasını ibretle izlemeye devam ediyoruz.
Siyasi arenada ise gündem çok hareketli. Hayali Selâm Örgütü bahanesi ile üç yıldır dinlendiği ortaya çıkan yedi bin kişilik telefon listesinin yanında, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı gibi üst düzey yöneticilerin kullandığı kriptolu telefonların bile dinlendiğinin ortaya çıkması olayın boyutlarını ortaya seriyor. Bu olay üzerine kriptolu telefonların yazılımlarını düzenleyen TÜBİTAK’taki ekip görevden alındı. Bu ekip göreve getirilirken hiçbir istihbarat ve güvenlik soruşturmasına tabi tutulmamış mıydı? Böyle bir olay karşısında bile dün kara dediklerine bugün ak diyerek kayıt dışı muhalefetin peşine takılıp olaylardan siyasi rant devşirmeye çalışan muhalefet partilerinin durumunu memleketin geleceği açısından endişe verici buluyoruz.
İslâm topraklarında ise kan dökülmeye devam ediyor. Savaş suçu kapsamındaki varil bombaları dahil her türlü ağır silahla siviller, kadınlar, çocuklar toplu olarak katlediliyor. Öte yandan Mısır’da darbe yönetimi 29 Müslüman’ı idama mahkum etti. Darbeciler darbe karşıtlarını bu defa da idam kararlarıyla sindirme ve korkutma yoluna gidiyorlar.
Bu arada Ankara’da ODTÜ arazisi kıyısından geçen ve 1071 Malazgirt Bulvarı adı verilen yolun açılışı esnasında protesto gösterisi yapan bir grubun basına yansıyan fotoğrafı dikkat çekti. Protestocu gruptan bir gencin başındaki Bizans askeri başlığı ne anlam ifade ediyor? İstanbul’da Gezi Olaylarında dikkat çeken “Zulüm 1453’de başladı” pankartı da göz önüne alınırsa, kendi tarihine düşman bir nesil yetiştiren eğitim sisteminin yeniden gözden geçirilme zarureti ortaya çıkmaktadır.
Bütün insanların akıl, nesil, can, mal ve din emniyetlerinin sağlandığı bir dünyada buluşmak temennisiyle katılımlarınız için teşekkür ederiz.

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu
“Kendilerine hainlik edenleri savunma. Muhakkak Allah hain günahkârları sevmez. Bunlar, insanlardan (hainliklerini) gizlerler de, Allah'tan gizlemezler. Oysa O, geceleyin istemediği şeyi kurarlarken onların yanı başlarındadır. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır. Haydi siz dünya hayatında onları savunuverdiniz (diyelim). Peki kıyamet gününde Allah'ın huzurunda onları kim savunacaktır? Yahut onlara kim vekil olacaktır? Kim bir kötülük işler, yahut nefsine zulmeder, sonra da Allah'tan bağışlanmasını dilerse, Allah'ı bağışlayıcı ve esirgeyici bulur. Kim bir kötülük işlerse, kendi nefsine kötülük etmiş olur. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, hikmet sahibidir. Kim bir hata veya bir günah işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak iftira etmiş ve apaçık bir günah yüklenmiş olur. ” ( Nisa Suresi, 107-112 Ayetler)

 

 

 KONYA İNANÇ ÖZGÜRLÜKLERİ PLATFORMU 338. HAFTA BASIN AÇIKLAMASI
“Kendilerine hainlik edenleri savunma. Muhakkak Allah hain günahkârları sevmez. Bunlar, insanlardan (hainliklerini) gizlerler de, Allah'tan gizlemezler. Oysa O, geceleyin istemediği şeyi kurarlarken onların yanı başlarındadır. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır. Haydi siz dünya hayatında onları savunuverdiniz (diyelim). Peki kıyamet gününde Allah'ın huzurunda onları kim savunacaktır? Yahut onlara kim vekil olacaktır? Kim bir kötülük işler, yahut nefsine zulmeder, sonra da Allah'tan bağışlanmasını dilerse, Allah'ı bağışlayıcı ve esirgeyici bulur. Kim bir kötülük işlerse, kendi nefsine kötülük etmiş olur. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, hikmet sahibidir. Kim bir hata veya bir günah işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak iftira etmiş ve apaçık bir günah yüklenmiş olur. ” ( Nisa Suresi, 107-112 Ayetler)
 Rahman, Rahim Allah’ın Adıyla:
İki yanlış bir doğru etmez...Yanlışların sayısını artırdıkça doğruya ulaşma şansını da kaybetmiş olursunuz. Bir yanlış başka bir yanlışın sebebi olamaz. Kanın kanla yıkanmadığı gibi yanlış da bir başka yanlışla düzeltilemez. 
 28 ŞUBAT ülkemizin en karanlık günlerinden biridir. Topyekün mücadele kararlarının alındığı, ülkenin içerisinde Müslümanlara yönelik bir savaşın başlatıldığı, O meş’um günün seney-i devriyesindeyiz. O zulumat günleri hatıraları ile birlikte hafızalarımızda capcanlı bir şekilde durmaktadır. Kasetlerin havada uçuştuğu düzmece senaryoların tertip edildiği, hayali örgütlerin kurulup masumların mahkum edildiği, özel hayatın mahremiyetinin hiçe sayıldığı o günlerin etkileri toplumsal hafızamızda geniş bir yer tutmaktadır. 
 Hala suçlularının yeterli bir şekilde cezalandırılmadığı göstermelik mahkemelerden sonra faillerin salıverildiği, mazlumlarından bir özrün bile dilenmediği hala masum insanların o günkü uydurma suçlamalarla cezalandırılmakta olduğu gerçeği de ortadadır.  
 Toplumumuz 28 ŞUBAT’ın meydana getirdiği travmayı henüz atlatamamıştır. Hal böyle iken; 26 Şubat MGK’sında topyekün bir mücadele kararının alınması kaygı vericidir. Siyasal bir çekişmenin geçmişte siyam ikizi olmuş iki grubun çatışmasının MGK kararlarıyla bir cadı avına dönüştürülmesinden endişe duymaktayız. 28 ŞUBAT’ın sosyal, siyasal, ekenomik, kültürel ve psikolojik zararları ortada iken ülkeyi aynı duruma sürüklemeye hiç bir kimsenin hakkı yoktur. Tarafların birbirlerine olan kinlerinin toplumsal bir travmaya dönüşmesi hiç kimsenin yararına değildir. Oluşacak zararlardan da tarafların her birisi sorumludur. 
 Selam Örgütü adı altında ülkede yapılan dinlemeler bir gerçeği ortaya koydu ki; böyle bir örgüt mevcud değildir. Oysa aynı iddia ile yıllardır yargılanan, ceza alan, işkence görüp, hapis yatan bu davadan mahkumiyet aldığı için ülke dışında yaşamak zorunda kalan onlarca insan var. Bu mahkumiyetlerin yeniden ele alınmasını, cezaların iptalini ve cezalandırılmış olanlardan özür gerekmiyor mu? Başbakan ve bu örgüte üye olduğu iddia olunan herkes bu iddianın uydurma olduğuna inanıyorsa , geçmişteki iddialara da karşı durmaları gerekmektedir. Geçmişteki iddiaların karşısında durmuyorlarsa bugün kü iddaların gerçek olmadığına halkı nasıl ikna edecekler?... Başta Başbakan ve bakanlar omak üzere tüm “Selam Örgütü” üyelerini, bu örgüt adı altında meydana getirilen tüm mağduriyetlerin giderilmesi için çalışmaya davet ediyor, bu şahısların iade-i itibarlarını talep ediyoruz.
 Tarihin bir ibret levhası olduğu sonu kan ve zulümle bitecek heyecanların bulunmadığı tevhit ve adalet üzere kurulu bir dünyada yaşama umudu ile hepinizi 339. Haftada aynı yer ve saatte buluşmak üzere Allah’a emanet ederiz.
 KONYA İNANÇ ÖZGÜRLÜKLERİ PLATFORMU  28 REBİULAHİR 1435 - 01 / 03 / 2014
Etiketler:
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Tevhid Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Faks : haber@tevhidhaber.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim